Archive for Mayıs, 2008

Bitkilerin büyümesi için gübre olarak kullanılan ve suyla temasında 400 kat büyüyen renkli toplar çocukları hasta etti. Bakanlık anne babalara çağrıda bulundu: Sakın almayın…

Hasan Bozkurt’un haberi

Su topu nedeniyle hastanelere birçok başvuru oldu. Sağlık Bakanlığı anne babalara, ‘çocukları bu ürünlerden uzak tutun’ çağrısında
Yurtdışından ithal edilen ve ’su maymunu’ adı verilen renkli jel toplarda büyük bir skandal yaşandı.

Bitkilerin büyümesi için gübre olarak kullanılan ve suyla temasında 400 kat büyüyen renkli toplar çocukları hasta etti. Bakkal, market, kırtasiye, akvaryumcular ile seyyar satıcılarda satılan ve suyun içine atıldığında bölünerek çoğalan ’su maymunları’ yüzünden onlarca aile Acil servislere başvurdu. Yutulduğunda midede büyüyen jel şeklindeki topların hayati risk taşıdığını dikkate alan Sağlık Bakanlığı, bu ürünlerin satışına el koydu. Okul çevresinde bulunan ve çocukların sağlığını tehdit eden su toplarının oyuncak olarak satılması yasaklandı. Bitkilerin yaşaması ve dekorasyon olarak kullanılan renkli topları çocuklara satanlara da ceza kesilmesi talimatı verildi. Sanayi Bakanlığı ve TOBB’a uyarı yazısı geçen Sağlık Bakanlığı, il sağlık müdürlüklerini acil koduyla bilgilendirdi. Vatandaş tarafından ne olduğu bilinmeyen su topları yüzünden son günlerde hastanelere 20′nin üzerinde başvuru oldu. Suyun içine katıldığında büyüyen ve farklı renkleriyle miniklerin ilgisini çeken topların mağdur ettiği çocuklara Ankara’da minik Melike Ateş eklendi. 2 yaşındaki Melike geçen hafta aniden gelen ağrı ve kusma şikâyetiyle ailesi tarafından Dr. Sami Ulus Çocuk Hastalıkları Hastanesi’ne götürüldü. Acil serviste tedaviye alınan küçük Melike’nin su toplarından yuttuğu tespit edildi. Yaşadıkları paniği anlatan Melike’nin babası Ömer Ateş, “6 yaşındaki kızıma para vermiştim. Komşu çocuklarında gördüğü için yakınımızda olan akvaryumcudan şeffaf toplardan almış. Haberimiz olmadan bardağa koymuş. En küçük kızım da bardaktaki topları içmiş. Ağrısı başlayınca şüphelendik hastaneye götürdük.” diye konuştu. Acil servise gittiklerinde birçok çocuğun su topları yüzünden hastaneye başvurduğuna şahit olduklarını söyleyen Ateş, röntgende su toplarının görülemediğini belirtti. “Doktorlar topların bağırsaklarda ve midede probleme neden olabileceğini söylediler.” diyen Ateş, ayrıca hastane görevlilerinin ürünü satın aldıkları yeri şikâyet edebileceklerine dair tutanak tuttuklarını ifade etti.

Çocuklardan uzak tutun

‘Büyüyen sihirli su topları, su maymunu, renkli jel top’ isimleriyle 1 YTL‘ye satılıyor. Su topları 400 kata kadar büyüyebiliyor. Ürünün özelliği suyu içine alıp orada hapsetmesi. Bu yüzden bitkilerin uzun yaşaması için kullanılıyor. Boyutları küçüldüğünde ise su ilave edilmesi büyümesi için yeterli oluyor.

Zaman

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yeterli sıvı alınamaması vücutta pek çok rahatsızlığa sebep olabilirken; suyun faydaları anlatmakla bitirilemiyor. Peki günde ne kadar su içmeli, suyu nasıl tüketmeliyiz?

Suadiye Memorial Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Oya Yüksek, “ Su tüketirken dikkat edilmesi gereken noktalar” hakkında bilgi verdi.

 

“Gün içinde ne kadar su tüketmeliyiz?” sorusu özünde basit bir soru olmasına karşın, net bir cevabı yoktur. Konu ile ilgilenen uzmanlar, yıllardır bu sorunun cevabını aramaktadır. Yanıt ise; kişinin sağlığı, yaşadığı yer ve ne kadar aktif olduğu gibi birçok faktöre bağlıdır.

 NASIL SIVI KAYBEDİYORUZ?

Her gün solunumla, terlemeyle, idrarla ve dışkı ile sıvı kaybı yaşanır.

 

Vücuttan yaklaşık olarak günlük 10 kupa (2,5 Lt) sıvı kaybı olur.

İDRAR

4-6 KUPA

TERLEME

2-4 KUPA

SOLUNUM

1,5 KUPA

FECES (DIŞKI)

2/3 KUPA

 NEDEN SUYA İHTİYACIMIZ VAR?

Vücuttaki her sistemin çalışabilmesi için suya ihtiyacı vardır. Örneğin; organlardan toksinlerin atılabilmesi, besin öğelerinin taşınması ve bunun gibi diğer işleyişler için su gereklidir.

 VÜCUT HİDRATASYONU ÖNEMLİDİR 

Genellikle susadığımız zaman su içmek değil vücudun hidratasyonunun (vücuttaki suyun yeterli olması) sağlanması ve dehidratasyonun (vücudun susuz kalması) oluşmaması için her zaman su alımı önemlidir. Vücut susuz kaldığı yorgunluk oluşur.

 SU İHYİYACI HANGİ DURUMLARDA DAHA ÇOK ARTAR? 

Egzersiz: Egzersiz veya herhangi bir aktivite durumunda terleme durumu oluşacağından dolayı ekstra su ihtiyacı oluşur. Yaklaşık olarak 400-600 ml su ihtiyacı oluşur. Eğer egzersiz süresi bir saatten daha fazla olursa (Örneğin koşmak gibi) su ihtiyacı da buna göre artar.

 

Çevre/ iklim: İklimin sıcak veya nemli olması ve kişinin terleme durumuna göre sıvı ihtiyacı değişir. Örneğin; kışın bir evin içinin çok sıcak olması ciltten çok fazla nem kaybı sağlar. Özellikle 2 bin metreden daha fazla yükseklikte vücuttan çok fazla sıvı kaybına neden olur.

 

Hastalıklar: Çeşitli hastalıklar örneğin kusma ve ishal gibi problemler vücuttan çok fazla sıvı kaybına neden olurlar. Mesane enfeksiyonları, üriner sistemde oluşan taşlar, bazı kalp sorunlarında, sıvı ihtiyaçları artmaktadır.

 

Hamilelik ve emzirme: ABD’de Ulusal Bilimler Akademisi’ne bağlı bir birim olan Tıp Enstitüsü “The Institute of Medicine”, hamilelere 2.3 lt; emzirme döneminde olanlara ise 3.1 lt sıvı alımı önermektedir.

 BASİT AMA ÖNEMLİ BİR KURAL :” 8X8 KURALI “

 Birçok insanın kullandığı basit bir kural olan “8×8 kuralı” bir gün içinde toplam 2 lt su içilmesi mantığına dayanır. Yani 240ml’lik bir bardakla günde 8 kez su içmek mantığıdır. The Instute of Medicine’nın tavsiyesi ise erkeklerde günlük 3lt, kadınlarda ise 2.2 lt sıvı alımıdır. 

 SUYUN DİĞER KAYNAKLARI

Besinler su ihtiyacının yüzde 20’sini karşılamaktadır. Geriye kalan yüzde 80’nini ise su ve diğer içecekler karşılamaktadır. Örneğin; domates, salatalık gibi sebzelerin kendi ağırlıklarının yüzde 90 hatta yüzde 100’ü su içerir. İçeceklerde örneğin süt ve meyve suları oldukça su içerir. Ama bir gerçek var ki su kendi başına en iyi kaynaktır çünkü sıvı alımıyla birlikte alınan ürünün kalorisiz olması, ucuz olması ve kolay ulaşılabilir veya kolay hazırlanabilir olması önemlidir.

 ÖNERİLER:

  • Her yemekle birlikte ve yemek aralarında mutlaka su için.
  • Egzersiz sonrasında mutlaka su tüketin.
  • Şişeden içecekseniz mutlaka temiz olduğuna dikkat edin.

 

    Haber7.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

50 bin erkek üzerinde yapılan araştır-mada, dişeti hastalıkları yaşayanların akciğer, böbrek, pankreas ve kan kanserine yakalanma ihtimalinin daha yüksek olduğu belirlendi.

Dişeti hastalıklarının kanser habercisi olabileceği belirtildi.

İngiltere’deki “Imperial College London” tarafından 50 bin erkek üzerinde yapılan araştırmada, dişeti hastalıkları yaşayanların akciğer, böbrek, pankreas ve kan kanserine yakalanma ihtimalinin daha yüksek olduğu belirlendi. Dişeti hastalıklarına sahip olanların kansere yakalanma riskinin ortalama yüzde 14 daha fazla olduğu tespit edildi.

Dişeti sorunlarının, böbrek ve pankreas kanseri riskini yüzde 50, kan kanseri riskini yüzde 30, akciğer kanseri riskini ise üçte bir oranında artırdığı belirtildi.

Araştırmanın bulgularını “Lancet Oncology” dergisinde yayımlayan bilim adamları, dişeti hastalıklarının bağışıklık sisteminin zayıf olduğunu gösterdiğini, zayıf bağışıklık sisteminin de kanser riskini artırdığını belirtti.

MİLLİYET

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Ekonomik ekonomik krizler, savaşlar ve petrol ihraç eden ülkelerin tutumu tüm ülkelerde petrol fiyatlarını hızla yukarı çektiği belirtildi.

Çağrı ALKAN’ın haberi

 Mart 1999 ile Eylül 2000 arasında uluslararası piyasalarda 10 dolardan 37 dolara fırlayan petrolün varil fiyatı, günümüzde ise 138 doları buldu.

Üretim ve nakliyat masraflarının en önemli kalemi olan petrol fiyatlarındaki artış, iğneden ipliğe hayatın her aşamasında kendisini zam olarak hissettirdi. Petrole son kullanıcı olarak direkt ihtiyaç duyan araç sahipleri de dünyanın her yerinde akaryakıt fiyatlarının artması ve hayat şartlarının ağırlaşmasından etkileniyor.

Tüketiciler, akaryakıt perakendecileri ve hükümetler artan petrol fiyatlarıyla baş etmeye çalışırken, petrolün pompa fiyatı ülkeden ülkeye büyük farklılıklar gösteriyor. Dünyanın en büyük 5′inci petrol üreticisi olan Venezuela’da akaryakıt ‘sudan ucuzken’, Türkiye gibi neredeyse tamamen dışa bağımlı ülkelerde bir depo yakıtın fiyatı uçakla yapılan bir iç hat seyahatini geçebiliyor.

Çin ve Hindistan gibi hızla gelişen ekonomilerde büyümenin devamı için devlet kontrolünde tutulmaya çalışılan petrol fiyatları tüketiciyi şimdilik koruduğu ancak aradaki farkın ne kadar süre devlet kasasından çıkabileceği konusundaki tartışmalar attı. 235 milyonluk nüfusun yaklaşık yarısının günde 2 dolardan daha az bir kazançla yaşamaya çalıştığı Endonezya’da devletin petrol fiyatlarının kontrolündeki etkinliğinin azalması sonucu hızla yükselen akaryakıt fiyatları, protesto gösterilerine yol açıyor.

Londra merkezli danışmanlık firması Global Insight’a göre, dünyada yollardaki araç sayısı 15 yılda 553 milyondan 887 milyona yükseldi. Bu sayının 2012 yılında yaklaşık 1 milyara ulaşması bekleniyor. Avrupa’ya oranla petrole daha az vergi uygulayan ABD’de de akaryakıt fiyatındaki artış uluslararası piyasalara paralel gidiyor. ABD Enerji Bilgi İdaresi verilerine göre, ülkede Mayıs 2003′te 1.67 dolar olan 1 galon (3.783 litre) petrolün pompa fiyatı, o dönemden günümüze yüzde 144 artarak Mayıs’ta 4.02 dolara yükseldi.

Aynı dönemde Fransa’da petrol fiyatları ortalama yüzde 117 artarak litre başına 1.60 Euro’ya fırladı. ABD’de başkanlık yarışındaki adaylar petrol fiyatlarının kontrol altına alınabilmesi için bu yaz döneminde federal petrol vergilerinde azaltma ya da askıya alma gibi yöntemlere gidilebileceği yönünde kampanya konuşmaları yaparken, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy bir AB’den, petrolden alınan KDV’yi kaldırmasını istedi.

Fransa’da isyan eden çiftçiler ve balıkçılar, tekneleri ve traktörleri için ihtiyaç duydukları mazotun fiyatındaki hızlı artışın geçimlerini neredeyse imkansız hale getirdiğini belirtirlerken, tepkilerini ses getiren protesto eylemleriyle ortaya koyarak hükümetten yardım istedi. Fransa’da özellikle balıkçıların başlattığı eylem dalgası İtalyan, Portekizli ve İspanyol balıkçıları da sararken, İngiltere ve Bulgaristan’da da artan petrol fiyatları nedeniyle kamyon ve TIR şöförleri protesto gösterileri yapıyor.

RUSYA’DA DA DURUM

Kendi topraklarında petrol ve gaz üreten, ayrıca çevre ülkelerdeki enerji kaynaklarına yakınlığının avantajını da kullanan Rusya’da da durumun pek parlak görünmediği belirtildi. Günümüzde dünyanın en büyük ikinci petrol üreticisi olarak bilinen Rusya’da benzinin pompa fiyatı 95 cent. ABD’de 1 galon benzin 4.02 dolara satılırken, ortalama gelirin ABD’nin altıda biri olduğu Rusya’da aynı miktarda benzini ancak 3.68 dolara almak mümkün oluyor.

Dünyada petrolün en pahalı olduğu ülkeler arassındaki Türkiye’de bir aracın deposunu doldurmak zaman zaman bir iç hat uçak yolculuğundan daha pahalıya gelirken, Çin’de çiftçilerin ve fakir kesimin imdadına hükümet kontrolünde tutulan düşük petrol fiyatları yetişiyor. Buna rağmen ülkede petrol fiyatları geçen yıla oranla ortalama yüzde 5.5 oranında artış göstermiş.

VENEZUELA UCUZ PETROL CENNETİ

Dünyanın en büyük 5′inci petrol üreticisi Venezuela’da hükümet politikaları sayesinde halk ucuz akaryakıtı ‘doğuştan elde edilen bir hak’ olarak görüyor. 1 litre benzinin yalnızca 3 cent olduğu ülkedeki yakıt fiyatları, dünyanın birçok bölgesinde tüketicilerin deyim yerindeyse ’rüyalarında bile göremeyecekleri’ düzeyde.
Geçmişte yaşadığı petrol krizini yapay alkolle aşan Brezilya’da hala birçok otomobilde etanol kullanılıyor. Dünyanın en önemli şeker üreticilerinden olan 190 milyon nüfuslu ülkede, araçlarda kullanılan etanol şeker kamışından elde ediliyor. Ülkede satılan araçların yüzde 80’i ise yalnızca etanol ya da benzin-etanol karışımıyla çalışabiliyor. Benzinin litresinin yaklaşık 3 dolar olduğu ülkede, etanolü ise bunun yarı fiyatına satın almak mümkün.

JAPONLAR YAKITIN KALİTESNİ DÜŞÜRÜYOR

Dünyanın en pahalı ülkelerinden Japonya’da da sürücüler çoğunlukla aldıkları yakıtın kalitesini düşürerek depolarını doldurma yolunu tercih ediyorlar. 10 yıllık deflasyon döneminin ardından yüzde 1’lik enflasyonu yakalamayı başaran ülkede ortalama bir kişinin aylık akaryakıt masrafı 10 bin yen (yaklaşık 96 dolar) artmış durumda.

Hürriyet

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Geçtiğimiz yıl kuraklığın büyük zarar verdiği meyvede bu sene sıkıntı yaşanmayacak. Kirazın dışında yaz meyveleri pahalı tüketilmeyecek. İşte detaylar:

Çiçek döneminde yeterli tozlanamayan kirazda verim düşüklüğü yaşanıyor. Türkiye meyve üretimi ve ihracatında önemli bir paya sahip Alara Fidancılık CEO’su Yavuz Taner, bu yıl Türkiye genelinde kirazın haricinde meyvecilikte herhangi bir sıkıntının olmadığını söyledi. İlkbaharda hava şartlarının iyi gittiğini, yaz meyvelerinin dondan etkilenmediğini ifade eden Taner, “Daha çok ihracata giden 0-900 ziraat kirazı olarak adlandırılan Napolyon kirazı yeterli meyve tutmadı. Tozlanma döneminden kaynaklanan sorundan dolayı kalitesi düştü. İhracat standardına ulaşamadı. Bunun dışındaki meyvelerde üretimden kaynaklanan herhangi bir sorun yok. Dolayısıyla kiraz pahalı diğerleri normal fiyatlarda olacak.” dedi. Taner, sofralık kirazın 3-4 yeni liranın altına düşmeyeceğini kaydetti.

Son yıllarda yaş meyve sebze ihracatı içinde önemli bir çıkış yakalayan kirazda kalite düşüklüğü yaşanıyor. Geçen yıl kirazın ihracat standardına ulaşamaması nedeniyle Avrupa pazarındaki liderliğini Amerika’ya kaptıran Türkiye, bu yıl da aynı durumla karşı karşıya. İhraç edilebilecek nitelikte kiraz bulamamaktan yakınan Yavuz Taner, “Türkiye’de yeterince kiraz dikildi, çok ağaç var deniyor, ama bunların büyük bir kısmı ihracat standardına uymuyor. Türkiye’nin kiraz üretimi 250 bin tonun üzerinde ancak bunun 100 bin tonluk kısmı ihraç edilebilir nitelikte. Bu miktarı en az 200 bin tona çıkarmamız lazım.” diye konuştu.

ÇUKUROVA VE AKDENİZ’DE CALİFORNİA MODELİ UYGULAMAMIZ LAZIM

Kiraz ve siyah incir ihracatında dünya liderliğine oynayan bir şirket olduklarını ifade eden Taner, diğer ürünlerde de söz sahibi olmak için Çukurova ve Akdeniz bölgelerinde büyük meyve bahçeleri oluşturduklarını kaydetti. Türkiye’de olmayan çeşitleri dışarıdan getirerek adaptasyonunu sağladıklarını vurgulayan Taner, “Amacımız fidanı getirip satmak değil. İlk önce kendi bahçelerimizde üretimini yapacağız. Daha sonra diğer üreticiyle paylaşacağız.” dedi. Taner, Türkiye’nin meyvecilikte söz sahibi olabilmesi için Çukurova ve Akdeniz’de California modelinin uygulanmasını önerdi. Yelpazeyi genişletmek ve yeni çeşitleri denemek amacıyla 8 yıl önce Çukurova-Tarsus bölgesinde meyve bahçesi kurduklarını hatırlatarak şöyle devam etti: “Buradan iyi bir netice aldık. Yüksek performans yakaladığımız aldığımız çeşitleri 1,5 yıl önce Antalya‘da da üretmeye başladık. Türkiye’de Çukurova ve Akdeniz, iklim yapısı itibariyle California’ya eşdeğer bir üretimin yapılabilecek bir bölge. California, Amerika’nın sebze meyve üretiminin yüzde 60′ını gerçekleştiriyor. Dolayısıyla iklim koşullarının uygun olmasının getirdiği avantajla Akdeniz ve Çukurova bölgelerinde California modeliyle üretim yapabiliriz. Böylece hem ihracat, hem de iç pazar yönüyle önemli kazanımlar elde edebiliriz.” Taner, ayrıca Çukurova ve Akdeniz bölgelerindeki meyve bahçelerinden 10 yıl içinde 50 milyon dolar ihracat hedeflediklerini belirtti.

BELÇİKALI UNİWEG ALARA’YA YÜZDE 30 ORTAK OLDU

Taner, 50 milyon dolar olan meyve ihracatını daha yukarı çekmek için de çeşitli girişimlerde bulunduklarını anlattı. Bu çerçevede dünyanın en büyük meyve pazarlama şirketlerinden biri olan Belçikalı Uniweg firmasıyla stratejik bir ortaklığa gittiklerini aktaran Taner, bu sayede AB ve Rusya dışındaki pazarlara daha kolay ulaşacaklarını ifade etti. Uniweg’in Alara Tarım’ın yüzde 30′una ortak olduğu bilgisini veren Taner, şöyle konuştu: “Bu firmanın yıllık 5 milyar doların üzerinde cirosu var. Ortaklıktaki asıl amacımız bu güne kadar yaptığımız pazarlamayı daha öte götürebilmek. Avrupa’da 25 farklı süpermarkete ürün veriyoruz. Bu ortaklıkla bütün dünya ülkelerine ulaşmayı hedefliyoruz.”

Taner’in verdiği bilgilere göre, son dönemlerde Türkiye’de meyvecilik yatırımları artıyor. Meyvecilikte 20 dekar üzeri bir yapılanma var. Bazı yatırımcılar 200 dekara varan bahçeler yapmaya başladı. Bin dönümün üzerinde kiraz bahçesi kuranlar var.

“Türkiye’de 150 çeşit incir, 100 çeşit kiraz yetiştiriliyor ama bunun sadece bir çeşidi ihraç edilebiliyor.” diyen Taner, Türkiye’nin 5 yıl sonra meyvecilikte büyük patlama gerçekleştireceği öngörüsünde bulundu.

Ağırlıklı kiraz olmak üzere toplam 7 bin dekarlık bir alan üzerinde meyve yetiştiriciliği yapan Alara’nın Arjantin’de de 420 dekar kiraz plantasyonu bulunuyor. Aynı ülkede 2 bin 400 dekarlık da sözleşmeli üretimi yaptırıyor. Kiraz satışını yılda 200 güne çıkaran şirket, bu süreyi daha da artırmak için Arjantin dışında yeni üretim bölgeleri arayışını sürdürüyor. Alara, toplam 370 dekar olan Antalya meyveliğinde 100′er dönüm kaysı, nektarın, Japon eriği, 60 dönüm hicaz narı, 5′er dönümde elma ve Trabzon hurması yetiştiriyor.

Cihan

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın TOBB Genel Kurulu’nda haberini versiği doğalgaz zammının oranları açıklandı. Yarından itibaren geçerli olacak zam oranları şöyle:

Doğalgaza, yarından itibaren konutta yüzde 7,4 sanayide yüzde 8,3 oranında zam yapılacağı açıklandı…

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) 63. Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, 1 Haziran’dan itibaren doğalgaza zam yapılacağını açıklamıştı.

Başbakan Erdoğan, hükümetin 1 Temmuz’da otomatik fiyatlandırma ile elektriğe zam yapma hazırlığında olduğunu hatırlattı, doğalgaza ise yarından itibaren zam yapılacağını duyurdu.

Doğalgaza erken zam kararında, 1 Temmuz’da elektrik ve doğalgazın aynı anda zamlanmasının yaratacağı sıkıntı ile BOTAŞ’ın acil zam ihtiyacının etkili olduğu belirtiliyor.

 

Haber7.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Başbakan Erdoğan elekrik ve doğalgaza yapılacak zam konusuna açıklık getirdi. “Artık son reddeye geldik” diyen Erdoğan, hükümetin enerjideki zam planlarını açıkladı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, sivil toplum örgütlerini var edenin demokratik ortam ve demokrasi olduğunu belirterek, ”Ama bakıyorsunuz bazıları çıkıyor, kendilerini var eden demokrasiye yönelik bir tehdit olduğunda, demokrasiyi zayıflatan bir girişim olduğunda, ne hikmettir bilmiyorum, o olumsuzluğun yanında yer alıyor” dedi.

Erdoğan, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Toplantı Salonu’nda yapılan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) 63. Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, değişimin, cesaret, kararlılık ve tutarlılık istediğini söyledi. Erdoğan, şunları kaydetti:

”Doğruyu her zaman ve her zeminde şaşmadan, eğilmeden bükülmeden, cesaretle kararlılıkla ifade etmek zorundayız. İşimize gelsin ya da gelmesin ak aktır, kara karadır. Türkiye’de siyasetinde, bürokrasinin de sivil inisiyatifinde artık bu cesareti de kararlılığı da göstermesini bekliyoruz. 2002 öncesinde aka kara, karaya ak diyen siyasi geleneği, 3 Kasım seçimlerde milletimiz elinin tersi ile itmiştir. Bu siyasi anlayışın, Türkiye’de yeniden varlık sebebi bulmaması içinde bu kesimin siyasetin, bürokrasinin, sivil toplum örgütlerinin kararlı bir duruş sergilemesi gerektiğine inanıyorum.

Şimdi özellikle şuraya dikkatinizi çekmek istiyorum, sivil toplum örgütlerini var eden demokratik ortamdır, demokrasidir. Ama bakıyorsunuz bazıları çıkıyor, kendilerini var eden demokrasiye yönelik bir tehdit olduğunda, demokrasiyi zayıflatan bir girişim olduğunda ne hikmettir bilmiyorum, o olumsuzluğun yanında yer alıyor. Tam karşısında yer alması gerekirken, demokrasiyi muhafaza için göğsünü siper etmesi gerekenler eğiliyor, bükülüyor, demokrasiyi zaafa uğratacak bir gayret ve çaba içine giriyor.

Demokrasi zayıflarsa, millet iradesine gölge düşerse ki millet iradesinin hukuki bir tanımı olmadığını, buradan hareket ile ‘ne demokratik millet iradesi, ne demokratik milli irade’ diyerek, milletle, milletin iradesi ile ters düşüyor. Bir defa milli iradenin egemen olmadığı bir noktada ‘egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ diyemezsiniz ve demokratik kurallar ve kurumlar tartışma konusu haline getirilse, bundan en çok zarar görecek olan sivil toplumdur, sivil örgütün temsil edeceği kitledir. Bunu görmüyor, bunu düşünmüyor ve bunun muhasebesini bu çevreler yapmıyor. Bakın şunu bütün kalbimle söylüyorum, haksızlık karşısında susan, o haksızlığa ortak olmuştur.”

-”İSTİKRAR ZEDELENİRSE, EĞER GÜVEN ZEDELENİRSE…”-

Başbakan Erdoğan, 2007 yılında turizm gelirlerinin 18 milyar dolar 487 milyon dolara, aynı dönemde Türkiye’nin çektiği uluslararası yatırım miktarının  da 22 milyar dolara ulaştığını anımsatarak, şöyle devam etti:

”(Efendim işte bu yıl niye az) Niye az olduğunun sorusunu ben siz değerli kardeşlerime yöneltiyorum. Sizlerde düşünün, inanıyorum ki sizlerde aynı cevabı bulacaksınız. Çünkü reel yatırım için bir ülkeye girecek olan sermaye orada istikrar arar, güven arar. Orada istikrar zedelenirse, eğer güven zedelenirse hemen askıya alınır. Şu anda bunu yaşıyoruz ve ikna etmeye çalışıyoruz. Ama buna rağmen inşallah yıl sonuna kadar ülkemize küresel sermaye birçok boyutları ile farklı sektörlerde girecek. 2008 yılı Mart ayı itibarıyla yıllık uluslarası doğrudan yatırım miktarı 17 milyar dolar, 2007 yılı sonu itibari ile ihracatımız hamdolsun çok çok iyi seviyeye geldi. Bugün itibari ile 120 milyar doları aşmış durumdayız. Türkiye’nin küresel ölçekte rekabet gücünü artırmak zorundayız. Bizim önemli hedeflerimizden bir tanesi budur. Bunun için öncelikle enerji piyasası noktasında reformlarımızı uygulamaya koyduk.”

Türkiye’nin 2007 yılında cari açığının 38 milyar dolar olduğunu, bunun 34 milyar dolarının ise enerji ithalatından kaynaklandığını ifade eden Erdoğan, ”Bugün itibarı ile cari açık 40.4 milyar dolar. Bunda da enerjinin payı ne biliyor musunuz; 38 milyar dolar. Kaynakları çeşitlendiriyoruz. Ülke kaynaklarının kullanımı için etkin projelere yürütüyoruz ve sektörün etkin bir yapıya kavuşmasını sağlıyoruz” dedi.

-”MALİ DİSİPLİNDEN ASLA TAVİZ VERMEYECEĞİZ”-

Mali disiplinden asla taviz vermeyeceklerini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:

”2004 yılında yerel seçimleri yaşadık, 2007 yılında biri genel seçim, bir cumhurbaşkanlığı seçimi ve bir de referandum yaşadık. Hiçbirinde mali disiplinden taviz vermedik. Popülist yaklaşımlara asla girmedik. Dikkat ediniz Türkiye’de daha önce görülmemiş bir durum bu. Şimdi 2009 yılındaki yerel seçimlerde de kimse bizden popülizm beklemesin. Eğer biz popülizmden yana olsaydık, ben şimdi yine sanayici ve iş adamları çevresine sesleniyorum: Eğer biz popülizmden yana olsaydık, bin 100 belediyeyi nüfuslarından dolayı Türkiye’ye getirdikleri yüklerden dolayı kapatır mıydık? Ana muhalefeti, muhalefeti karşımıza dikildi. ‘Niye kapatıyorsunuz? Nasıl kapatırsınız’ dediler. Ama biz yarıdan fazlası AK Partili belediyeler olduğu halde bunları kapattık. Niçin? Çünkü bunun akıl ve bilimle, hizmetle, ekonomi ile yakından, uzaktan hiç bir ilgisi yoktu da onun için kapattık. Kaldı ki ben belediyeciyim aynı zamanda. Bunları yaşadım. Öyle birilerini affedersiniz yanınıza çekeceğiz diye birilerine lütufta bulunacağız diye. Geçmişte olduğu gibi belediye kurulmaz. Şehirleri güzelleştireceğiz, insanlara daha iyi hizmet vereceğiz diye belediye kurulur. Biz bu anlayışla bine akşın belediyeyi kapattık.”

-”DOĞALGAZA ZAM YAPMAK DURUMUNDAYIZ”-

”Mazotta fiyatların arttığı şeklinde ifadeler bulunduğunu” anımsatan Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

”Göreve ilk geldiğimde söylediğim şey şudur. Dışa bağımlı olduğumuz konularda biz bu işi bir defa tamamen kendi piyasasına bırakıyoruz. Artık bu ülkede petrolün, akaryakıtın fiyatını biz belirlemiyoruz. Onu kendi piyasası belirliyor. Akşam bir televizyon, ‘Hükümet mazota yine zam yaptı’ diyor. Ayıptır, bu zammı kendi borsası oluşturuyor. Fiyatı düşürecek ise orası düşürüyor. Yani bunun faturasını hükümete kesmek sadece böyle bir grubun hükümete karşı olan tavrından başka bir şey değildir. Aynı şeyi farklı alanlarda, mesela elektrik fiyatlarını konuşuyorlar. ‘Hükümet elektriğe zam yapmaya hazırlanıyor’ Evet yapacağız doğru. 1 Hazirandan itibaren doğalgaza zam yapmak durumundayız ve bugüne kadar mümkün olduğunca engellemek durumunda kaldık. Ama artık geldi buraya dayandı, mecburuz. ‘Cari açık, cari açık’ diye seslenenler lütfen bu cari açığın ortadan kaldırılması için aldığımız tedbirlere de biraz kulak kabartsınlar. Doğalgazın fiyatını Türkiye belirlemiyor. Doğalgazın üreticileri onlar belirliyor. Lütfen bunu da görmemezlikten gelmeyin.”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Tüketici Güven Endeksi’nin 2007 yılının Ağustos ayında yüzde 92.2 seviyesinde olduğunu, bu yılın Nisan ayında ise yüzde 76.2 olarak gerçekleştiğini, Reel Kesim Güven Endeksi’nin de 2007 Ağustos ayında yüzde 114, bugün ise yüzde 101 olarak gerçekleştiğini belirterek, ”Bugün niye böyle olduğunu bilmeyen var mı?Demokrasiyi, milli egemenliği tartışma konusu yapanlar, Avrupa Birliği’nin tartışma konusu olduğu böyle bir zeminde, millet iradesini, hukuk, siyaset özgürlüğünü tartışma konusu yapanlar, bunun cevabını vermek zorundadır” dedi.

Erdoğan, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Toplantı Salonu’nda yapılan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) 63. Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, TOBB’un kurulduğu günden bu yana, Türkiye’de kalkınmanın, ilerlemenin, yatırımın, üretimin, demokratikleşmenin en önemli aktörü haline geldiğini ve bu alanlarda üstlendiği sorumluluğu bugüne kadar hakkıyla yerine getirdiğini söyledi.

Başbakan Erdoğan, TOBB’u, Türkiye’nin temsil kabiliyeti en yüksek, en çağdaş, en dinamik ve demokratik sivil toplum örgütlerinden biri olarak gördüğünü kaydetti.

Hükümet olarak sivil toplum örgütlerinin görüşlerini son derece önemsediklerini ifade eden Erdoğan, bu görüşlerin politikalarının belirlenmesinde birer rehber olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

”Türkiye’nin demokratikleşmesi yönünde verdiğimiz çabalar esasen sivil toplum örgütlerinin güçlenmesi sürece daha çok müdahil olması, Türkiye’nin sorunlarına hedeflerine daha çok katılmaları içindir. Türkiye’nin bugün her alanda ekonomide, siyasette, dış politikada elde ettiği başarı ivmesi demokratikleşme çabalarıyla paralel at başı yürütülmüştür. Demokratikleşme de yeni yeni açılımlar sağlandıkça ekonomideki iyileşme artmıştır. Ekonomideki iyileşme arttıkça demokratikleşme çabaları ivme kazanmıştır. Eğer bu süreçte odalarımızın, sendikalarımızın, vakıflarımızın derneklerimizin önerilerini eleştirilerini almasaydık. Bugün elde ettiğimiz başarıları topluma mal edemezdik.”

2002 yılı sonundan itibaren Türkiye’deki şirketlerin karlılığının sürekli arttığını anımsatan Başbakan Erdoğan, İstanbul Ticaret Odası’nın verilerine göre, İstanbul’da şirketlerin 2007 yılında, 2006 yılına göre ortalama yüzde 31 oranında bir karlılık sağladığını söyledi.

-”PEKİ, BU NASIL SAĞLANMIŞTIR?”-

Erdoğan, ”Peki, bu nasıl sağlanmıştır?’ diye sorarak, şöyle devam etti:

”Bu demokrasiye yapılan açılımlarla sağlanmıştır, bu insan hak ve özgürlüklerine yaptığımız yatırımlarla sağlanmıştır, bu hükümetin kararlı tutumuyla sağlanmıştır, bu ekonomi politikalarının, mali politikaların, para politikalarının, kararlılıkla, disiplinle uygulanması sonucunda sağlanmıştır. Bu istikrarla, güven ortamıyla sağlanmıştır. Biz bu noktadaki kararlılığımızı da ilk günkü gibi bugünde muhafaza ediyoruz, bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın, bu noktada en ufak bir soru işaretini bile kabul etmiyorum. Hükümet, güven ortamı, açılım demokratikleşme noktasında ilk günkü tutumunu, bugünde sürdürüyor ve sürdürecek.”

-”HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ OLMAZSA OLMAZ KURALDIR”-

”Bunlar apaçık ortadayken, birilerinin kalkıp her fırsatta hükümeti eleştirmesini açıkçası samimi bulmuyorum” diyen Erdoğan, şunları söyledi:

”Şunu ortaya koymaktan hiçte, çekinmiyor, gocunmuyorum Tüketici Güven Endeksi 2007 yılının Ağustos ayında yüzde 92.2 seviyesine ulaşmış. Bu yılın Nisan ayında yüzde 76.2, Reel Kesim Güven Endeksi’ne bakıyoruz, 2007 Ağustos ayında yüzde 114, bugün yüzde 101. Bugün niye böyle olduğunu bilmeyen var mı? Demokrasiyi, milli egemenliği tartışma konusu yapanlar, Avrupa Birliği’nin tartışma konusu olduğu böyle bir zeminde millet iradesini, hukuk, siyaset özgürlüğünü tartışma konusu yapanlar bunun cevabını vermek zorundadır. Hukukun üstünlüğü bizler için olmazsa olmaz bir kuraldır.

Biz küresel sermaye girişi daha da artsın diye uğraşıyoruz. Ancak uluslararası sermaye de Türkiye’yi yakından izliyor, neler olup bittiğini anlamaya çalışıyor kafasındaki soru işaretlerine cevap bulmaya çalışıyor. Onları ikna etmek yerine bakıyorsunuz, bize saldırmaya başlıyorlar, ve bu ikna için de bizler çok daha fazla enerji harcıyoruz.”

-”MİLLETİN MORALİNİ BOZMAYA HİÇ KİMSENİN HAKKI YOK ”-

Başbakan Erdoğan,  ”Açık bir toplum mu olacağız? Yoksa kapalı toplum olmak üzere, tekrar o demir perde ülkelerinin yaşadığı döneme geri mi döneceğiz? Türkiye, hiçbir zaman bunu hak etmiyor, böyle bir şeye asla fırsat vermememiz lazım, vermeyiz. Bu yüzden gücünü varlığını, varlık sebebini demokrasiden alanlarda bu olup biteni doğru okuyup ona göre doğru tavrı takınmak zorundadır. Çünkü ülkemiz demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Bu niteliğini asla taviz vererek, bir kenara iterek muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkamayız” diye konuştu.

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Türkiye’de işler iyi giderse bundan kazanan benim partim, hükümetim değil, Türkiye olur. Türkiye’de göstergeler iyiye gittiğinde kazanan işçi, memur, yetim, emekli dul, yetim fakir fukara, sanayi ihracatçı olur, işsiz olur, esnaf, çiftçi olur. Türkiye’de işler iyiye gitmezse AK Parti ya da AK Parti hükümetinin kaybetmesi mesele değil, asıl kaybeden tüm bu kesimler olur. Bunu artık anlamak görmek gerekiyor.”

Milletin moralini bozmaya, geleceğini karartmaya hiç kimsenin hakkı olmadığını ifade eden Başbakan Erdoğan, ”Bu ülkenin atılımını engellemeye, heyecanına, dinamizmine, değişimine, ilerleme iradesine gölge düşürmeye hiç kimsenin hakkı yoktur” dedi.

Lübnan’daki sürece katkıda bulunduklarını, Suriye -İsrail arasında sürekli mekik dokuduklarını anlatan Erdoğan, dünya kamuoyunun ve basının sürekli bu çabalardan bahsettiğini, fakat Türkiyedeki medyada bunlarla ilgili doğru dürüst bir haberin yer almadığını söyledi.

GAP eylem planına ilişkin yapacakları çalışmalara da değinen Erdoğan, ”Hemen buna da bir kılıf giydiriyorlar, ‘Efendim, bu sadece Diyarbakır’daki yaklaşan seçimlerde hükümetin siyasi tavrıdır’ Bu yaklaşım tarzı çok ayıptır gayri ciddi bir yaklaşım tarzıdır. GAP projesi sadece Diyarbakır’ı kapsamıyor, Doğu Anadolu Projesi sadece Erzurum’u kapsamıyor, Konya Ovası Projesi sadece Konya’yı kapsamıyor. Ama Türkiye’yi tanımayanların yaklaşım tarzı ancak budur. Bunun meydana getireceği sinerjiden uzak olanlar ancak bu cahilane yaklaşımı yaparlar” diye konuştu.

Suriye sınırının 780 kilometrelik bölümünü mayınlardan arındırıp organik tarıma açacaklarını anımsatan Erdoğan, böylece gerek ülke içinde gerekse ihracatta ciddi bir patlamanın başlayacağını söyledi.

Başbakan Erdoğan, göreve geldiklerinde petrolün varilinin 22 dolar olduğunu şu anda ise 138 dolara çıktığını, ama buna rağmen petrol ile ilgili bir sıkıntının yaşatılmadığını, akaryakıt kuyruklarının oluşmadığını belirterek, şunları kaydetti:

”Ama bunu görmemezlikten gelenler var. Petrolün bu ülkedeki etki alanını yok farz etmek isteyenler. Aradaki bu dev farkın doğurduğu bir olumsuzuluk var. Bunun ekonomiye, vatandaşımıza olan tesiri. İkide bir ‘mazot mazot’ diyorlar. Tamam da arkadaşlar kusura bakmayın bu aradaki farkı millet olarak hep beraber mi ödeyeceğiz? Yoksa Hazineden mi karşılanacak? Bizim petrol kuyularımız yok, biz milleten topladığımızla bunu karşılıyoruz.”

Başbakan Erdoğan, enflasyonla mücadelenin kararlılıkla devam ettiğini belirterek, küresel ve ulusal dalgalanmalar ile kuraklığa rağmen enflasyonu tek hanede tutuklarını ve düşürme kararlılığına sahip olduklarını anlattı.

Erdoğan, ”Bütün olumsuz kampanyalara rağmen cari açığın finansmanında biz bir sıkıntı görmüyoruz, izlemeye devam ediyoruz, yere sağlam basıyoruz ve bunları da aşarız” dedi.

-BELEDİYECİLİK VE DENİZ KİRLİLİĞİ-

Mimarı, arkeoloğu, çevre mühendisi, harita mühendisi olmayan belediyenin olmayacağını ifade eden Erdoğan, ancak böyle belediyelerin hala olduğunu söyledi.

”Bu işi yapacaksan doğru yapacaksın” diyen Erdoğan, Antalya’yı örnek göstererek, şunları söyledi:

”Antalya’nın sahillerinde şöyle helikopterle dolaştığınız zaman o güzelim denizlerin kirlendiğini görürüz. Neden? Çünkü, hiçbir otelin doğru dürüst arıtma tesisi çalışmıyordu. Ama şimdi bunların hepsi kolektörlere alındı ve arıtılıyor. Bu el değmemiş olsa aynen bu devam edecekti. Hep övünürüz, ‘Üç tarafı denizlerle kaplı olan Türkiye’ Tamam da kardeşim hakkını ver. Bunları yaşadık, ama biz bunları yaşamak, milletimize yaşatmak istemiyoruz, ondan sonra bu vatandaş  yüzecek yer bulamıyor, bu anlayışla bulamaz. Ondan sonra koli basili her tarafı işgal ediyor, işte bunlar ortadan kalktı.”

Başbakan Erdoğan, mali idareler reformunun bugün gündeme getirmediklerini İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığı döneminde gündemlerinde olan bir konu olduğunu dile getirerek ”Hamdolsun bunu halletik. Bugün bunu popülizm olarak değerlendirmek haksızlıktır insafsızlıktır” dedi.

HABER 7

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Afganistan’da bir NATO konvoyuna karşı düzenlenen intihar saldırısında 2 asker öldü, 4′ü asker 9 kişi yaralandı.

NATO gücü ISAF’dan yapılan açıklamada saldırının Celalabad şehrinde meydana geldiği bildirildi.

Açıklamada 2 ölü ve 4 yaralı askerin hangi ülkenin askeri olduğu belirtilmedi.

Afgan İçişleri Bakanlığı sözcüsü Zemeri Başarı ise saldırıda ayrıca 5 Afgan sivilin yaralandığını, 5 aracın hasar gördüğünü söyledi.

Haber7.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Fransa’nın Lille kentindeki mahkemenin, damadın gelinin bakire çıkmaması üzerine yaptığı şikayeti kabul ederek evliliği iptal etmesine ilişkin tartışma giderek büyüyor.

Mahkeme kararına, insan hakları ve kadın dernekleri ile sol partilerin tepkisi giderek artıyor.

Mahkeme kararı, iktidardaki merkez sağ partisinde de derin görüş ayrılıklarına yol açarken, “kararın yasaları uygun olduğunu” savunan Adalet Bakanı Rachida Dati’ye tepkiler büyüyor.

İktidar partisinde de Lille mahkemesi kararının içtihat oluşturmasını engellemek için yasal düzenleme yapılması çağrısında bulunanların sayısı giderek artıyor.

Mahkeme kararı insan ve kadın haklarına aykırı olduğu gerekçesiyle eleştirilirken, Liberation gazetesi, bu kararın laiklik ilkesine de aykırı olduğu yorumlarını öne çıkardı.

Gazete, “mahkeme kararında dine atıfta bulunulmamasına rağmen, yargının dini unsurlara bakarak verdiği kararın laiklik ilkesine de aykırı olduğunu” savunan bir hukukçunun görüşüne geniş yer verdi.

Lille Mahkemesi, 30′lu yaşlarda Müslüman olduğu belirtilen, ancak hangi ülke vatandaşı olduğu açıklanmayan damadın, “eşinin kendisine bakirelik konusunda yalan söylediği ve bu yalan üzerine evliliğin inşa edilemeyeceği” yaptığı başvuru üzerine evliliği iptal etmişti. Mahkeme, gelinin yalan söylemesini iptal için gerekçe gösterirken, kadın hakları dernekleri, “aile ve toplum baskısı yüzünden gelinin bu tür bir yalan söylemesinin cezalandırılmasının yanlış ve kötü örnek olacağı” düşüncesinde.

Fransa’daki içtihatlara göre eşin, daha önceki evliliğini gizlemesi, fuhuş yaptığını saklaması, hangi ülke vatandaşı olduğu hakkında yalan söylemesi veya normal cinsel ilişkiye giremediğini söylememesi halinde evlilik iptal edilebiliyor.

AA

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

ABD Başkanı George W. Bush’un, terör örgütü PKK’yı Başkanlık Yabancı Uyuşturucu Kaçakçıları listesine aldığı bildirildi. PKK ile beraber dünyada 2 örgüt daha listeye alındı.

Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, Kongra-Gel olarak da bilinen PKK ile birlikte, İtalya’dan Ndrangheta örgütü ve Meksika’dan Beltran Leyva örgütünün de Başkanlık Yabancı Uyuşturucu Kaçakçıları listesine alındığı kaydedildi.

Açıklamada ayrıca, aralarında Türkiye’den Cumhur Yakut’un da bulunduğu 4 kişinin, uluslararası uyuşturucu kaçakçıları listesine alındığı belirtildi.

Diğer isimler Afganistan’dan Hacı Esad Han Zarkari Muhammed Hasni, Venezuela’dan Hermagoras Gonzalez Polanco ve Meksika’dan Marcos Arturo Beltran Leyva olarak sıralandı.

Beyaz Saray açıklamasında, listeye alınan kişi ve örgütlerin, Yabancı Uyuşturucu Kaçakçıları Yasası çerçevesinde kimi yaptırımlara tabi olacakları vurgulandı. 2000 yılından beri bu listeye kişi ve örgütlerin dahil edildiği belirtilirken, listedeki toplam kişi ve örgüt sayısının 75′e yükseldiği ifade edildi.

Açıklamada, listede yapılan son düzenlemeyle ABD Başkanı’nın, uyuşturucu kaçakçılarını yakalamak için mümkün olan her önlemi alma, operasyonlarını engelleme, uyuşturucu ticaretinin Amerikalılar ve tüm dünya halklarına verdiği zararı durdurma ve uyuşturucu kaçakçılarının teröristleri desteklemesini önleme kararlılığını sergilediği belirtildi.

Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, bu kişi ve örgütlerin bulunduğu ülkelerin hedef alınmadığı özellikle vurgulandı.

Uyuşturucu Kaçakçıları Yasası, 1999 yılı aralık ayından beri uygulanıyor. Yasa, yabancı uyuşturucu kaçakçılarını, onların örgütlerini ve tüm dünyadaki kollarını hedef alıyor. Yasa gereğince bu örgüt ve kişiler, Amerikan mali sistemini, ticaret ve havale işlemlerini hiçbir biçimde kullanamadığı gibi, Amerikan şirketleri ve Amerikalı kişilerle de iş yapması engelleniyor.

Haberin İngilizce metni için bakınız

newstime7.

Haber7.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Film Izle

Turkce mIRC

Site Chat

Sohbet Site

My From

Head My

Magazin

Msn Bilgisayar