Kategori 'Bebek / Çocuk' Category

Evde Çocuğu bekleyen 14 tehlike

 Eviniz çocuklar için emniyetli mi? Evinizde onları kaç tehlikenin beklediğini biliyor musunuz? Küçük yaramazları ev kazalarından nasıl koruyabilirsiniz?

Eviniz çocuklar için emniyetli mi? Küçük yaramazları ev kazalarından nasıl koruyabilirsiniz?

ABD’de yapılan bir çalışmada ev kazalarının % 79’unda anne-baba ve çocuk ayrı odalardayken meydana geldiğini ortaya koyuyor. Uzmanlar soruyor eviniz çocuklar için emniyetli mi?

VKV Amerikan Hastanesi Uzm. Dr. Önder Çerezci Fizik Tedavi Ve Rehabilitasyon Klinik Şefi çocukları ev kazalarından korumak için önemli tavsiyelerde bulunuyor. İşte o tavsiyeler

Yapılan çalışmalar göstermektedir ki birçok çocuk kazalarından ergonomik yetersizliklerin önemli bir rolü vardır. Ancak çoğu çocuk kazası bu açıdan ciddi bir değerlendirmeye alınmamakta, ayrıntılı bir kaza analizi yapılmamaktadır. Günümüzde bu tip kaza analizleri önemli ergonomik çalışmalar arasındadır.

Burada yapılan bir çalışma detayından bahsetmek istiyorum.

ABD’de yapılan bir çalışmada telefonla yardım için bildirilen 86 zehirlenme olayı üzerine bir çalışma yapılmış. Kazaya uğrayan çocuğa ürün, çevre ve iş açısından değerlendirme yapılmış. Kurmanların hepsi 5 yaşın altında bulunmuş ve şu ip uçlarına ulaşılmıştır.

1. Vakaların % 79’unda anne-baba ve çocuk ayrı odalardayken kaza oluşmuştur,

2. Vakaların % 93’ünde kaza çocuğun kendi evinde meydana gelmiştir,

3. Vakaların % 89’unda çocuklar yakından ilgilenilmeye gerek duyulmayan TV izleme gibi bir etkinlik içindedirler,

4. Vakaların % 36’sında çocuk anne-baba farkına varmadan oda değiştirmiştir,

5. Vakaların % 87’sinde anne-baba rutin bir işle uğraşmaktadır,

6. Vakaların % 59’unda zehirlenmeye yol açan madde kullanılmakta veya açıkta bırakılmış durumdadır. Vakaların % 28’inde normal yerindedir.

7. Vakaların % 31’inde çocuğun maddeyi ulaşmasını engelleyen bir engel yoktur.  %36’sında tek engel masa veya tezgah yüksekliğidir. Vakaların % 57’sinde madde güvenli kapaklı kapların içindedir.

Tüketici güvenlik kurulu 5 yaş altındaki çocukların % 85’inin kapağı 5 dk. açamaması gerektiğini yine de %80’inde ise uygun açma tekniğinin gösterilmesine rağmen 10 dk. içerisinde kapağı açamaması gerektiği koyu olarak belirlenmektedir.

Hiçbir güvenlik önlemi anne-baba dikkatini tam olarak alamasa da düşme, çarpma, takılma, sıkışma kazalarında ergonomik yetersizlikler büyük önem kazanmaktadır. Oyun çocuk kişiliğinin gelişmesinde önemlidir. Çocuğun çevreye olan uyumu oyunla gerçekleşir. Oyunun yerleri çeşitli şekillerde biçimlenebilir ve değişiklikler olmalıdır. Bu yerler çocuğun gereksinimlerine göre ayarlanmalıdır.

TSE’nin oyuncak güvenliği açısından koyduğu standartlar vardır:

1. Tutuşma ve parlama,

2. Kimya ile ilgili faaliyetler için deney testleri,

3. Deney testlerinin dışındaki kimyasal oyuncaklar,

4. Yaş uyarı etiketlenmesi için grafiksel semboller.

Oyun alanları trafik emniyetli, dumansız, yeteri kadar güneşli, su seviyesinin yüksek olmadığı alanlar yapılmalıdır. Yerleşim yerlerindeki oyun alanları konut ve diğer mahallelerle bağlantılı olmalı, çevreye göre değil, ulaşım sistemine göre planlanmalıdır. Cadde, taşıt, park yeri, tren yolu, devlet su kanalları gibi tehlikeli bölgelerin yakınında oyun yerlerinin çevresi en az 1 metre yükseklikte çit duvarla örtülmelidir.

KREŞLER:

Okul öncesi ve okul yaşındaki çocukların sürekli gittiği Pedogolojik tesislerdir. Bölümler yaş gruplarına göre düzenlenir. Kreşlerin bulundukları yerler.

Konutlara yakın ve trafikten uzak olmalıdır. Kreşlerde her bir çocuk için 2-3 m2 alan tasarlanmalıdır. Emme, emekleme çağında ve yürümeye başlayan çocuklara özel alanlar tasarlanmalıdır. Kundaklama masası, emekleme kasası, dolaplar, oyuncak rafları, çocuk masaları, çocuk sandalyeleri için alanlar ayrılmalı, bunlar çocuğun büyüme ve gelişme devrine göre çocukları kısıtlamayacak ve gelişmelerini olumsuz etkilemeyecek şekilde tasarlanmalıdır. Ana okullarında her bir çocuk için yaklaşık 1.5-3 m2 alan gereklidir. Her bir oda da 11 çocuk için planlanmalıdır. Dolaplar oyuncak rafları, çocuk masaları-sandalyeler, yazı tahtası ayrıca alana konmalıdır.

Ev bir barınaktan çok çocukların güvenli olarak yetiştirilebileceği bir yer olmalıdır. Buralarda aile yaşamlarını sürdürürler ve beraber büyürler. Aile içi bağlı oluşum da kuvvetlenir. Sosyalleşme, kültürel ve zihinsel uyarılma da evlerde olmaktadır. Evde ergonomik yetersizlikler aile bireylerinin sağlığını yakından ilgilendirir. Ev düzeni ile ilgili çalışmalar, ev yerleşim ve kullanımında ülkeler arasında farklılıklar olmakla birlikte, temel esaslar da geniş bir yaklaşım birliği oluşturduğu görülmektedir. Bunların çoğu çağlar boyu deneme-yanılma yöntemleriyle varılmış pratik sonuçlardır.

EV GÜVENLİĞİ:

Günümüzde evlerde yüksek kaza potansiyeline sahip birçok araç ve gereç konumu bulunmaktadır. Evlerde kimyasallar, cilalar, deterjanlar ve ilaçlar bulunmakta, bunlar hatalı kullanım halinde önemli tehlikeler yaratabilmektedir. Evde kaza nedeniyle ölümlerin başlıca nedenleri: Düşme, zehirlenme, yangın ve boğulmadır. 5 yaşın altındaki çocuklar ve 65 yaşın üzerindeki yaşlılar en çok etkilenenlerdir. Evde bulunan araçların hatalı tasarımları ve hatalı kullanımları da tehlikeli olabilir.

Ev kazalarında en çok etkili olan araçlar:

1.     Dönen motorlu araçlar,

2.     Isıtıcılar,

3.     Kurutucular,

4.     Çim kesme araçları,

5.     Ocaklar,

6.     Cam kapılar,

7.     Elektrik panoları,

8.     Kablolar

Ev kazaları açısından en tehlikeli yerlerden bir tanesi de merdivenlerdir. 1995 yılında İngiltere’de yapılan çalışmalarda 2.5 milyon yaralanma ve 4 bin ölümün ev kazaları nedeniyle oluştuğu belirtilmektedir. Bu yaralanmaların 230 bin ve ölümlerin 497’i merdivenden düşme sonucu meydana gelmiştir. Evlerde özellikle mutfak ve banyo önemli iki mekandır. Çünkü tüm ev halkı tarafından kullanılır. Ayrıca, kazaların riski bu iki mekanda çok yüksektir. Mutfaklarda ocak yakınlarında ısıya dayanıklı tezgah kullanımı, çalışma alanında gölge düşürmeyecek şekilde aydınlatma sistemleri, fırınlar, duvara monte edilmişse mutfak tezgahıyla aynı seviyede olması sağlanmalıdır.

kullan

Banyoda yerde kaymayan malzeme kullanılmalı. Yer döşemelerinde büyük siyah ve beyaz fayanslardan kaçınılmalıdır. Çünkü bu tip yer döşemesi derinlik algısı bozulmuş kişilerde problem yaratabilir.

Çocuklar Açısından Evde Tehlike Yaratabilecek Bölgelerle İlgili Denetim Listesi:

1. Ocağın yeri: Ocağın kapının yakınında ya da pencere yakınında olmaması gerekir.

2. Kapılar: Mutfak kapısının trafiği en aza indirecek biçimde yerleşmiş olması gerekir. Bütün kapı ve dolap kapakları çarpmaları önleyebilecek şekilde yapılmalıdır.

3. Oyun alanı: Çocukların oyun alanları mutfaktan görülebilecek biçimde düzenlenmelidir.

4. Döşeme yüzeyi: Döşeme yüzeyinin ıslak koşullarda kaymayacak biçimde olması sağlanmalıdır.

5. Elektrik donanımı: Düğme ve pirizler güvenlik kurallarına uygun olmalıdır.

6. Yakıt depolama ve çöp tenekesi: Yakıt bidonları ve çöp tenekeleri örtülü ve iyice kapatılmış olmalıdır.

7. Atölye: Atölyeler ve bahçe barakalarının kapılarının kilitlenebilir özellikte olması gerekir.

8. Çocuk oyun alanları: Çocukların güvenli olarak bırakılabilecekleri, çevrelenmiş oyun alanları bulunmalıdır.

9. Su: Su tanklarının ve fıçıların ağızları sıkı ve güvenli olarak kapatılabilmelidir.

10. Ecza dolabı: Ecza dolapları çocukların ulaşamayacağı yükseklikte ve kilitli olmalıdır.

11. Dolaşım:

a)  Trabzanlar: Merdivenlerin en azından bir tarafında sürekli trabzan bulunmalıdır. Parmaklıklar arasında 90 mm’den geniş aralıklar engellenmelidir.

b) Tek basamaklar: Tek basamaklar engellenmelidir. Eğer kaçınılmazsa renk farkıyla fark edilmesi sağlanmalıdır.

c) Eşikler: İç kapıların eşikleri takılmayı önleyecek yükseklikte olmalıdır.

d) Döner veya iki yöne açılan kapılar: Döner kapılarda parmakların sıkışmasını engelleyecek şekilde yapılmalıdır. İki yöne açılan kapılar ise karşı yönden gelen kişinin görülmesini sağlayacak şekilde tasarlanmalıdır.

e)  Camlı kapılar: Bütünüyle camlı kapılar veya paneller buzlu cam veya koruma kuşakları ile görünür hale getirmelidir. Kullanılan cam aynı zamanda çarpmalara dayanıklı olmalıdır.

f) Açık merdiven boşluğu: Bu tür mimari yaklaşımlardan kaçınılmalıdır. Eğer mümkün değil ise tırmanmayı engelleyecek şekilde korkuluklar konmalıdır.

 12. Balkonlar: Balkon parmaklıkları tırmanmaya engel ve yeterli sağlamlıkta ve kalın olmalıdır. Direklerin arası çocukları ayak ya da başlarının sıkışmasına imkan verecek genişlikte olmamalıdır.

13. Çit ve kapılar: Çit ve kapılar küçük çocukların açmasını ve tırmanmasını önleyecek şekilde yapılmalıdır. Çok alçak çitlerin kolayca görülebilecek biçimde tasarlanması gerekir.

14. Zemin: Döşemelerin kaygan olmayan özellikte olmasına özen gösterilmelidir.

CİHAN

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yaz ishalleri en çok 0–5 yaş grubu çocuklarda görülüyor. İshal hızla gelişen sıvı kaybına neden olduğu için, sıvı kaybı yerine konulamazsa ölümlere bile yol açabiliyor.

Dünya da her yıl beş yaşın altındaki yaklaşık 10 milyon çocuk ishal sonucu hayata veda ediyor.
Sema Hastanesi Çocuk Hastalıkları Sağlığı Uzmanı Dr. Mehmet Demirdöven, ishali 24 saat içinde üçten fazla sulu dışkılama veya sadece anne sütü ile beslenen bebeklerde her zamankinden daha sık ve sulu dışkılama olarak tanımlıyor. İshal, kusma, bulantı, karın ağrısı, ateş, baş ağrısı, halsizlik ile birlikte seyrediyor. Çocuklarda ortalama 3–7 gün içerisinde geçiyor.
İshale sebep olan virüs ve mikroplar, su ve yiyeceklerin tüketilmesiyle insanlara bulaşıyor. Bu nedenle kaynağını bilmediğiniz içecek ve yiyecekleri tüketmemenizde fayda var. Ayrıca emzikli bebeklerin emzik ve biberonlarının hijyeninin sağlanamaması da ishale sebep olabiliyor.
Yaz ishallerinde ortaya çıkan sıvı ve tuz kayıpları yerine konulursa hayati tehlike olmadığını söyleyen Dr. Demirdöven, kayıpları önle¬mek için ishal döneminde bebeklere bol miktarda su içirilmesi gerektiğini söyledi. İshal sebebiyle, sıvı kaybına bağlı olarak gözlerde çökme, ağız ve dudaklarda kuruluk, küçük çocuklarda bıngıldakta çökme, gözyaşının azalması, idrar çıkarmada azalma gibi bulgular da gelişebiliyor.

Sıvı alımı artırılırken beslenmeye de devam edilmesi, anne sütü alan bebeklerde emzirmenin sıklaştırılması gerekiyor. Çocuk, yaşına uygun olarak kaynatılmış su, taze sıkılmış meyve suları, çorba gibi sıvılar ile beslenmeli, bunun yanında pirinç lapası, ekmek, patates ve muz püresi gibi nişastalı gıdalarla beslenmeli. Enerjiden zengin, protein içeren, posasız, yumuşak besinler verilmelidir.

Çocuğunuzu ishalden korumak için;

• İçme suyunu en az 10 dakika kaynatın ve oda sıcaklığına geldikten sonra içirin.
• Et, balık ve deniz ürünlerini iyice pişirin
• Taze meyve ve sebzeleri iyice yıkamadan yedirmeyin.
• Genel hijyen kurallarına uyun.
• Kendiniz tuvaletten çıktıktan sonra ve bebeğinizin altını değiştirdikten sonra ellerinizi iyice yıkayın.
• Sokaktan, kaynağını bilmediğiniz yiyecek ve içecekleri tüketmemeye özen gösterin.
• Çocuğunuza yemek yemeden önce ve tuvaletten çıktıktan sonra ellerini yıkamasına özen gösterin.
• Pişmiş yiyecekleri oda ısısında uzun süre bekletmeyin.
• Biberon ve emzik temizliğini iyi yapın. Dr. Demirdöven, ateşi çok yüksek, karın ağrısı ve krampları çok fazla, dışkısı kanlı olan, sıvı kaybı bulguları gözlenen ve 2 gün içinde düzelmeyen ishal durumlarında mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğinin altını çiziyor.

Samanyoluhaber.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

İnsan beyninin gelişimi hamililiğin 3. haftasından itibaren başlar. Anne karnında ve doğumdan sonraki ilk yıllarda bu gelişme çok hızlı olur. Beynin gelişiminde hem genetik, hem de çevresel koşullar ve uyaranlar rol oynar. Çevreden gelen bu uyaranlar yolu ile beyindeki sinir hücrelerinin ( nöronları ) yapısında ve işleyişinde önemli değişiklikler oluşturulabilirler.

Beyinde oluşan bu değişikliklere bağlı olarak da, bebekte hem zihinsel, hem de fiziksel gelişim farklılıkları görülebilir ve bunlar yaşam boyu bebekte kalıcı olur.
Bir bebek doğduğunda beyninde ne kadar sinir hücresine sahipse, hayat boyu bu sayıda artış olmaz. Bebeklerin beyinlerindeki hücre sayıları değişmemesine rağmen beyinlerinin büyümesi devam etmektedir. Bu büyüme sinir hücreleri arasındaki bağlantıların sayılarının artmasına bağlı olarak meydana gelir.
Sinir hücreleri arasındaki bağlantılarda meydana gelen artış uyaranları yolu ile sağlanır. Uyaranların yetersiz olması durumunda yeni bağlantılar olmayacağı gibi, beyinde mevcut bulunan bazı bağlantılar da azalabilir veya yok olabilir.
Beyinde sinir hücreleri arasındaki bağlantılardaki artış önce işitme, görme ve dokunma gibi duyusal alanlarda olur. Daha sonra daha karmaşık zihinsel ve duyusal alanlardaki hücreler arası bağlantılar artmaya başlar.
Beyindeki sinir hücreleri arasındaki bu bağlantıların sayısı 4-8 yaşına dek en yüksek seviyede kalır. Bu nedenle bu dönemdeki çocukların beyni daha çok çalışır.
Anne-babaların çocuklarının zihinsel gelişimlerini arttırabilmeleri onlara yeterli uyarımları vermeleri ile mümkündür. Bebek ne kadar çok duyar, görür, tadar, koklar ve dokunursa duyuları o kadar gelişir. Ancak temel uyaran her zaman sevgidir.

Beyin ( zihin ) Gelişimini Etkileyen Uyaranlar

Bebeği sevdiğinizi ona dokunarak, okşayarak, sarılarak, gözlerinin içine bakarak hissettirin. Kucaklamak, okşamak bebeği sakinleştirir.
Bebeklerle konuşurken ses tonunuzun yumuşak ve sevecen olmasına dikkat edin.Bebekler annelerinin sesini tanıyabilirler.
Bebeğin hoşlandığı şeyleri keşfetmeye çalışın. Bebekler genellikle ilgilerini çeken, sevdikleri uyarılarla ilgilenirler.
Bebeğe hareketli aktiviteleri yaptırmak için uyanık olduğu zamanı seçin. Bebekle oyun oynanması onun zihin gelişimini olumlu etkiler.
Bebeklerin dikkat süresinin çok kısa olduğunu unutmayın, sabırlı olun.
Bebeklerin öğrenme hızı yavaştır. Anne-babaların bir şeyler öğretme konusunda baskı yapmaları bebeklerin gelişimini engeller. Bebeklerin öğrenebilmeleri için pek çok kez tekrar etmek gerekir.
Bebeğin yerini ve pozisyonunu sık sık değiştirin veya bebeğin çevresinde gördüğü cisimleri zaman zaman yerlerini değiştirin. Böylece bebeğinizin gördüğü şeylerin sayısını ( yani görme duyusunun uyarılmasını ) arttırmış olursunuz, hem de bebeğinizin sevgiyi hissetmesine olanak tanımış olursunuz.
Bebeğin odasını hazırlarken, oyuncak seçerken, siyah-beyaz gibi zıt ( kontrast ) renkleri, parlak ve dikkat çekici renkleri bebeklerin daha çok sevdiğini unutmayın. Basit ve zıt renkli resimlerle oynaması daha uygun olacaktır.
Bebeğin de dinlenmeye ihtiyacı olduğunu unutmayın. Onun hoşlandığı aktivitelere ne zaman ara vermek istediğini gözlemleyin.
Uzun süre televizyon izletmek ve sık sık kanal değiştirmek, televizyon karşısında yalnız bırakmak bebeği olumsuz etkilemektedir.
Bebeğin zararsız olan cisimleri ağzına götürmesine izin vermek o cisimleri tanıması açısından önemlidir.
Bebeklerin kendi kendilerine hareket etmelerine izin verilmesi beyinlerinin gelişmesini olumlu etkilemektedir.
İhmal edilen, kötü davranılan bebeklerin zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimleri olumsuz etkilenir.
Bebeğe çeşitli müzikler dinletmek, onunla ritmik hareketler yapmak gelişimlerine yardımcı olmaktadır.

Alıntı..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Son zamanlarda salgın halini alan grip, herkeste yüksek ateş nedeni oluyor. Özellikle bebekleri olan aileler, ateşle gelen havaleden endişe ediyorlar. Gerek telefon ve gerekse mektupla bana ulaşan okurlarım arasında, bebeklerdeki yüksek ateş karşısında ne yapmaları gerektiğini soran okurlarım çok fazla. Bu yazımda bebeklerdeki yüksek ateş ve havale nöbetleri hakkında açıklamalar yapacağım.
Bebeklerin hastalıklarını anlamak çok kolay değil. Derdini anlatamadıkları için, sadece ağlarlar. Genelde huzursuz ve çok ağlayan bir bebekte de ağlama da ipucu olarak değerlendirilmeyebilir. Eğer bebeğin yeme, içme ve uyuma alışkanlıklarında dikkat çekici bir değişme varsa, o çocuğun hasta olduğu düşünülür. Her hastalık ateş yükselmesine neden olmazsa da, bebeklerde ve küçük çocuklarda infeksiyon hastalıkları daha sık rastlandığı için, hastalıklarının büyük bir kısmında ateş yükselmesi olacaktır. Bu nedenle bebeğin ateşini ölçmek sağlığı hakkında bilgi verecektir. Cildin terli ve bebeğin hareketli olması nedeniyle, koltuk altı yerine makattan ateş ölçmek daha doğrudur.
Eğer bir bebeğin makattan ölçülen ateşi 38 dereceden fazla ise, o bebekte yüksek ateş olduğunu kanıtlar. Ancak çoğu zaman ateşin yüksekliğinden çok bebeğin genel durumu daha da önemlidir. Ateşi normale yakın ama halsiz, devamlı uyuyan, mama yemek ya da süt içmek istemeyen bir bebek, 39 derece ateşi olmasına rağmen, canlı hareketli, beslenmesini sürdüren bir bebeğe oranla daha hastadır. Eğer iki aylıktan küçük bir bebeğin ateşi 38 dereceyi aşarsa doktora götürmek gerekir. İki aylıktan büyük bebek için doktora götürme sınırı 39 derece ateştir. Ancak daha düşük rakamlarda da olsa ateş, üç günden daha fazla sürüyorsa, doktora götürmek gerekecektir.
Ateş yükselmesi vücudun savunma mekanizmalarından biridir. Vücutta virüs ya da bakteri cinsi bir hastalık etkeni olduğunu ve vücudun buna karşı tepki gösterdiğini kanıtlar. Ateş yükselmesi halinde hastalık etkenleri faaliyetlerini sürdüremez ya da ölürler. Bu nedenle ateş yükselmesi hastanın yararına bir durumdur. Ancak, yüksek ateşin devam etmesi, vücudun hastalığı yenemediğini gösterir. Hastalığın devam etmesi organlarda kalıcı bir bozukluk yaratabileceği için, müdahale edilmelidir. Doktor, yapacağı muayeneden sonra hastalığı teşhis edecek ve gerekli önlemleri alacaktır. Gerekli tedaviye başlamadan ateşi düşürmek yararlı bir davranış değildir.
Ateşin, savunma sistemi için yararlı olduğunu belirttim ancak bunun tek istisnası, yüksek ateşle gelen havale nöbetidir.
Beyin hücrelerinin normal dışı bir aktivite göstermesi sonucu ortaya çıkan, vücuttaki istemsiz kasılmalara, tıp dilinde konvülsiyon, halk arasında da havale adı verilmektedir.
Tipik bir havale nöbetinde bebek şuurunu kaybeder, kol ve bacakları kasılır. Birkaç saniye sonra, kol ve bacaklarla yüzde ritmik kasılmalar olmaya başlar. Bir süre sonra da bütün belirtiler kaybolur.
Havale nöbetleri genellikle 6 aylık ile 5 yaş arasındaki çocuklarda olur. Çoğu zaman yüksek ateş ile beraberdir. Ancak ateşin yüksekliği ile havale geçirme arasında her zaman bir ilinti yoktur. Yani bazılarında çok yüksek ateşte havale olmazken, bazı bebeklerde daha düşük ateşlerde bile havaleye rastlanabilir. Çocukların %4-5 inde hayatlarında en az bir kez havaleye rastlanırken, bunların yarısında bir kereden sonra havale görülmez. Eskiden, havale geçiren çocuklarda mutlaka beyin hasarı kalacağı düşünülürken, bunun doğru olmadığı artık anlaşıldı. Önemli olan havalenin kendisi değil, havaleye neden olan hastalıktır. Bu iyi tedavi edilmediği taktirde hasar kalabilir.
Eğer bebeğin ateşi yüksekse, düşürmek için, giysilerini çıkartmak, başına ve göğsüne ıslak bez koymak, tüm vücudu serin su ile ıslatılmış bezlerle silmek yararlıdır. Havale geçiren bebekte, kolonya gibi alkollü maddeler kesinlikle kullanılmaz. Ayrıca ateş düşürmek için su dolu küvete sokmak da tehlikeli olabilir.
Kusmaya başlarsa, yüzükoyun ya da yan yatırarak kusmuğun nefes borusunu tıkamasını önleyin.
Nefes alması güçleşirse, alt çenesini hareket ettirmeye çalışarak nefes almasına yardımcı olun. Çoğu insan, havale geçiren kişinin dilini ısıracağını ya da yutacağını ve nefes yolunun kapanacağını düşünür. Dil ısırma olursa da çok önemli değildir. Bunu önlemek için ağzına elinizi ya da başka cisimleri sokmak tehlikeli olabilir.
Eğer nefesi durursa, yapay solunuma başlamayın, kısa bir süre sonra kendiliğinden soluk alıp vermeye başlayacaktır.
Havale nöbeti geçtikten sonra, bebeğin devamlı doktoru varsa, ona haber verin. Bebeği muayene etmek isteyecektir. Eğer bu doktora ulaşamıyorsanız, bir hastanenin acil kısmına götürün. Yukarıda da belirttiğim gibi, havaleye neden olan hastalık, çoğu zaman havaleden daha ciddi sorun yaratır.

Uzm.Dr. Esra Özaydın

__________________

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Tırnak yeme alışkanlığına çoğunlukla 3-4 yaşlarından önce başlamaz. (Çok ender olarak 5 aylık gibi erken bir dönemde görülebilir).

Çocukların %33 de tırnak yeme davranışı görülür. Bu oran erken ergenlik çağına kadar sürer. Ergenlik çağında tırnak yiyen çocukların sayısı %40-45’e yükselir.

Yani ergenlik çağına doğru çocukların hemen hemen yarısı tırnak yeme davranışı gösterir. Bunun nedeni olarak gençlerin çevreden onay gör*******i olarak değerlendirilir. Ayrıca tırnak yiyen çocukların ailelerinin çoğunda tırnak yiyenlere rastlanmaktadır.

Bunun içinde tırnak yemenin bir taklit olduğu ve büyükleri taklit etmek suretiyle öğrenildiği ileri sürülmektedir. Ergenlik çağında sosyal onay görenlerin çoğu bu alışkanlığı terk etmektedir.

Tırnak yemek bazen ayak parmaklarını ısırmakla ve ayak tırnaklarını el parmaklarıyla yakalama ile ilişkili görülmektedir. Ayak parmağı tırnağının yenilmesi ve ısırılması hemen hemen sadece kızlarda görülmektedir.

Tırnak yeme alışkanlığının sebepleri
Bu davranışın altında yatan sebepler parmak emmede olduğu gibi çoğunlukla psikolojik rahatsızlıklardır.

Alışkanlık daha çok baskı altına alınmış heyecanların ilgilendiği durumlarla olup, çocuk bunun arzu edilmeyen bir davranış ve alışkanlık olduğunu anlayınca kökleşmekte olduğu görülmektedir.


Tırnak yeme bir güvensizlik belirtisi olarak kabul edilir. Aile içinde aşırı baskılı ve otoriter bir eğitimin uygulanması, çocuğun sürekli azarlanarak eleştirilmesi, kıskançlık, yeterli ilgi ve sevgi görememe sıkıntı ve gerginlik başlıca nedenlerdir.


Anne babanın yaşantısı da önemli bir etkendir. Anne baba geçimsizlikleri anne babanın sık sık kavga etmesi ailedeki sorunlar çocuklarda tırnak yeme gibi davranışlara neden olur. Bunun yanı sıra anne babanın aşırı kaygılı olması çocuğu aşırı derecede koruyup kollaması ayrıca anne babanın çocuklar arasında ayrım yapması çocuklar arasında kıskançlığa yol açar. Bu da dolaylı şekilde kendini tırnak yeme olarak gösterir. Tırnak yeme daha önce belirttiğimiz gibi taklit yoluyla da edinilebilen bir davranıştır. Ailede herhangi bir bireyin tırnak yeme davranışı göstermesi doğal olarak çocuğun ilgisini çekecektir. Ayrıca tırnak yeme davranışı olaylara bağlı olarak gelişebilmektedir. Çocuğu tedirgin eden herhangi bir olay veya çevrede onun için hoşnutsuzluk yaratacak herhangi bir durum bu davranışı göstermesine yol açar.

alıntıdır ..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Bebeğinizi yaşamının en az ilk 4, mümkünse 6 ayında sadece emziriniz.

Bu dönemde onun yararlanabileceği tek besin anne sütü olup suya dahi ihtiyacı yoktur. Bu dönemde yapay gıdaların hiçbiri sizin sütünüzün yerini tutamaz. Ancak 6 aydan sonra mutlaka uygun ek gıda başlayınız. Beraberinde bebeğiniz iki yaşına gelene kadar emziriniz.

Başarılı Bir Emzirme İçin;
Bebeğinizi doğumdan hemen sonra henüz çıplakken sizin çıplak göğsünüze konmalıdır. Bu tensel temas bebeğinizle aranızda önemli bir “bağ” kurulmasını sağlar. Erken dönemde kurulan bu bağ onun uzun süreli başarılı bir şekilde emzirilmesini sağlayacaktır.

Bebeğinizi doğumdan hemen sonra,bu mümkün değil ise en geç yarım saat içerisinde emzirmeye başlayınız. Bebeğin emmeye en istekli olduğu bu dönem geçirilirse bebek uzunca bir süre emmeye isteksizlik gösterecek ve ilk emzirme çok gecikecektir. Sezeryanla doğum yapan anneler ise kendilerine gelir gelmez yardım ile bebeklerini emzirebilirler.

Bebeğinizi emzirmeden önce başka hiçbir şey (şekerli su veya süt gibi) vermeyiniz. İlk emzirdiğinizde gelen süt kolostrum (ağız) adı verilen koyu kıvamlı bir süt olup az miktardadır. Bu sütün asıl görevi bebeğinizi enfeksiyondan korumak olduğu için bir damlasının dahi ziyan edilmemesi gerekir.

Sütünüzün bol olmasını sağlayan en önemli faktör bebeğinizin emmesidir. Bebeğiniz bir memeden ne kadar çok emerse o memede o kadar süt yapılır. Bu nedenle bebeğinizi anne memesini her aradığında gece ve gündüz sık sık emziriniz. Emzirmek için onun sinirlenip ağlamaya başlamasını beklemeyiniz. Bebekle aynı odada yatmanız onu her istediğinde emzirmenizi ve böylece sütünüzün bol olmasını sağlar. Emzirme süresi bebekten bebeğe ve aynı bebekte farklılık göstermekle birlikte normal bir emzirme süresi 4-30 dakikadır. Bu süre ilk günlerde daha uzun olabilir.

Bebeğinizi bir memenizdeki sütün tamamı bitene kadar aynı memeden emziriniz. Bebeğiniz emmeye başladığında gelen ilk süt önsüt adı verilen bol sulu süttür. Emmeye devam ettikçe süt giderek koyulaşır ve yağdan zengin bir hale gelir. Bu sonsüt onun doymasını ve memeyi kendiliğinden bırakmasını sağlar. Bu nedenle her öğünde tek bir memeden emziriniz. Bir sonraki öğünde ise diğer memenizi veriniz. Aynı öğünde, her iki memeden de az az emzirilen bebekler yağlı sonsütü alamadıkları için doymazlar.

Memenize temizlik veya bakım amacıyla hiçbir krem sürmeyiniz, karbonatlı veya sabunlu su ile yıkamayınız. Emzirdiğiniz sürece memenizi koruyacak maddeler meme başının etrafındaki küçük bezlerden salgılanmaktadır.

Bebeğinize biberon vermeyiniz. Biberon verilen bebekler daha sık ishale yakalanırlar. Ayrıca bu bebekler anne memesinden de biberon gibi emmeye çalışırlar. Sadece meme başını emmeye çalışan bu bebeklerin dilleri geride olup meme dokusunu ağızlarına almadıkları için sütü sağamaz ve meme başını boş yere emerek acıtırlar. Böyle bebekler kısa bir süre içinde anne memesini emmeyi bırakırlar.

Çalışmanız bebeğinizi emzirmeniz için engel değildir. Sütünüzü sağıp, bunu oda ısısında 8 saat, buzdolabında 24 saat saklayabilirsiniz. Sizin olmadığınız dönemde bu süt bebeğinize kaşıkla veya fincanla verilebilir.

Doğru Emzirme Pozisyonu

Memeye iyi yerleşmiş ve etkili emen bir bebek;

Memeyi iyice kavramış, ağzı geniş ve iyice açıktır. Dilini öne doğru uzattığı için alt dudağı dışa dönüktür. Çenesi anne memesine değer. Yanakları yuvarlak ve dolgundur. Meme başı ve etrafındaki koyu renkli meme dokusunun büyük bir kısmı bebeğin ağzı içindedir.

Memeye iyi yerleşmemiş bir bebek;
Meme başını emmeye çalışır. Süt kanallarına ulaşamadığı için sütü sağamaz ve alamaz. Dıştan bakıldığında bu bebeğin ağzı geniş açık değildir, yanakları içe çökük, alt dudağı içe dönük, dudaklarını ileriye uzatmıştır. Çenesi anne memesine değmez ve memenin koyu renkli kısmının tümü dışarıda kalmıştır.

Bebek Etkisiz Emmiyorsa
Bebeğin etkisiz emdiği durumlarda ******* boşalmaz, sürekli şiş ve gergindir. Emzirme anne için ağrılı olup rahatsızlık verir. Meme başı ezilmiş görünümde olup kızarıktır, ucunda çatlak görülür. Memeden yeterli süt alamayan bebek çok ağlar, aç kaldığı için sık veya uzun süre emmek ister. Giderek huzursuzlanır, memeden kayar, emmeyi reddeder, kendini geri çeker. Doymadıkları gerekçesiyle ek gıda başlanan bebeklerin büyük çoğunluğu gerçekte memeye iyi yerleşmemiş bebeklerdir.

alıntıdır ..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Annelere Ek Besin Verme Önerileri

Hazırlayan: Hacettepe Üniversitesi Çocuk Sağlığı Enstitüsü
Sosyal Pediyatri Anabilim Dalı

Bebeğinizi 4-6 ay sadece anne sütü ile besleyiniz. Bu dönemde ona ek gıda vermeyiniz. Bebek 4-6 aydan önce ek gıda almaya hazır değildir ve bu dönemde ek gıda başlanmaması için çok önemli sebepler vardır:

Bu dönemde ağzına verilen yiyecekleri dili ile dışarı atar. Bu aslında bebeğe erken dönemde ek gıda verilmesini önleyici doğal koruyucu bir reflekstir.
4-6 aydan önce ısırma, çiğneme-yutma hareketlerini koordineli olarak yapamaz.

Tam olarak başını dik tutamaz, oturamaz.

Böbrekleri ek gıda ile alınan proteinlerin artıklarını ve mineralleri yeterince atamaz.

Nişastalı besinleri sindirmekte güçlük çeker.

Barsağın yeterli olgunluğa ulaşmadığı bu dönemde verilen yiyecekler besin hassasiyeti ve allerjilere yol açar.

4-6 ay arasında her bebeğin ek gıda almaya hazır olduğu zaman farklıdır. Bunun için bebeğinizin ek gıda almaya hazır olduğunu gösteren ipuçları bekleyin.

Bu ipuçları şunlardır:

Ağıza verilen yiyecekleri dil ile dışarı atma refleksinin kaybolmaya başlaması (dudaklarına kaşık değdiğinde ağzını açmasıyla beraber dilini dışarı doğru çıkarmaması) Başını tamamen rahatça dik tutarak oturabilmesi

Isırma, çiğneme-yutma koordine hareketlerinin başlaması Herhangi bir nesneyi parmakları ile tutabilmesi

Başlangıçtaki emme şeklinin daha olgunlaşması ve emmenin adeta bir sıvı içiyormuşçasına güçlenmesi Parmakları ile tuttuğu nesneyi ağzına götürebilmesi

Diş çıkarmaya başlaması Yiyeceği gözleri ile takip edebilmesi ve yiyecek verilince ağzını açması

Altıncı aydan sonra her bebek ek gıda almaya hazırdır. Ek gıdaya başlanması altı aydan sonraya geciktirilmemelidir. Altıncı aydan sonra bebeğin ek gıdaları kabul etmesi güçtür.

Bebeğinize ek gıda başlarken aşağıdaki noktalara dikkat edin.

Bebeğinize vereceğiniz ek gıdayı onun gelişim düzeyine göre ağzında kontrol edebileceği ve yutabileceği besinlerden yumuşak, pürtüksüz yarı sıvı besinler seçin.

Bebeğinize vereceğiniz her türlü gıda doğal ve taze hazırlanmış olmalıdır.

Bebeğiniz için hazırladığınız besinlere katı yağ, şeker, tuz ve baharat katmayın. Besinlerin doğal tatlarına alışmalarını sağlayın.

Hazırladığınız gıdaları oda ısısında 2 saatten fazla bekletmeyin.

Konserve, dondurulmuş ve paketlenmiş yiyecekleri, hazır meyve suları ve kolalı içecekleri, içine boya, tatlandırıcı veya aroma katılmış besinleri bebeğinize asla vermeyin.

Yeni besinleri bebeğiniz aç iken deneyin. Onur yorgun olmadığı ve sakin olduğu bir dönem seçin.

Yutmasını kolaylaştırmak ve ek gıdanın akciğere kaçmasını engellemek için ek gıda verirken onu kucağınızda kendini güvende hissedecek şekilde dik olarak tutun.

Her yeni gıdaya tek tek ve yavaş yavaş başlayın, az miktarda başlayıp, miktarı zamanla (3-4 gün) artırın.

Sevmediği bir gıdayı zorla vermeyin, yeniden denemek için bir süre geçmesini bekleyin.

Ek gıdaları bebeğe uygun bir kaşıkla verin, biberon kullanmayın.

Beslemeden önce bebeğin kaşıktaki yiyeceğe ilgi göstermesini bekleyin.

İsterse bebeğin yiyeceği elleyerek tanımasına izin verin.

Öğünlerde alacağı gıda miktarını bebeğinize bırakın, yemek istemediği takdirde ısrar etmeyin.

Yeme hızı bebek tarafından belirlenmelidir.

Zamanla bebeğinizin kendi kendine yemesine izin verin, bu onun özgüvenini artırır.

Ek gıdalara başladıktan sonra da bebeğinizi 2 yaşına kadar emzirmeye devam edin.

Çocuğunuza bir yaşına gelene kadar mümkünse inek sütü vermeyin. Erken yaşta verilen inek sütü çocuğunuzda allerji ve kansızlık yapar.

Çocuğunuzu kansızlıktan korumak için demir yönünden zengin (et, yumurta, mercimekli baklagiller, pekmez) ek gıdalar verin.

Çocuğunuza vereceğiniz ek gıdaların A vitamini açısından da zengin (taze sebze ve meyve) olmasına dikkat edin. Bu onu hastalıktan koruyacaktır.
Üç yaşın altındaki çocuklar günde altı öğün beslenmelidir.

Çocuğunuz ile birlikte siz de yiyin. Bu onun iştahını artıracaktır. Çocuklar kalabalıkta yemek yemeyi severler.

Beş yaşına kadar çocuğunuza fındık, fıstık, çekirdek gibi küçük kuru yemişler vermeyin. Bunlar nefes borusuna kaçarak boğulmaya ve akciğerlerin zarar görmesine neden olabilir.

9-12 ay Aile sofrasına oturur.

7-9 ay Çoklu karışımlar
6-7 ay İkili karışımlar
4-6 Tekli karışımlar


Doğum
ANNE SÜTÜ

4-6 ay
Çocuğunuza tek bir gıda türü içeren yumuşak, topaksız, yarı sıvı tekli karışımlar verin. Bu gıdalara en iyi örnekler; yoğurt
meyve püreleri ve meyve suyu (elma, şeftali, muz gibi) sebze püreleridir (kabak, havuç, patates gibi)

6-7 ay
Çocuğunuza iki çeşit gıda içeren ikili karışımlar verin. Besinleri ince ince kıyın veya rendeleyin bir sıvı veya yoğurtla karıştırın. Bu gıdalara örnekler;

yoğurtlu sebze püreleri
meyveli yoğurt
tavuklu sebze
etli sebze
tarhana çorbası
yoğurt çorbasıdır
Ayrıca bu dönemde yumurtanın sarısı, beyaz peynir gibi kahvaltılıklarda vermeye başlayın.

7-9 ay
Artık çocuğunuza üç veya daha fazla besin türü içeren çoklu karışımlar verebilirsiniz. Bu gıdalara örnekler;

sebze çorbası
dolma
baklagiller
ızgara köftedir

Çocuğunuzun yemeklerine bir tatlı kaşığı zeytinyağı ekleyin. Dokuzuncu aydan sonra çocuğunuz aile sofrasına oturabilir.

alıntıdır ..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

1905 yılında Alfred Binet ve Theodore Simon davranış sorunları olan çocukları zeka geriliği olanlardan ayıracak bir test geliştirmeyi başardılar. Fikir Fransa’da yaşayan, davranış bozukluğu olan çocukların zeka geriliği olan çocukların bakımsız durumdaki sınıflarına gönderilmelerini önlemek için çıkmıştı. Test kabiliyet açısından en alt seviyedeki çocuklar dışında akademik performansı önceden tahmin edebilme açısından başarılıydı. Binet testinin bir değişik biçimi olan Stanford-Binet, daha sonraları tüm Amerikan okullarında seçkin olarak kullanılmaya başlandı. Sonunda Stanford-Binet daha önceleri kullanılmakta olan Wechsler gibi ölçekler ve Otis testi gibi grup ölçekleri de dahil olmak üzere diğer bazı testlerle birleşti. Bu testler o kadar başarılıydı ki, bir Harvard psikologu olan Edward Boring 1920 lerde; zekanın bu testlerle ölçülenden hiçbir farkı olmadığını ileri sürüyordu. Bazıları Boring’in tanımlamasını çok yuvarlak bulabilir, ancak o burada A.B.D. de ve deniz ötesi ülkelerdeki zekanın özellikleri ve ölçümü hakkındaki genel düşünceyi yansıtmaktadır. Bu güne kadar psikologlar kadar bir çok psikiyatrist de zekayı testlerin ölçümünü esas alarak değerlendirmişlerdir.Giderek artan miktarlarda kanıtlar psikolojik testlerin zekanın bütününü değil, sadece bir bölümünü ölçtüğünü ortaya koymaktadır. Bir kaç ay boyunca bu sütunda zekanın özelliklerini ve genetik faktörlerin zeka üzerine etkileri gözden geçirilecektir.

Araştırmacılar tüm dünyada zeka üzerine dolaylı ve o bölgeye özgü teoriler üretmişlerdir. İnsanların zeka kavramı hakkındaki sezgileri testlerde temsil edildiğinden çok daha geniştir. Bir çok çalışmada insanlara zeka kavramından ne anladıkları sorulmuştur. Pratik problem çözümü, sözel kabiliyet, ve sosyal beceri gibi faktörler cevaplar arasında en fazla yer alanlardır. Sözel kabiliyet uygulanan testlerle ölçülmektedir ancak genellikle sosyal beceri ölçülmemektedir.

Zekanın kavramsallaştırılması etnik gruplara bağlı olarak değişmektedir. Örneğin; Kaliforniya’da değişik gruplarda yapılan bir çalışmada, Latin ailelerin zeka tanımında sosyal beceri kabiliyetinin üzerinde dururken, Asya ve Anglosakson ailelerin bilişsel becerileri vurguladıkları görülmüştür. Öğretmenlerin zeka kavramına bakışları daha çok Anglosakson ailelere benzemektedir. Şaşırtıcı olmayacak şekilde, bu grup ailelerin çocukları muhtemelen onların sosyal yapılarının ve okuldan beklentilerinin uyum sağlaması nedeniyle okulda daha başarılı olmaktadırlar.

A.B.D. dışındaki ülkelerde teste bağımlı görüşlerden giderek uzaklaşma dikkati çekmektedir. Tayvan’da yapılan bir çalışmada zeka; yalnızca geleneksel bilişsel kabiliyetleri içermekle kalmamış ayrıca kişiler arası beceri (diğer insanları anlayabilme), kendisini anlayabilme, kişinin zekasını ne zaman göstereceğini ve ne zaman göstermeyeceğini bilmesi kavramlarını da kucaklamıştır.

Fakat dolaylı teoriler bütün hikayeyi anlatmamaktadır. Zekanın performansa dayalı tanımlamaları da vardır. Geleneksel zeka testleriyle ölçülebilen becerilere ek olarak onlardan farklı en az iki becerin daha olduğu ortaya çıkmaktadır; yaratıcı beceriler ve pratik beceriler. Yaratıcı becerilerle ilgili bir seri çalışmada katılımcılardan “2985” sıra dışı başlıklarla ilgili hikaye yazmaları, “bir böceğin bakış açısından dünya” gibi sıra dışı başlıklarla ilgili resim kompozisyonları çizmeleri, “papyon kravatlar” gibi sıkıcı ürünler hakkında reklam metinleri oluşturmaları, veya aramızda saklanarak yaşayan dünya dışından gelen yaratıkları nasıl tanıyacağımız gibi sorunlara çözümler üretmeleri istenmiştir. Bu araştırmalardaki performanslar geleneksel zeka testlerinin skorları ile düşük seviyelerde korelasyon gösterdiği kanıtlanmıştır.

Pratik zeka becerilerinin IQ ve ilgili ölçümlerden bağımsız olduğuna dair daha bir çok kanıt vardır. Pratik zeka becerileri; bir insanın işini yaparken karşılaşabileceği çok rastlanan problemleri çözebilme yeteneğini gösterir. İş adamları, akademik psikologlar, ticaretle uğraşan insanlar, öğretmenler, ve askeri liderler ile yapılan çalışmalarda pratik zeka test skorlarının IQ ile uyuşmadığı gözlenmiştir. Sonuçta mesleki performansın öngörülmesi hakkında pratik zeka, IQ ya oranla daha gerçekçi görünmektedir. Kenya’da çocuklarla yapılan bir çalışmada; çocukların enfeksiyonlarla savaşmada,daha önce öğrenmiş oldukları bilgilerle, doğal bitkisel ilaçları nasıl kullandıkları ile ilgili pratik zeka testleri uygulanmıştır. Kenya’da bu bilgiler çok yaygın şekilde bilinmektedir. Bu nedenle geleneksel zeka test ölçümleri ile belirgin negatif korelasyonlar bulunmuştur.

Bir diğer çalışma serisinde; lise öğrencilerinde; analitik, yaratıcı ve pratik becerilerin birbirlerinden bağımsız olduğu bulunmuştur.

Özet olarak kanıtlar, zekaya ulaşmak için IQ dan fazlasına ihtiyacımız olduğunu göstermektedir. geleneksel analitik beceriler kadar yaratıcı ve pratik becerilerde etkili olmaktadır. Bu beceriler analitik becerilerden göreceli olarak bağımsızdır, ancak bunlar geleneksel testlerde çok az ölçülmekte yada hiç göz önüne alınmamaktadır. Zeka becerilerinin sınırlarının daha geniş tutulduğu yeni testler geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Esasında geleneksel zeka testlerinin bu kadar baskın olarak kullanılmasının bir nedeni de psikometrik değerlendirme araçlarının yetersizliğidir.

Zekanın davranışsal genetik araştırmalarının yapıldığı alan eski, genel bilişsel kabiliyetlerin ölçüldüğü IQ testlerini kullanmaktadır. Bu alanda yeni gelişmeler neredeyse hiç olmamaktadır. Davranışsal genetik araştırmalarda bilişsel kabiliyetler kavramsallaştırılırken, hala beceriler içinde genel bilişsel kabiliyetlerin en üstte tutulmaktadır.

Zekanın psikometrik teorilerinin araştırılmasında bütün güç zekanın davranışsal-genetik çalışmalarına verildiğinden, bu çalışmaların sonuçlarının zekanın genel bilişsel beceri kavramının bakış açısından olması şaşırtıcı değildir. Birkaç yıl önce varılan ortak kararla genel bilişsel becerilerde gözlenen bireysel değişikliklerin %50 sinin genetik değişkenlikler ile açıklanabileceği sonucuna ulaşıldığından, davranışsal genetik model, zekanın psikolojik teorilerine yer sağlayacak şekilde bir gelişim göstermemiştir.

Her ne kadar IQ daki bireysel değişikliklere etkili önemli genler tanınmış olsa da bu etkenler değişkenliğin yalnızca yarısını açıklayacak değerdedir.

Bu güne kadar, davranışsal genetik araştırmalar genel bilişsel etiolojide becerileri adres göstermişlerdir. Psikolojinin diğer alanları insan becerilerinin çok boyutluluğunun farkında iken, davranışsal genetik alanı genel bilişsel becerilerin imparatorluğunda kendini adamış bir asker olarak kalmıştır. Her ne kadar genel bilişsel becerilerin genetik geçişi ile ilgili buluşlar güvenilir ve bir sonuca götürücü olsa da genel bilişsel beceriler insan becerileri alfabesinde sadece bir harf olarak gözükmektedir.

alıntıdır ..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Bebeğimin dişleri sürer sürmez çürüdü. Nedeni ne olabilir?

Bebeklerde bazen dişlerin üzerinde sürer sürmez kahverengi lekeler oluştuğu ya da bu dişlerin kırılıp döküldüğü gözlenir. Aslında bu lekeler diş çürükleridir ve dişler de çürük nedeniyle kırılır. Bu kadar erken bir dönemde çürük oluşmasının nedeni de biberon çürüğü adı verilen çürüklerdir. Bebek beslenmesinde en önemli besin olan anne sütü ya da inek sütü doğal olarak şeker içerir. Gece yatmadan önce yada uyku sırasında bebek anne sütü ya da biberon emerse süt ağızda birikerek mikropların dişleri çürütmesi için elverişli bir ortam oluşturur. Bu nedenle özellikle gece beslenmesi sonrası dişlerin temizliğine özen gösterilmelidir.

Biberon çürüğünden korunmak için ne yapmak gerekir?

Bebeklerde meydana gelen çürüklerin tedavisi çok güç olduğundan, koruyucu önlemlerin erken dönemde alınması gerekir.

Bunlar nelerdir?
· Bebeğinizin gece ağzında biberonla uyuma alışkanlığını önleyin. Beslendikten sonra uyutmaya çalışın.
· Biberondaki süte şeker, bal pekmez gibi tatlandırıcılar ilave etmeyin.
· Bebek beslendikten sonra mutlaka su içirin.
· İlk dişlerin sürmeye başlamasıyla gece ve sabah beslenmeleri sonrası temiz, ıslak bir tülbent ile dişlerini silerek temizleyin.

Biberon çürüğünün önemi nedir?

Biberon çürüğü görülen dişler tedavi edilmezse ağrı yapar ve iltihaplanır. İltihaplı ya da ağrıyan dişler bebeğin huzursuzlanmasına ve beslenme düzeninin bozulmasına neden olur. İltihap alttan gelecek kalıcı dişler de etkileyip şekillerinin bozuk olmasına yol açar. Bu dişler çekilmek zorunda kalırsa çocukta konuşma problemleri ortaya çıkabilir.

Biberon emmediği halde bebeğimin dişleri çürüdü neden olabilir?

Biberonun yanı sıra emziklerin ağlayan bebekleri susturmak amacıyla bal, pekmez, reçel gibi tatlandırıcılara batırılarak verilmesi de biberon çürüklerinin başka bir nedenidir. Bunun yanı sıra, dişler sürdükten sonra oyalanmak amacıyla bebeğin eline verilen karbohidratlı-şekerli gıdalar da diş çürüklerine neden olur. Çocuğu bu tür gıdaların yerine elma, havuç gibi besin değeri yüksek; diş temizliğine yardımcı gıdalara yönlendirmek gerekir.

Kaynak : Türk Dişhekimleri Birliği

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Parmak emme her sağlam çocukta bebeklikte görülen normal bir davranıştır. Genellikle 2 yaşına kadar kendiliğinden bırakılır. Daha sonraki yaşlarda ve özellikle 5-6 yaşından sonra devam ederse arzu edilmeyen bir alışkanlık olur. İnsana bir zevk, bir doygunluk sağlayan herhangi bir şeyin tekrarı kısa bir süre sonra alışkanlık haline dönüşür. Çocuk emmeden doğal olarak bir doygunluk hissettiği için herhangi bir doyumsuzluk hissettiğinde parmak emmeye başlar.

İleriki yaşlarda parmak emme aslında anne babaya karşı bir uyarı sayılmalıdır. Çünkü çoğu kez parmak emmenin altında ruhsal bir gerginlik, doyumsuzluk, can sıkıntısı, baş kaldırma, yalnızlık duygusu kısaca mutsuzluk vardır. Çocuk parmak emmeyi huy edinerek, anne ile babasını kendisi ile ilgilenmeye itmektedir.

Yeni bir kardeş, kötü bir aile ortamı, yalnız bırakılma, çevresinde beklenmedik bir değişiklik olduğunda çocuk parmak emmeye sığınabilir. Parmak emmeyi alışkanlık haline getiren çocuk karşısında anne babanın davranışı aşağıdaki öneriler doğrultusunda olursa, çocuk bu alışkanlığı daha da çabuk bırakacaktır

Nasıl Davranılmalı?

Önce parmak emmenin zararsız bir davranış olduğu bilinmelidir. Hiç bir şekilde bu sorun büyütülmemelidir.

Vazgeçirmek için azarlamak, bir takım cezalara başvurmak, acı biber sürmek, ellerini bağlamak gibi sert tepkilerden kaçınılmalıdır. Bunlar tam tersi olarak alışkanlığın pekişmesine neden olabilir, çocuğu isyankar yapar.

Parmaklarını, dudaklarını, elbisesinin eteğini ve mendilinin, yastığının, yorganının ucunu veya benzer eşyayı emme olayına hemen hemen bütün çocuklarda rastlanabilir. Fakat bu olay geçicidir, kısa sürede terk edilir. Şayet 5-6 yaşından sonra da devam ederse çocuğun ruhsal bir sorunu olabileceği düşünülmeli, nedenleri araştırılıp, çözümüne çalışılmalıdır.

Öncelikle anne-baba çocuğa ilgilenildiğini, sevildiğini hissettirmelidir. Anne-baba, çocuk parmak emse de emmese de sevgi ve ilgilerinin aynı olduğunu kanıtlamalıdır. Çocuğun durumu incelenmeli, düzeltici önlemlerin yalnızca bir belirti olan parmak emme yerine, asıl sorunların çözümüne yöneltilmesi gerekir. Asıl nedenler ortadan kalkmadıkça parmak emme vb. davranışlar devam edecektir.

Çocuğa uygun dinlenme, geniş ve çeşitli faaliyet yapma, oyun oynama olanakları sağlanmalıdır. Özellikle çocuğun elleri ilgi duyacağı, hoşlanacağı bir uğraşıya, bir oyuna veya oyuncağa yöneltilirse, çocuk ellerini artık ağzına götürmeyecektir.

Çocuğa kendi kendini kontrol ederek isterse bu alışkanlığı terk edeceği inancını kazandırmak, bu konuda çocuğu desteklemek yararlıdır

alıntıdır ..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

cyber-lake.com Top Fishing Sites yokuz.com Entertainment TOPlist TOPlist iPhone Topsites Vote for Us on Top Sites of America Web Sites List! Dmegs Directory Myspace Topsites Directory of Entertainment Blogs Miscellaneous - CSS Top Sites here.
Google PageRank
Proxy Topsite - Myspace Proxies, Myspace Proxy, Unblock Myspace Fundamental Christian Topsites Vote this site for Top 50 Award Winning Web Sites List! Top Arcade Sites Toplist FIRST Topsite Best Scrapbooking Sites, Digital Scrapbooking, Scrapbook Supplies, Reviews, Awards Site Ekle, Toplist, Link Ekle, MP3indir, HikayelerMynet Webmasterim.Com arama motoru

site ekle Hier gehts in Bunnys Topliste Vote fr uns auf der .:.:: Fun Topliste ::.:.