Kategori 'Bebek / Çocuk' Category

Bebeğinizi yaşamının en az ilk 4, mümkünse 6 ayında sadece emziriniz.

Bu dönemde onun yararlanabileceği tek besin anne sütü olup suya dahi ihtiyacı yoktur. Bu dönemde yapay gıdaların hiçbiri sizin sütünüzün yerini tutamaz. Ancak 6 aydan sonra mutlaka uygun ek gıda başlayınız. Beraberinde bebeğiniz iki yaşına gelene kadar emziriniz.

Başarılı Bir Emzirme İçin;
Bebeğinizi doğumdan hemen sonra henüz çıplakken sizin çıplak göğsünüze konmalıdır. Bu tensel temas bebeğinizle aranızda önemli bir “bağ” kurulmasını sağlar. Erken dönemde kurulan bu bağ onun uzun süreli başarılı bir şekilde emzirilmesini sağlayacaktır.

Bebeğinizi doğumdan hemen sonra,bu mümkün değil ise en geç yarım saat içerisinde emzirmeye başlayınız. Bebeğin emmeye en istekli olduğu bu dönem geçirilirse bebek uzunca bir süre emmeye isteksizlik gösterecek ve ilk emzirme çok gecikecektir. Sezeryanla doğum yapan anneler ise kendilerine gelir gelmez yardım ile bebeklerini emzirebilirler.

Bebeğinizi emzirmeden önce başka hiçbir şey (şekerli su veya süt gibi) vermeyiniz. İlk emzirdiğinizde gelen süt kolostrum (ağız) adı verilen koyu kıvamlı bir süt olup az miktardadır. Bu sütün asıl görevi bebeğinizi enfeksiyondan korumak olduğu için bir damlasının dahi ziyan edilmemesi gerekir.

Sütünüzün bol olmasını sağlayan en önemli faktör bebeğinizin emmesidir. Bebeğiniz bir memeden ne kadar çok emerse o memede o kadar süt yapılır. Bu nedenle bebeğinizi anne memesini her aradığında gece ve gündüz sık sık emziriniz. Emzirmek için onun sinirlenip ağlamaya başlamasını beklemeyiniz. Bebekle aynı odada yatmanız onu her istediğinde emzirmenizi ve böylece sütünüzün bol olmasını sağlar. Emzirme süresi bebekten bebeğe ve aynı bebekte farklılık göstermekle birlikte normal bir emzirme süresi 4-30 dakikadır. Bu süre ilk günlerde daha uzun olabilir.

Bebeğinizi bir memenizdeki sütün tamamı bitene kadar aynı memeden emziriniz. Bebeğiniz emmeye başladığında gelen ilk süt önsüt adı verilen bol sulu süttür. Emmeye devam ettikçe süt giderek koyulaşır ve yağdan zengin bir hale gelir. Bu sonsüt onun doymasını ve memeyi kendiliğinden bırakmasını sağlar. Bu nedenle her öğünde tek bir memeden emziriniz. Bir sonraki öğünde ise diğer memenizi veriniz. Aynı öğünde, her iki memeden de az az emzirilen bebekler yağlı sonsütü alamadıkları için doymazlar.

Memenize temizlik veya bakım amacıyla hiçbir krem sürmeyiniz, karbonatlı veya sabunlu su ile yıkamayınız. Emzirdiğiniz sürece memenizi koruyacak maddeler meme başının etrafındaki küçük bezlerden salgılanmaktadır.

Bebeğinize biberon vermeyiniz. Biberon verilen bebekler daha sık ishale yakalanırlar. Ayrıca bu bebekler anne memesinden de biberon gibi emmeye çalışırlar. Sadece meme başını emmeye çalışan bu bebeklerin dilleri geride olup meme dokusunu ağızlarına almadıkları için sütü sağamaz ve meme başını boş yere emerek acıtırlar. Böyle bebekler kısa bir süre içinde anne memesini emmeyi bırakırlar.

Çalışmanız bebeğinizi emzirmeniz için engel değildir. Sütünüzü sağıp, bunu oda ısısında 8 saat, buzdolabında 24 saat saklayabilirsiniz. Sizin olmadığınız dönemde bu süt bebeğinize kaşıkla veya fincanla verilebilir.

Doğru Emzirme Pozisyonu

Memeye iyi yerleşmiş ve etkili emen bir bebek;

Memeyi iyice kavramış, ağzı geniş ve iyice açıktır. Dilini öne doğru uzattığı için alt dudağı dışa dönüktür. Çenesi anne memesine değer. Yanakları yuvarlak ve dolgundur. Meme başı ve etrafındaki koyu renkli meme dokusunun büyük bir kısmı bebeğin ağzı içindedir.

Memeye iyi yerleşmemiş bir bebek;
Meme başını emmeye çalışır. Süt kanallarına ulaşamadığı için sütü sağamaz ve alamaz. Dıştan bakıldığında bu bebeğin ağzı geniş açık değildir, yanakları içe çökük, alt dudağı içe dönük, dudaklarını ileriye uzatmıştır. Çenesi anne memesine değmez ve memenin koyu renkli kısmının tümü dışarıda kalmıştır.

Bebek Etkisiz Emmiyorsa
Bebeğin etkisiz emdiği durumlarda ******* boşalmaz, sürekli şiş ve gergindir. Emzirme anne için ağrılı olup rahatsızlık verir. Meme başı ezilmiş görünümde olup kızarıktır, ucunda çatlak görülür. Memeden yeterli süt alamayan bebek çok ağlar, aç kaldığı için sık veya uzun süre emmek ister. Giderek huzursuzlanır, memeden kayar, emmeyi reddeder, kendini geri çeker. Doymadıkları gerekçesiyle ek gıda başlanan bebeklerin büyük çoğunluğu gerçekte memeye iyi yerleşmemiş bebeklerdir.

alıntıdır ..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Annelere Ek Besin Verme Önerileri

Hazırlayan: Hacettepe Üniversitesi Çocuk Sağlığı Enstitüsü
Sosyal Pediyatri Anabilim Dalı

Bebeğinizi 4-6 ay sadece anne sütü ile besleyiniz. Bu dönemde ona ek gıda vermeyiniz. Bebek 4-6 aydan önce ek gıda almaya hazır değildir ve bu dönemde ek gıda başlanmaması için çok önemli sebepler vardır:

Bu dönemde ağzına verilen yiyecekleri dili ile dışarı atar. Bu aslında bebeğe erken dönemde ek gıda verilmesini önleyici doğal koruyucu bir reflekstir.
4-6 aydan önce ısırma, çiğneme-yutma hareketlerini koordineli olarak yapamaz.

Tam olarak başını dik tutamaz, oturamaz.

Böbrekleri ek gıda ile alınan proteinlerin artıklarını ve mineralleri yeterince atamaz.

Nişastalı besinleri sindirmekte güçlük çeker.

Barsağın yeterli olgunluğa ulaşmadığı bu dönemde verilen yiyecekler besin hassasiyeti ve allerjilere yol açar.

4-6 ay arasında her bebeğin ek gıda almaya hazır olduğu zaman farklıdır. Bunun için bebeğinizin ek gıda almaya hazır olduğunu gösteren ipuçları bekleyin.

Bu ipuçları şunlardır:

Ağıza verilen yiyecekleri dil ile dışarı atma refleksinin kaybolmaya başlaması (dudaklarına kaşık değdiğinde ağzını açmasıyla beraber dilini dışarı doğru çıkarmaması) Başını tamamen rahatça dik tutarak oturabilmesi

Isırma, çiğneme-yutma koordine hareketlerinin başlaması Herhangi bir nesneyi parmakları ile tutabilmesi

Başlangıçtaki emme şeklinin daha olgunlaşması ve emmenin adeta bir sıvı içiyormuşçasına güçlenmesi Parmakları ile tuttuğu nesneyi ağzına götürebilmesi

Diş çıkarmaya başlaması Yiyeceği gözleri ile takip edebilmesi ve yiyecek verilince ağzını açması

Altıncı aydan sonra her bebek ek gıda almaya hazırdır. Ek gıdaya başlanması altı aydan sonraya geciktirilmemelidir. Altıncı aydan sonra bebeğin ek gıdaları kabul etmesi güçtür.

Bebeğinize ek gıda başlarken aşağıdaki noktalara dikkat edin.

Bebeğinize vereceğiniz ek gıdayı onun gelişim düzeyine göre ağzında kontrol edebileceği ve yutabileceği besinlerden yumuşak, pürtüksüz yarı sıvı besinler seçin.

Bebeğinize vereceğiniz her türlü gıda doğal ve taze hazırlanmış olmalıdır.

Bebeğiniz için hazırladığınız besinlere katı yağ, şeker, tuz ve baharat katmayın. Besinlerin doğal tatlarına alışmalarını sağlayın.

Hazırladığınız gıdaları oda ısısında 2 saatten fazla bekletmeyin.

Konserve, dondurulmuş ve paketlenmiş yiyecekleri, hazır meyve suları ve kolalı içecekleri, içine boya, tatlandırıcı veya aroma katılmış besinleri bebeğinize asla vermeyin.

Yeni besinleri bebeğiniz aç iken deneyin. Onur yorgun olmadığı ve sakin olduğu bir dönem seçin.

Yutmasını kolaylaştırmak ve ek gıdanın akciğere kaçmasını engellemek için ek gıda verirken onu kucağınızda kendini güvende hissedecek şekilde dik olarak tutun.

Her yeni gıdaya tek tek ve yavaş yavaş başlayın, az miktarda başlayıp, miktarı zamanla (3-4 gün) artırın.

Sevmediği bir gıdayı zorla vermeyin, yeniden denemek için bir süre geçmesini bekleyin.

Ek gıdaları bebeğe uygun bir kaşıkla verin, biberon kullanmayın.

Beslemeden önce bebeğin kaşıktaki yiyeceğe ilgi göstermesini bekleyin.

İsterse bebeğin yiyeceği elleyerek tanımasına izin verin.

Öğünlerde alacağı gıda miktarını bebeğinize bırakın, yemek istemediği takdirde ısrar etmeyin.

Yeme hızı bebek tarafından belirlenmelidir.

Zamanla bebeğinizin kendi kendine yemesine izin verin, bu onun özgüvenini artırır.

Ek gıdalara başladıktan sonra da bebeğinizi 2 yaşına kadar emzirmeye devam edin.

Çocuğunuza bir yaşına gelene kadar mümkünse inek sütü vermeyin. Erken yaşta verilen inek sütü çocuğunuzda allerji ve kansızlık yapar.

Çocuğunuzu kansızlıktan korumak için demir yönünden zengin (et, yumurta, mercimekli baklagiller, pekmez) ek gıdalar verin.

Çocuğunuza vereceğiniz ek gıdaların A vitamini açısından da zengin (taze sebze ve meyve) olmasına dikkat edin. Bu onu hastalıktan koruyacaktır.
Üç yaşın altındaki çocuklar günde altı öğün beslenmelidir.

Çocuğunuz ile birlikte siz de yiyin. Bu onun iştahını artıracaktır. Çocuklar kalabalıkta yemek yemeyi severler.

Beş yaşına kadar çocuğunuza fındık, fıstık, çekirdek gibi küçük kuru yemişler vermeyin. Bunlar nefes borusuna kaçarak boğulmaya ve akciğerlerin zarar görmesine neden olabilir.

9-12 ay Aile sofrasına oturur.

7-9 ay Çoklu karışımlar
6-7 ay İkili karışımlar
4-6 Tekli karışımlar


Doğum
ANNE SÜTÜ

4-6 ay
Çocuğunuza tek bir gıda türü içeren yumuşak, topaksız, yarı sıvı tekli karışımlar verin. Bu gıdalara en iyi örnekler; yoğurt
meyve püreleri ve meyve suyu (elma, şeftali, muz gibi) sebze püreleridir (kabak, havuç, patates gibi)

6-7 ay
Çocuğunuza iki çeşit gıda içeren ikili karışımlar verin. Besinleri ince ince kıyın veya rendeleyin bir sıvı veya yoğurtla karıştırın. Bu gıdalara örnekler;

yoğurtlu sebze püreleri
meyveli yoğurt
tavuklu sebze
etli sebze
tarhana çorbası
yoğurt çorbasıdır
Ayrıca bu dönemde yumurtanın sarısı, beyaz peynir gibi kahvaltılıklarda vermeye başlayın.

7-9 ay
Artık çocuğunuza üç veya daha fazla besin türü içeren çoklu karışımlar verebilirsiniz. Bu gıdalara örnekler;

sebze çorbası
dolma
baklagiller
ızgara köftedir

Çocuğunuzun yemeklerine bir tatlı kaşığı zeytinyağı ekleyin. Dokuzuncu aydan sonra çocuğunuz aile sofrasına oturabilir.

alıntıdır ..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

1905 yılında Alfred Binet ve Theodore Simon davranış sorunları olan çocukları zeka geriliği olanlardan ayıracak bir test geliştirmeyi başardılar. Fikir Fransa’da yaşayan, davranış bozukluğu olan çocukların zeka geriliği olan çocukların bakımsız durumdaki sınıflarına gönderilmelerini önlemek için çıkmıştı. Test kabiliyet açısından en alt seviyedeki çocuklar dışında akademik performansı önceden tahmin edebilme açısından başarılıydı. Binet testinin bir değişik biçimi olan Stanford-Binet, daha sonraları tüm Amerikan okullarında seçkin olarak kullanılmaya başlandı. Sonunda Stanford-Binet daha önceleri kullanılmakta olan Wechsler gibi ölçekler ve Otis testi gibi grup ölçekleri de dahil olmak üzere diğer bazı testlerle birleşti. Bu testler o kadar başarılıydı ki, bir Harvard psikologu olan Edward Boring 1920 lerde; zekanın bu testlerle ölçülenden hiçbir farkı olmadığını ileri sürüyordu. Bazıları Boring’in tanımlamasını çok yuvarlak bulabilir, ancak o burada A.B.D. de ve deniz ötesi ülkelerdeki zekanın özellikleri ve ölçümü hakkındaki genel düşünceyi yansıtmaktadır. Bu güne kadar psikologlar kadar bir çok psikiyatrist de zekayı testlerin ölçümünü esas alarak değerlendirmişlerdir.Giderek artan miktarlarda kanıtlar psikolojik testlerin zekanın bütününü değil, sadece bir bölümünü ölçtüğünü ortaya koymaktadır. Bir kaç ay boyunca bu sütunda zekanın özelliklerini ve genetik faktörlerin zeka üzerine etkileri gözden geçirilecektir.

Araştırmacılar tüm dünyada zeka üzerine dolaylı ve o bölgeye özgü teoriler üretmişlerdir. İnsanların zeka kavramı hakkındaki sezgileri testlerde temsil edildiğinden çok daha geniştir. Bir çok çalışmada insanlara zeka kavramından ne anladıkları sorulmuştur. Pratik problem çözümü, sözel kabiliyet, ve sosyal beceri gibi faktörler cevaplar arasında en fazla yer alanlardır. Sözel kabiliyet uygulanan testlerle ölçülmektedir ancak genellikle sosyal beceri ölçülmemektedir.

Zekanın kavramsallaştırılması etnik gruplara bağlı olarak değişmektedir. Örneğin; Kaliforniya’da değişik gruplarda yapılan bir çalışmada, Latin ailelerin zeka tanımında sosyal beceri kabiliyetinin üzerinde dururken, Asya ve Anglosakson ailelerin bilişsel becerileri vurguladıkları görülmüştür. Öğretmenlerin zeka kavramına bakışları daha çok Anglosakson ailelere benzemektedir. Şaşırtıcı olmayacak şekilde, bu grup ailelerin çocukları muhtemelen onların sosyal yapılarının ve okuldan beklentilerinin uyum sağlaması nedeniyle okulda daha başarılı olmaktadırlar.

A.B.D. dışındaki ülkelerde teste bağımlı görüşlerden giderek uzaklaşma dikkati çekmektedir. Tayvan’da yapılan bir çalışmada zeka; yalnızca geleneksel bilişsel kabiliyetleri içermekle kalmamış ayrıca kişiler arası beceri (diğer insanları anlayabilme), kendisini anlayabilme, kişinin zekasını ne zaman göstereceğini ve ne zaman göstermeyeceğini bilmesi kavramlarını da kucaklamıştır.

Fakat dolaylı teoriler bütün hikayeyi anlatmamaktadır. Zekanın performansa dayalı tanımlamaları da vardır. Geleneksel zeka testleriyle ölçülebilen becerilere ek olarak onlardan farklı en az iki becerin daha olduğu ortaya çıkmaktadır; yaratıcı beceriler ve pratik beceriler. Yaratıcı becerilerle ilgili bir seri çalışmada katılımcılardan “2985” sıra dışı başlıklarla ilgili hikaye yazmaları, “bir böceğin bakış açısından dünya” gibi sıra dışı başlıklarla ilgili resim kompozisyonları çizmeleri, “papyon kravatlar” gibi sıkıcı ürünler hakkında reklam metinleri oluşturmaları, veya aramızda saklanarak yaşayan dünya dışından gelen yaratıkları nasıl tanıyacağımız gibi sorunlara çözümler üretmeleri istenmiştir. Bu araştırmalardaki performanslar geleneksel zeka testlerinin skorları ile düşük seviyelerde korelasyon gösterdiği kanıtlanmıştır.

Pratik zeka becerilerinin IQ ve ilgili ölçümlerden bağımsız olduğuna dair daha bir çok kanıt vardır. Pratik zeka becerileri; bir insanın işini yaparken karşılaşabileceği çok rastlanan problemleri çözebilme yeteneğini gösterir. İş adamları, akademik psikologlar, ticaretle uğraşan insanlar, öğretmenler, ve askeri liderler ile yapılan çalışmalarda pratik zeka test skorlarının IQ ile uyuşmadığı gözlenmiştir. Sonuçta mesleki performansın öngörülmesi hakkında pratik zeka, IQ ya oranla daha gerçekçi görünmektedir. Kenya’da çocuklarla yapılan bir çalışmada; çocukların enfeksiyonlarla savaşmada,daha önce öğrenmiş oldukları bilgilerle, doğal bitkisel ilaçları nasıl kullandıkları ile ilgili pratik zeka testleri uygulanmıştır. Kenya’da bu bilgiler çok yaygın şekilde bilinmektedir. Bu nedenle geleneksel zeka test ölçümleri ile belirgin negatif korelasyonlar bulunmuştur.

Bir diğer çalışma serisinde; lise öğrencilerinde; analitik, yaratıcı ve pratik becerilerin birbirlerinden bağımsız olduğu bulunmuştur.

Özet olarak kanıtlar, zekaya ulaşmak için IQ dan fazlasına ihtiyacımız olduğunu göstermektedir. geleneksel analitik beceriler kadar yaratıcı ve pratik becerilerde etkili olmaktadır. Bu beceriler analitik becerilerden göreceli olarak bağımsızdır, ancak bunlar geleneksel testlerde çok az ölçülmekte yada hiç göz önüne alınmamaktadır. Zeka becerilerinin sınırlarının daha geniş tutulduğu yeni testler geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Esasında geleneksel zeka testlerinin bu kadar baskın olarak kullanılmasının bir nedeni de psikometrik değerlendirme araçlarının yetersizliğidir.

Zekanın davranışsal genetik araştırmalarının yapıldığı alan eski, genel bilişsel kabiliyetlerin ölçüldüğü IQ testlerini kullanmaktadır. Bu alanda yeni gelişmeler neredeyse hiç olmamaktadır. Davranışsal genetik araştırmalarda bilişsel kabiliyetler kavramsallaştırılırken, hala beceriler içinde genel bilişsel kabiliyetlerin en üstte tutulmaktadır.

Zekanın psikometrik teorilerinin araştırılmasında bütün güç zekanın davranışsal-genetik çalışmalarına verildiğinden, bu çalışmaların sonuçlarının zekanın genel bilişsel beceri kavramının bakış açısından olması şaşırtıcı değildir. Birkaç yıl önce varılan ortak kararla genel bilişsel becerilerde gözlenen bireysel değişikliklerin %50 sinin genetik değişkenlikler ile açıklanabileceği sonucuna ulaşıldığından, davranışsal genetik model, zekanın psikolojik teorilerine yer sağlayacak şekilde bir gelişim göstermemiştir.

Her ne kadar IQ daki bireysel değişikliklere etkili önemli genler tanınmış olsa da bu etkenler değişkenliğin yalnızca yarısını açıklayacak değerdedir.

Bu güne kadar, davranışsal genetik araştırmalar genel bilişsel etiolojide becerileri adres göstermişlerdir. Psikolojinin diğer alanları insan becerilerinin çok boyutluluğunun farkında iken, davranışsal genetik alanı genel bilişsel becerilerin imparatorluğunda kendini adamış bir asker olarak kalmıştır. Her ne kadar genel bilişsel becerilerin genetik geçişi ile ilgili buluşlar güvenilir ve bir sonuca götürücü olsa da genel bilişsel beceriler insan becerileri alfabesinde sadece bir harf olarak gözükmektedir.

alıntıdır ..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Bebeğimin dişleri sürer sürmez çürüdü. Nedeni ne olabilir?

Bebeklerde bazen dişlerin üzerinde sürer sürmez kahverengi lekeler oluştuğu ya da bu dişlerin kırılıp döküldüğü gözlenir. Aslında bu lekeler diş çürükleridir ve dişler de çürük nedeniyle kırılır. Bu kadar erken bir dönemde çürük oluşmasının nedeni de biberon çürüğü adı verilen çürüklerdir. Bebek beslenmesinde en önemli besin olan anne sütü ya da inek sütü doğal olarak şeker içerir. Gece yatmadan önce yada uyku sırasında bebek anne sütü ya da biberon emerse süt ağızda birikerek mikropların dişleri çürütmesi için elverişli bir ortam oluşturur. Bu nedenle özellikle gece beslenmesi sonrası dişlerin temizliğine özen gösterilmelidir.

Biberon çürüğünden korunmak için ne yapmak gerekir?

Bebeklerde meydana gelen çürüklerin tedavisi çok güç olduğundan, koruyucu önlemlerin erken dönemde alınması gerekir.

Bunlar nelerdir?
· Bebeğinizin gece ağzında biberonla uyuma alışkanlığını önleyin. Beslendikten sonra uyutmaya çalışın.
· Biberondaki süte şeker, bal pekmez gibi tatlandırıcılar ilave etmeyin.
· Bebek beslendikten sonra mutlaka su içirin.
· İlk dişlerin sürmeye başlamasıyla gece ve sabah beslenmeleri sonrası temiz, ıslak bir tülbent ile dişlerini silerek temizleyin.

Biberon çürüğünün önemi nedir?

Biberon çürüğü görülen dişler tedavi edilmezse ağrı yapar ve iltihaplanır. İltihaplı ya da ağrıyan dişler bebeğin huzursuzlanmasına ve beslenme düzeninin bozulmasına neden olur. İltihap alttan gelecek kalıcı dişler de etkileyip şekillerinin bozuk olmasına yol açar. Bu dişler çekilmek zorunda kalırsa çocukta konuşma problemleri ortaya çıkabilir.

Biberon emmediği halde bebeğimin dişleri çürüdü neden olabilir?

Biberonun yanı sıra emziklerin ağlayan bebekleri susturmak amacıyla bal, pekmez, reçel gibi tatlandırıcılara batırılarak verilmesi de biberon çürüklerinin başka bir nedenidir. Bunun yanı sıra, dişler sürdükten sonra oyalanmak amacıyla bebeğin eline verilen karbohidratlı-şekerli gıdalar da diş çürüklerine neden olur. Çocuğu bu tür gıdaların yerine elma, havuç gibi besin değeri yüksek; diş temizliğine yardımcı gıdalara yönlendirmek gerekir.

Kaynak : Türk Dişhekimleri Birliği

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Parmak emme her sağlam çocukta bebeklikte görülen normal bir davranıştır. Genellikle 2 yaşına kadar kendiliğinden bırakılır. Daha sonraki yaşlarda ve özellikle 5-6 yaşından sonra devam ederse arzu edilmeyen bir alışkanlık olur. İnsana bir zevk, bir doygunluk sağlayan herhangi bir şeyin tekrarı kısa bir süre sonra alışkanlık haline dönüşür. Çocuk emmeden doğal olarak bir doygunluk hissettiği için herhangi bir doyumsuzluk hissettiğinde parmak emmeye başlar.

İleriki yaşlarda parmak emme aslında anne babaya karşı bir uyarı sayılmalıdır. Çünkü çoğu kez parmak emmenin altında ruhsal bir gerginlik, doyumsuzluk, can sıkıntısı, baş kaldırma, yalnızlık duygusu kısaca mutsuzluk vardır. Çocuk parmak emmeyi huy edinerek, anne ile babasını kendisi ile ilgilenmeye itmektedir.

Yeni bir kardeş, kötü bir aile ortamı, yalnız bırakılma, çevresinde beklenmedik bir değişiklik olduğunda çocuk parmak emmeye sığınabilir. Parmak emmeyi alışkanlık haline getiren çocuk karşısında anne babanın davranışı aşağıdaki öneriler doğrultusunda olursa, çocuk bu alışkanlığı daha da çabuk bırakacaktır

Nasıl Davranılmalı?

Önce parmak emmenin zararsız bir davranış olduğu bilinmelidir. Hiç bir şekilde bu sorun büyütülmemelidir.

Vazgeçirmek için azarlamak, bir takım cezalara başvurmak, acı biber sürmek, ellerini bağlamak gibi sert tepkilerden kaçınılmalıdır. Bunlar tam tersi olarak alışkanlığın pekişmesine neden olabilir, çocuğu isyankar yapar.

Parmaklarını, dudaklarını, elbisesinin eteğini ve mendilinin, yastığının, yorganının ucunu veya benzer eşyayı emme olayına hemen hemen bütün çocuklarda rastlanabilir. Fakat bu olay geçicidir, kısa sürede terk edilir. Şayet 5-6 yaşından sonra da devam ederse çocuğun ruhsal bir sorunu olabileceği düşünülmeli, nedenleri araştırılıp, çözümüne çalışılmalıdır.

Öncelikle anne-baba çocuğa ilgilenildiğini, sevildiğini hissettirmelidir. Anne-baba, çocuk parmak emse de emmese de sevgi ve ilgilerinin aynı olduğunu kanıtlamalıdır. Çocuğun durumu incelenmeli, düzeltici önlemlerin yalnızca bir belirti olan parmak emme yerine, asıl sorunların çözümüne yöneltilmesi gerekir. Asıl nedenler ortadan kalkmadıkça parmak emme vb. davranışlar devam edecektir.

Çocuğa uygun dinlenme, geniş ve çeşitli faaliyet yapma, oyun oynama olanakları sağlanmalıdır. Özellikle çocuğun elleri ilgi duyacağı, hoşlanacağı bir uğraşıya, bir oyuna veya oyuncağa yöneltilirse, çocuk ellerini artık ağzına götürmeyecektir.

Çocuğa kendi kendini kontrol ederek isterse bu alışkanlığı terk edeceği inancını kazandırmak, bu konuda çocuğu desteklemek yararlıdır

alıntıdır ..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

ENÜREZİS NOKTÜRNA

Çocukluk çağında sık rastlanan, ancak genellikle ihmal edilip ciddi problemler doğurduğunda farkedilen bir durum da işeme bozukluklarıdır. Gece veya gündüz idrar kaçırmaktan, zor ve sıkıntılı işemeye; uzun süre idrarını tutmaktan sık sık tuvalete gitmeye kadar değişik tablolarla karşımıza çıkan bu bozukluklar, mutlaka titiz ve ayrıntılı bir ürolojik araştırma gerektirir. Sebebe yönelik tetkikler sonucunda genellikle tedavi edilebilir; ancak bir kısım vakalarda tedavi zor ve zaman alıcıdır.

İşeme bozuklukları önemsenmeyip ihmal edilirse, bazen, ciddi böbrek iltihapları, organ kayıpları, hatta böbrek yetmezliği gibi tehlikeli sonuçlar doğurabilir.

Gece altını ıslatma tıbbi adıyla Enürezis Nokturna tedavi edilebilir bir hastalıktır. Çocuklarda sık görülür. 5 yaşından sonra ayda bir-iki kez gece alt ıslatması olan çocuklarda bu hastalığın varlığından söz edilebilir. Hastalığın uyku derinliği ve mesane (idrar torbası) kapasitesi ile ilgili olduğu görüşü hakimdir. Ayrıca psikolojik etmenler de hastalığın oluşmasında rol oynamaktadır. Erkek çocuklarda kız çocuklara oranla daha sık görülür.
Her sabah yatağından ıslak olarak kalkan bir çocuğun duyduğu sıkıntıyı anlamak çok zor değildir. Bu durum aileler tarafından hastalık olarak kabul edilmediği için çocuk devamlı suçlanmakta ve zaman zaman cezaya çarptırılmaktadır. oysa bu durumdan en fazla çocuk rahatsızdır ve kurtulmak istemektedir. Özellikle yabancı bir evde yatması gerektiği ya da kamp, tatil gibi nedenlerle evden uzak kaldığı durumlarda çocuk çok yoğun utanma duygusu yaşar. Bu nedenle bir çok faaliyete katılmak istemeyebilir.
Toplumumuzda gece altını ıslatmanın zamanla geçen normal bir durum olduğuna dair yanlış bir kanaat vardır. Hatta sünnet olunca, ergenlikte ya da askere gidince geçeceğine inanılır. Oysa yaş ilerledikçe bazı vakalarda kendiliğinden düzelmeler görülebilir. Ancak ne zaman olacağını kimsenin bilmediği bu düzelmeyi beklemek çocuğun ruhsal yapısında derin yaralar bırakacağından hatalı bir tutum olur. Gece altını ıslatan çocuğu olan aileler eğer çocukları 5 yaşından büyük ise tedavi yollarını aramalıdırlar. Bu hastalığın tedavisinde oldukça yüz güldürücü sonuçlar alınmaktadır. Tedavide kademeli olarak bazı programlar uygulanmakta ve ilaçlardan da yararlanılmaktadır.

Halk arasında tedavide kullanılan bazı ilaçların kısırlığa neden olabileceği gibi yanlış bir kanaat vardır. Gece alt ıslatma sorunu olan çocuklarda kullanılan ilaçların kısırlık yapması söz konusu değildir. Bu uydurma ve bilimsel dayanağı olmayan bir söylentiden ibarettir.


Op.Dr. Erdal KALCI
Üroloji Uzmanı

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Hazırlayan: Dt. Şeyda AkınDişlerin TemizliğiDiş çürüğü anne ve babadan çocuğa BULAŞABİLEN bir hastalıktır. Çocuğunuzu çok fazla öpülmekten koruyunuz. Bebeklerdeki ağız ve diş sağlığı, ağızda ilk dişler çıkmaya başladığı anda başlar, yaşam boyu sürer. İlk dişler yaklaşık 6. Ayda çıkmaya başlar, 2.5-5 yaşında tamamlanırve bu dişler 28 tanedir.

1-2.5 yaş arasındaki çocukların ağız ve diş sağlığından anne ve baba sorumludur. İlk dişler çıktığı dönemde anne ıslatılmış temiz bir gazlı bez ya da tülbenti işaret parmağına sararak günde bir kez bebeğinin dişlerini temizlemelidir. Her beslenmeden sonra ağız temizliğini sağlamak için bir miktar su mutlaka verilmelidir.Çocuğun ağzındaki diş sayısı artınca diş fırçası ile temizlemeye geçilir. Bu dönemde (1-2.5 yaş) çocuk oyun şeklinde günde 2 kez dişlerini fırçalamalı, anne de günde 1 kez çocuğun dişlerini fırçalamalıdır. Diş macunu kullanımı bu dönemde gerekli değildir. Çocuğun macun yutmadığı bir dönemde süt dişleri için hazırlanmış özel florlu diş macunu kullanılmalıdır.Biberon ÇürüğüAşırı derecede biberon ve yalancı emzik kullanımı diş çürükleri ve çene bozukluklarına yol açar. Bu çürükler BİBERON ÇÜRÜĞÜ olarak adlandırılır. Tipik olan bu çürükler tüm ön dişler ve azı dişlerinde görülür.

Uzun süreli ve gece boyunca biberonla tatlandırılmış süt verilmesi,

Şekere, bala ya da pekmeze batırılmış yalancı emzik kullanımı,

Tülbente sarılmış lokum emdirilmesi,

Biberonla besledikten sonra ağız temizliğinin yapılmaması ile oluşur.

Çocuk 1.5-2 yaş civarında biberondan uzaklaştırılmalıdır.

Çürüklere bağlı erken yaşta yapılan süt dişi çekimi sonucu daimi dişlerde çapraşıklıklar oluşur. Çocuğun aldığı besinler diş sağlığı üzerinde önemli rol oynar.

Ekmek, bisküvi, hamur işi gibi dişler üzerine yapışan yumuşak besinler ve kolalı içeceklerden kaçınılmalıdır.

Elma, havuç, kereviz, peynir, yer fıstığı gibi yiyecekler çürük önleyici besinlerdir.

Ağız ve Diş Sağlığınız İçin Dişlerinizi günde 2 kez FLLORLU DİŞ MACUNU ile fırçalayın ve çocuğunuza da fırçalatın.

Diş hekiminizi 6 AYDA 1 KEZ ziyaret edin.

Günde 5 KEZ’den fazla öğün almayın.

Beslenme alışkanlıklarınızı düzenleyin

alıntıdır ..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Süt İçmek İstemiyor
Sütü bazıları soğuk, bazıları sıcak ya da ılık sever. Çocuğunuzun nasıl sevdiğini deneyerek bulun.
Bardağına renkli kamışlar koyun onlarla içmeyi sevebilir.
Sütlaç, muhallebi gibi tatlılar yapın.
İçine meyve ezip koyabilirsiniz.
Peynir ve yoğurt da süt yerine geçer.
Yemeklerin üzerine yoğurt ya da peynir ekleyebilirsiniz.

Et Yemek İstemiyor
Köfte sert geliyor olabilir, dolmalara kıyma eklemeyi deneyin.
Kırmızı et sevmiyorsa tavuk ya da balık da olabilir.
Makarna seviyorsa üstüne kıymalı sos yapın.
Kıymalı börek ya da poğaça sevebilir.
Mercimek, nohut, kuru fasulyede de et gibi protein ve mineraller vardır. Seviyorsa bunlardan yemek yapın.
Yumurta sarısının da besin değeri aynıdır, doğrudan ya da terbiye ve kek içinde yumurta verilebilir.
Fındık, ceviz gibi kuru yemişlerde de etlerdekine benzer maddeler vardır. İki yaşından büyükse kuruyemiş olarak verin, küçükse fındıklı, cevizli kek yapın. Sütlü tatlılara dövülmüş ceviz koyun.

Sebze Yemek İstemiyor
Meyveler de sebze yerine geçer, istediği meyveleri ya da meyve sularını verin.
Salatalık, havuç gibi sebzeleri çiğ olarak çubuk biçiminde hazırlayın, hoşuna gidebilir.
Evde siz de sebze yemekleri yiyin zamanla görerek alışır.
Sevdiği yemeklere (çorbalara, köfteye, soslara) rendelenmiş olarak sebze ekleyin farketmeden yer.

Hep Şekerli Şeyler Yemek İstiyor
Evde fazla şekerli besin bulundurmayın, kolayca bulup yiyemesin.
Meyve bulundurun, canı tatlı isteyince meyve yesin.
Çikolata ve şekeri ödül olarak kullanmayın.
Kurabiye ve kekleri meyveli yapın daha az şeker kullanmış olursunuz.

alıntıdır ..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Birçok anne baba çocuğunun tuvalet eğitimine ne zaman başlamaları gerektiği konusunda kararsız kalırlar. “Çocuk tuvaletini ne zaman söyleyecek?” , “bez bağlamaktan ne zaman kurtulacağız?”, “tuvalet terbiyesine ne zaman başlamalıyız?” gibi sorularla oldukça sık karşılaşıyoruz.

Oysa çocuğun tuvalet terbiyesine başlamak için belirli bir yaş yoktur. Çocukların büyük çoğunluğu 18-30 aylıkken tuvalet terbiyesine başlamak için gerekli becerileri kazanırken bazı çocuklar ise 4 yaşına kadar bu beceriyi kazanamazlar.Genellikle kız çocukları erkek çocuklarından daha önce mesane ve barsak kaslarını kontrol etmeyi öğrenirler. ( Kızlarda genellikle 2,5 yaş civarında, erkeklerde ise 3 yaş civarında) Önemli olan çocuğunuz tuvalet terbiyesi için hazır olmadan bu terbiyeyi vermek için acele edip baskı kurmamaktır.

Çocuğunuzun tuvalet terbiyesine hazır olduğunu gösteren bazı belirtiler vardır:

Çocuğunuz bazı basit isteklerinizi yerine getirebiliyor mu?
Gün boyunca bezi en az iki saat kuru kalabiliyor mu?
Kısa bir uykudan sonra bezi kuru kalabiliyor mu?
Barsak faaliyetleri düzenli ve daha önceden tahmin edilebliyor mu? ( Bazı çocuklar günde 2-3 kez, bazıları ise 2-3 günde bir kez kaka yaparlar. Burada önemli olan bu aralıkların düzenli olarak tekrarlanması ve daha önceden tahmin edilebilir düzeye gelmesidir.)
Kendi başına tuvalete gidiyor mu? Tek başına pantolonunu indirip kaldırabiliyor mu?
Bezi ıslandığında rahatsız oluyor mu?
Lazımlık veya oturağına ilgi gösteriyor mu?
İç çamaşırı giymek istiyor mu?
Yukarıda sayılan maddelerin büyük çoğunluğuna evet yanıtını verebiliyorsanız çocuğunuz tuvalet eğitimine hazır demektir. Aksi halde birçok güçlükle karşılaşabilirsiniz.

ANA BABALARA ÖĞÜTLER:

Plan Yapın:
Çocuğunuza tuvalet eğitimine başlamadan önce iyi bir plan yapmalısınız.

Eğitime ne zaman ve nasıl başlayacaksınız? Herhangi bir direnmeyle karşılaştığınızdaveya olası kazalarda tutumunuz ne olmalı gibi şeyleri planlamalısınız. Bununiçin çevrenizdeki tecrübeli kişilerden veya profesyonel kişilerden fikirlerinialabilir, doktorunuza danışabilirsiniz. Fakat hiçbirzaman unutmayın: Çocuğunuzuen iyi siz tanıyorsunuz.

Çocuğunuzu övgülerinizle ödüllendirin:
Eğitiminizin başından sonuna dek çocuğunuzun sizden gelecek olumlu ve olumsuz tepkileri gözleyeceğini unutmayın. Onu hayal kırıklığına uğratmamalısınız. Eğitiminde ileriye gittiği her adımda ve her yeni denemede çok iyi yaptığını ve onunla gurur duyduğunuzu ona söyleyin. Ancak unutmayın ki övgüleriniz çok abartılı
olursa çocuk tekrar altına kaçırmaya, huysuz ve sinirli olmaya başlayabilir.

Arada sırada kazalar olabileceğini kabul edin:
Tuvalet eğitiminiz tamamlanana dek her çocuk gerek gündüz, gerek gece kazaraaltına kaçırabilir. Bu gibi hallerde çocuğunuza sinirlenmeyin ve kızmayın. İdrarını tutması ve rektumunu kapatması için gereken kas gelişimi birden olmaz. Çocuğun bunu öğrenmesi zaman alacaktır. Herhangi bir kaza olduğunda altını sakinlikle
temizleyin, bir dahaki seferlerde tuvalete yapmaya devam edecektir.

ADIM ADIM TUVALET EĞİTİMİ

Gevşeyin. Tuvalet eğitiminde sakin ve rahat yaklaşım en iyi davranış biçimidir.

Tuvalette ne yapacağını çocuğunuza gösterin. Çocuklar büyüklerini tuvalette görünce onları taklit etmeye başlarlar.

Tuvaletle ilgili ailenizin kullandığı sözcükleri çocuğunuza öğretin ki tüm aile bireyleri çocuğun kullanacağı sözcüğü duyduğunda tuvaleti olduğunu anlayabilsin. Bu arada bu yaştaki çocukların herşeyi çekinmeden heryerde yüksek sesle herkese duyurabildiğini unutmayın.

Çocuğunuza tuvaletini yapmadan önce oluşan yüzde kızarma, çömelme, ıkınma gibi belirtilerin tuvaletinin geldiğini işaret ettiğini öğretin.

Çocuğunuza bir lazımlık- oturak satın alın. Oturarak tuvalet yapması daha kolaydır.

Çocuğunuza tuvalet kullanımı hakkında kitaplar okuyun, hikaye veya masallar anlatın.

Çocuğunuza tuvalette kolay indirilip kaldırılabilen giysiler giydirin.
Çocuğunuz tuvalete gitmek istediğinde ona yardımcı olun, yanında kalın eline tuvalette otururken oyalanabileceği resimli kitaplar vs. verin ve oturağına tuvaletini yapmasa bile birkaç dakika oturmasını sağlayın.

4-5 dakikadan sonra çocuğunuzun tuvaletten kalkmasına yardımcı olun. Eğer bu süre içerisinde tuvaletini yapabildiyse aşırıya kaçmamak kaydı ile onu övün ve ödüllendirin. Eğer tuvaletini yapamadıysa birdahaki sefere yapabileceğini söyleyin.

Tuvaletini yaptıktan sonra çocuğunuzu dikkatle silin. Kız çocuklarında silinme işleminin enfeksiyon kapmayı engelleyebilmek amacıyla önden arkaya doğru yapılması gerektiğini unutmayın. Tuvaletten sonra ellerin dikkatlice yıkanması gerektiğini siz de örnek olarak çocuğunuza öğretin.

alıntıdır ..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

ASI TAKVIMI (SAGLIK BAKANLIGI)Normal Aşı Takvimi2. ayda BCG, Difteri, Boğmaca, Tetanos, (DBT)+Çocuk felci (OPV)3. ayda DBT+OPV + Hepatit B (HBV)4. ayda DBT+OPV+Hepatit B

9. ayda Kızamık +Hepatit B

16-24. ayda DBT+OPV

İlkokul 1. Sınıf DT+OPV +BCG +Kızamık

İlkokul 5. Sınıf Tetanos

Lise 1. Sınıf Tetanos

Erişkin Tetanos (yaşam boyu 10 yıl aralarla)

Gebelere ilk izlemde 1 doz, 4 hafta sonra ikinci doz tetanoz aşısı

Gebelikte Tetanos (aşılanma durumuna göre gerekiyorsa 1 doz veya 2 doz)

Aşılanma durumu kesin bilinmeyen çocuklar

7 yaştan küçük

İlk karşılaşma DBT+OPV+HBV+BCG+Kızamık (9 aylıktan büyük ise)

1 ay sonra DBT+OPV+HBV

2 ay sonra DBT+OPV

8 ay sonra DBT+OPV+HBV

4-6 yaş DBT+OPV+Kızamık+BCG7 yaştan büyükİlk karşılaşma Tetanoz+HBV+OPV+Kızamık

2 ay sonra HBV+OPV+Tetanoz

8 ay sonra HBV+OPV+Tetanoz

alıntıdır ..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Film Izle

Turkce mIRC

Site Chat

Sohbet Site

My From

Head My

Magazin

Msn Bilgisayar