Kategori 'Evlilik ve Aile' Category

Birlikte doğdunuz ve sonsuza kadar birlikte olacaksınız.
Ölümün ak kanatları ömrünüzü savurduğunda birlikte olacaksınız.
Evet, Tanrı’nın sessiz beleğinde bile birlikte olacaksınız.

Fakat mesafeler bırakın birlikteliğinizde,
Ve bırakın göklerin rüzgarları dans etsin aranızda.

Birbirinizi sevin fakat aşkı pranga eylemeyin:
Bırakın ruhlarınızın kıyıları arasında dalgalanan bir deniz olsun aşk.
Birbirinizin tasını doldurun ama aynı tastan içmeyin.
Birbirinize ekmeğinizden verin ama aynı somundan yemeyin.
Şarkı söyleyin ve dans edin birlikte ve eğlenin, fakat birer başınıza olun ikiniz de,
Aynı müzikle titreseler de ayrı ayrı duran telleri gibi lavtanın…

Yüreklerinizi verin fakat teslim etmeyin birbirinizin eline.
Çünkü bir tek Hayat avucunda tutabilir yüreklerinizi.
Ve birlikte durun ama yapışmayın birbirinize:
Çünkü ayrı durur tapınağın sütunları
Ve birbirinin gölgesinde büyümez meşeyle selvi.

alıntıdır ..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Evlendiniz, cicim ayları bitti, yıllar yılları kovaladı. Hayalleriniz vardı. Onlara ne oldu? Kavuştunuz mu, yoksa evliliğin virajlarına mı çarptınız. İşte evliliğin tehlikeli dönemleri.Evlilik terapistlerine göre eşleri mutluluğa götüren yolun üzerinde dört tehlikeli viraj var. Birinci ve keskin viraj balayının sonunda, ikincisi, üçüncü yılın sonunda. Tekdüze geçen yedi yılın bitiminde ise üçüncü büyük viraj var. Son viraj evliliğin ileri döneminde, 15′inci yılda karşımıza çıkıyor. Terapistlere göre 6 çiftten biri, bu virajlardan birini geçemiyor ve ipler kopuyorRÜYANIN SONU

Hazin bir durum. Tehlikeli bir viraj. Boşanmaların yüzde otuzu, birinci yıl sonunda meydana geliyor. Birinci yıl sırasında ve sonunda meydana gelen boşanmaları “rüyanın sonu” diye nitelendiren terapistler bakın bu virajla ilgili neler diyor:

“Bu viraj evlilikteki samimiyet, sözlülük ve nişanlılıkta görülmeyen büyük foyaları meydana vurur. Gerek kadın, gerekse erkek, hayatına yabancı birinin artık her şeyiyle girmiş olduğunu fark eder. Bu durumdan ekseriyetle kadınlar şikayetçi olur. Bir zamanlar kendisine çiçek, böcek hediye eden beyaz atlı gencin yerini şimdi, sabahları evin tek banyosunu tekeline alan ve diş macunu tüplerinin ortasından sıkmak gibi kötü huyları olan bir adam almıştır.”

ZAMANLA DÜZELİR Mİ?

Boşanmaların yüzde yirmisi üçüncü yıla rastlıyor ne yazık ki. Yolları bu dönemeçte ayrılanları, boşanmalarını geciktirmiş çiftler oluşturuyor. “Esasında bunların, evliliklerinin birinci yılında ayrılmaları gerekirdi” diyen evlilik terapistleri “Bekleyelim belki zamanla düzelir” düşüncesinin, bu ge-cikmeye neden olduğunu vurguluyor. Üçüncü yılın sonunda hakim karşısına çıkmış eşlerin çoğu, boşanma konusunda anlaşıyor.
HAYALLERİMİ YIKTINNe acı! Hayallerimiz yedinci yılda ortadan ikiye bölünüyor, temel de sağlam değilse yıkılıp gidiveriyor. Yedinci yılda boşanma oranı yüzde 15′lere çıkıyor. Konunun uzmanları şöyle tanımlıyor bu virajı “Bu yedi yıl, büyük hayal kırıklıkları devresidir. Kadın eski, ufak tefek dertlerine gülebilmektedir.Çünkü şu anda karşılaştığı dertler onlardan çok büyük, gerçek dertlerdir. Şimdi, kocasının ilk zamanlar diş macununu ortasından sıkması onu daha az ilgilendirmektedir. Kadınlar için yedinci yıl boşanmalarının genel sebebi sosyal ve ekonomik meselelerdir. Erkekler için de, yedinci yıl boşanmalarının sebepleri daha fazla bencilliktendir.”SONUNCUSU VE EN TEHLİKELİSİ Evet. 15′inci yıla geldik. Bu kadar zaman doğru-dürüst geçindikten sonra 15′inci yılda birden beliren bu son tehlike, en korkutucu olanı. Çünkü bu defa erkek cephesinden nedenlerin en müthişi olan ihtiras giriyor devreye. Erkeğin andropozu da gündemdeyse, evliliğinden sıkılmış, karşısına da ona heyecan katan biri çıkmışsa durum fena anlamına geliyor.Bu dördüncü dönemecin tehlikesini atlatan çiftler için evlilik hayatı artık başka bir tehlike göstermiyor. Ortalık süt liman, yaşlılık günleri bekleniyor! Tabii istisnalar hariç…

alıntıdır ..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Çocuklarda dahil olmak üzere yaşayan her canlıyı psikososyal stres etkenleri etkiler. Zaten stres etkeninin bir insanı etkilememesi durumunda da normal bir psikolojik yapıdan bahsetmek zor olur. Bu etkilenme her bireyde az veya çok değişik şekillerde görülür. Çocuğun yetişmesinde ve hayata adım atmasında birincil, en önemli ve vazgeçilmez basamak olan aile ortamı da çocukların psikososyal gelişimini direk olarak etkiler. Aileyi etkileyen her türlü olayın çocukta büyük veya küçük bir etkisini görmek mümkündür. Aile ortamını yaşayan bir organizma olarak kabul edebiliriz. Nasıl ki kişinin bir organı hasta olduğunda bütün vücüdu etkilenir ve işlev kaybına uğrar, aynı şekilde aile üyelerinden birinde ki bedensel veya ruhsal sorun veya onu etkileyen stres etkeni de ailenin ve aile üyelerinin işleyişini, psikolojisini ve yapısını etkileyecektir. Bu etkilenme sonucunda aile ile birlikte aile içindeki her bireyde yakın veya uzak gelecekte bazı etkilenme belirtilerinin görülmesi kaçınılmazdır.
Şunun altını çizmek gerekir ki aileyi oluşturan temel unsurlar olan Anne ve babanın çocukluk dönemindeki durumları ,hayatları boyunca karşılaştıkları olaylar, şu an ki kişilik yapıları, eğitim durumları, çevre şartlarından etkilenmeleri, toplumsal statüleri gibi bir çok konu ailenin bu gününü ve geleceğini her konuda etkileyecektir. Yani bir anne babanın küçükken başından geçen bir hadise veya anne babasından devamlı olarak gördüğü davranış tarzı onun stres etkenine karşı cevap durumunu aynı zamanda çocuğuna karşı uyguladığı eğitimi veya gösterdiği tepkiyi etkiler. Bununla birlikte bir ailenin şu anki durumunu ve stres etkenine karşı gösterdiği cevabı tam olarak değerlendirmek için onun geçmişindeki etkenleri hesaba katmak yerinde olur. Basit bir örnek verelim anne babanın çocukken karşılaştığı örnek olarak bir ölüm olayında ,kendi anne babalarının tepkisi onun şu an aynı olay karşısındaki tepkisini belirler veya etkide bulunur. Bu örnekleri sonsuza kadar artırabiliriz.

Anne babanın hayatında karşılaştığı her olay onların şu anki durumuna gelmesine ve kişiliğinin şekillenmesine negatif veya pozitif bir katkı sağlamıştır. Aynı zamanda aynı aile içerisindeki her bir çocuğun şu anki hemen her konudaki iyi veya körü yönde etkilenmeleride onların ileriki dönemde durumlarını belli edecektir.

Sonuç olarak stres etkenlerinin, strese anne babanın verdiği cevabın, stres etkeninin süresinin, destek faktörlerinin, stres sonucunda ailenin aldığı konumun çocuğun gelişiminde kesin bir etkisi vardır. Bu çocuk isterse anne karnında bir çocuk olsun veya 6 aylık çocuk olsun hiç fark etmez. Bu stres etkenlerinin kısa ve uzun vadede bir çok etkisi olacaktır , anne babaya düşen görev bu etkilenmenin negatif etkenlerini en aza indirmesi, hatta bu stres ortamında bile çocuğu adına kazanımlar sağlamasıdır.

Stres etkenlerini sıralayacak olursak(herhangi bir aile üyesini veya bütün aileyi etkileyen):

Bir yakın yada arkadaş ölümü, taşınma, ayrılık, boşanma, göç, ekonomik zorluklar, bedensel hastalıklar, tabii afetler,sosyokültürel sorunlar, cinsel yada fiziksel istismar, ebeveynlerde ki madde bağımlılığı, çocuğa yeterli ilgi sevginin verilememesi, çocuğun sağlık bakımının yapılamaması, çocuktaki zeka sorunlarına paralel olmayan ondan aşırı beklenti içinde olma, işsizlik, yeni bir iş, ebeveynlerin işyerinde terfi olması ( iş yoğunluğunu ve başarı kaygısını artırarak çocuğa olan ilgiyi azaltabilir), yeni bir kardeş doğumu, toplumu etkileyen stres faktörleri, suça bulaşma ve sabıkalı olma, ikincil evlilik, anne babanın aşırı koruması, çocuğu çok aşırı kontrol, okur yazar olmama, okuldaki şiddet olayları, okul sorunları, eğitim sistemi ile ilgili sorunlar, vb.

Aileyi etkileyen stres etkenleri sonucunda anne babanın etkilenmesi ve bazı psikolojik sorunların oluşması olağandır. Aslında her bir stres etkenine karşı farklı bazı belirtiler oluşmasına karşın genel olarak anne babada oluşabilecek belirtiler şu şekilde sıralanabilir : Anne babada depresyon, hayata karşı isteksizlik, kendi bakımında azalma,iş motivasyonunda azalma, ailesine olan ilgide azalma, uyku ve iştah değişiklikleri, konsantrasyon düşüklüğü, çabuk sinirlenme, tahammülsüzlük, çocuklarının sevgi ve duygusal ihtiyacını karşılayamama, yalnızlığa eğilim, sosyal çevrelerinde uyumsuzluklar, halsizlik, yorgunluk, madde bağımlılığına eğilim,ailesine ayrılan vakitte azalma vb gibi bir çok belirtiyi anne baba gösterebilir. Anne babadaki bu değişikliklerin muhakkak olarak işleyen aile yapısına, o ailede yaşayan bireylere ve elbetteki çocuklara çok önemli etkileri olacaktır.

alıntıdır ..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Aile içi ilişkilerimizde kimi zaman tartışmalar yaşarız, tabii olarak. Tartışmalardan biri de ailede reisin kim olacağıdır. Veya ailede otoritenin gerekli olup olmadığı konusudur.

Farklı vücut ve ruh yapılarıyla kadın ve erkek evlilikte bir bütünlük oluştururlar. Bu farklılıkların görev bölüşümünde göz önüne alınması tabidir.

Otorite olmayıp, aile çevresinde anneye ve babaya ait iki ayrı kaide ve yasak topluluğu olursa, çocuk neye itaat etmesi gerektiği hakkında bir fikir edinemez. Bu halde çocuk hangi tarafı memnun edeceği konusunda tereddüde düşer, zararlı özellikler ve bozuk bir şahsiyet geliştirir.

Yıllardır ideal aile tipi olarak gösterilen anne-baba otoritesinde eşitlik olan aile yapısı için,çeşitli araştırmalar yapılmış ve ilginç sonuçlar ortaya çıkmış:

Ailede disiplin veren kişi baba ise, erkek çocuklar iyi ve sorumlu yetişiyor. En bağımlı (serbest hareket edemeyen. ebeveynine çok sık muhtaç olan) ve üstelik kendisine en az güvenilebilen gençler, ailelerinde anne ve babaları eşit otoriteye sahip olanlardır. Bu gençlerin ailelerinde anne veya babanın egemenliği söz konusu değildir. Böyle aileler, girişim duyguları eksik, kararları için başkasından destek bekleyen gençlerin yetişmesine zemin hazırlamaktadır. Kısacası ; otoritenin eşit paylaşıldığı ailede yetişen gençler sorumluluklarını yeterince yüklenememektedirler.

Aslında her grubun bir başkanı olur ve bu bellidir. Yönetim kurulu başkanı olmayan bir firma veya komutanı olmayan bir ordu anlamsız, beceriksiz olur ve çabucak parçalanıp dağılır. Aynı durum aile için de geçerlidir. Ailenin bir lidere ihtiyacı vardır, çünkü bu bir iştir ve meşguliyettir.

Kutsal kitabımızı ve binlerce yıllık tarihi geçmiş toplumlardaki aileleri göz önüne alırsak ailenin başkanlığını erkeğin, kocanın, babanın yapması gerekliliği ağır basar.

Tabii babanın aile reisi olması demek aileyi etkileyen kararlar alırken annenin (reis yardımcısı) hiçbir fîkir beyan edemeyeceği anlamına gelmez. Anne, ailenin bir birim olarak çalışmasında çok önemli bir rol oynar.

Araştırmacılar; erkek liderlerin psikolojik yapılarının uygunluğuna dikkati çekmektedir. Erkekler daha girişken, daha faal daha kararlı ve daha baskın oldukları için liderliğe daha yatkındırlar.

Sağlıklı ailelerde baba başkan, anne de yardımcısıdır. Karı-koca uyumludur. Anlaşamadıkları konuları birbirleriyle konuşurlar. Konuşarak çözüm bulamadıkları çok ender durumlarda ise, son kararı verme sorumluluğu erkektedir.

Anne otoriter, erkek rolü üstlenmişse çocuğa yeterli duygusal doyumu sağlayamaz. Çocuk sevgi açlığı çeker. Bu eksikliğin etkileri hayatı boyunca sürer.

Cinsel kimlik 3-6 yaşlarında kız çocuklarının anneyi, erkek çocuklarının babayı benimsemesi ile gelişir. Babanın uygun erkek örneği olmadığı durumlarda erkek çocuğun bocalaması kaçınılmaz olur. Annenin kadınsı özellikler göstermeyişi de, kız çocuk için benzer bir güçlük doğurur. Erkek ve kadın kişiliklerinin ters yüz olup, yer değiştirdiği ailelerde, bütün çocukların kimlikleri etkilenecektir. Böyle ailelerin çocuklarında cinsel uyum bozukluklarının sık ortaya çıkması bu yüzdendir.

alıntıdır ..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Aile hayatı, karşılıklı anlayış, sabır ve hoşgörü üzerine kurulmalı. Eşler bu dengenin bozulmaması için çaba göstermelidirler.

Afrikayı baştan başa fetheden ve İspanyaya çıkan ünlü islam kahramanı Tarık bin ziyad ın geçimsiz bir hanımı varmış. Her fırsatta tartışma çıkar ,evi huzursuz edermiş.
Tarık bin ziyada, neden bu kadar hoşgörülüsün, bu kadını niçin sustur muyorsun, diye sorduklarında ise şu cevabı vermiş;

Biz bu evi onunla beraber kurduk. O benim çocuklarımın annesidir. Evin her türlü sıkıntısına o katlanır. Savaşlardan dolayı da beni çok az görür. Gördüğü zaman da sıkıntılarını yüksek sesle anlatır. Ona kızamam , o benim ebedi arkadaşımdır.

Sokratın huysuz hanımı da dillere destandır. Dost, düşman demeden Sokratı fırçalar, bağırıp, çağırırmış. Bu duruma karşı Sokrat ise;sabır ve tahammül gösterirmiş.

Hanımı bir gün yine Sokrata bağırıp, çağırmış. Bununla da yetinmeyerek, bir kova suyu başından aşağıya dökmüş. Bu duruma dostları çok tepki gösterince; bu çok normel şeydir, demiş Sokrat; çünkü gök gürleyince, ardından yağmur gelir. Sağ olsun bizim hanım bizi yıkayıp ,temizledi.

Her evlilikte tartışmalar, anlaşmazlıklar, fikir çatışmları olur önemli olan tartışmaların karşılıklı suçlamalara dönüşmemesidir. Tartışmaları karşılıklı anlayış ve sabır içinde bitirmek gerekir.

AİLE HAYATINDA BAŞ GÖSTEREN ŞİDDETLİ TARTIŞMALARIN ,KAVGALARIN VE GEÇİMSİZLİĞİN SEBEPLERİni ÜÇ GRUPTA TOPLAmak mümkün olabilir,

Kişilerin birbirlerini gereği kadar tanımamış olmaları ve mizaç uyuşmazlığı,
Ekonomik yetersizlik;
Dışarıdan müdahaleler,

Eşle ilişkiler; geçmişe dönük pişmanlıklar, suçlamalar ve kırgınlıklar üzerinde değil, geleceğe yönelik ortak hedefler, ümitler ve beklentiler üzerinde kurmaya gayret edilmelidir.

Duygu ve düşünce alışverişi bu yönde yoğunlaştırılmalıdır. Bunu yaparken, mutluluğun çoğu zaman ileriye dönük beklentilerden kaynaklandığı unutulmamalıdır.
Aslında zaman zaman çiftlerin tartışmaya da ihtiyaçları vardır. Problem çıkmasın diye, bütün problemler hasır altı edilirse, adeta dondurulursa, bir gün üst üste yığılan problemler ağır sıkıntılara yol açabilir.

Eğer bütün problemler zamanında konuşularak çözümü aranırsa bu noktaya gelmeden çözümlenmiş, en azından daha hafif hasarla atlatılmış olur.

Şu çok iyi bilinmelidir ki,dozu kaçmış tartışmanın galibi yoktur. Ev içinde problemler tartışmaya gerek kalmadan çözümlenmelidir.

Her insan kendisini üzen bir olay karşısında sinirlenir Ama bazı insanlarda bu çok fazladır. En basit hadiselere tepki gösterip, kıyameti koparırlar. Ama her şey gibi ,dikkat edildiğinde sinir ve öfke de dizginlenebilir.

Ailede karşı tarafı eleştirmek ,tenkit etmek ,onu çok üzer ve onun sık sık hata yapmasına sebep olur. Bu konuda ,tarafların üzerine fazla gidilmemelidir.

Evin beyleri fazla tenkitçi olmamalı, hanımlar da müsamahalı olmalıdır. Beylerinin evi dağıtmasına, vakitsiz misafir getirmesine, olmadık zamanlarda işler yapmasına sabırsızlık göstermek ,huzursuzluğun kaynağı olabilir. Az bir sabırla ,büyük sıkıntılar aza indirilebilir.

Eşler arsındaki tartışmalar birbirleriyle anlaşamadıkları anlamına gelmez. Eşler istemedikleri halde tartışabilirler Önemli olan tartışmaları medeni bir çerçeve içinde şekillendirmektir.

Evdeki basit hadiselerin üzerinde fazla durmamak gerekir.Ufak tefek hataları eşler göz ardı etmelidirler..Çünkü genellikle kavgalar basit şeyleri büyütmekle çıkar.

Bazen de eşler birbirlerini yanlış anlarlar. Yanlış anlama veya iyi değerlendirememe neticesi bu sözler anlaşılmadıysa açıklanma istenmelidir.

Evde yapılan tartışmalar asla çocuklar önünde olmamalıdır.Tartışma esnasında çocuk da işin içine çekilmemeli, örneğin.BAK EVLADIM ANNEN NE SÖYLÜYOR ,HANGİMİZ HAKLI ,DİYEREK TARTIŞMAMALI, ÇOCUKLAR TARAF OLMAK ZORUNDA BIRAKILMAMALIDIR. Çocukların önünde başlayan bir tatışma yine onların önünde barışla sonuçlanmalıdır.

Düşüncelerin uygun şekilde konuşulduğu, tarafların birbirini rencide etmediği tartışmalardan sakınmamalı bunu bir fikir jimnastiği olarak görmelidir.

alıntıdır ..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Evlenmek için karar verdiğiniz andan itibaren ister istemez inanılmaz bir koşuşturmanın içine girersiniz. Yapmanız gereken en önemli işlerden biri de bir an önce resmi işlemlere başlamaktır. Ancak bunun da öncesinde nasıl bir düğün istediğinize kesin olarak karar vermelisiniz. Nikahınızın salonda mı yoksa davet vereceğiniz yerde mi kıyılacağını belirlemelisiniz. Eğer nikah salonunda kıyılacaksa hangisi olacağına karar vermelisiniz çünkü nikahınız davet vereceğiniz yerde olacaksa başvuru sırasında yetkililere bunu belirtmeniz gerekiyor. Bu arada bilmelisiniz ki böyle bir durumda ayrı bir ücret ödemeniz gerekiyor. Ancak farklı bir işlem yaptırmanız istenmiyor.

Nikah yerini belirledikten sonra başvuru için gerekli evraklarınızı hazırlamaya başlayabilirsiniz. İstenilen evraklar aşağı yukarı aynı olsa da şehirlere göre farklılık gösterse de temel olarak şunları sayabiliriz;

Nüfus cüzdanlarının asılları ve fotokopileri (resimli olması şart),
İlgili mahalle muhtarından resimli ikametgah belgesi,
Çiftlerden her biri için 7 (yedi) adet vesikalık fotoğraf,
Daha önce evlenme-boşanma var ise nüfus cüzdanlarına en son medeni hallerinin işlenmiş olması (Boşanmış bayanlar, boşandıktan sonra üçyüz gün içinde evlenemezler. Evlilik işlemlerini yapabilmeleri için Sulh Hukuk Hakimliğinden İddet Kararı almaları gereklidir.),
Kayıtlı oldukları nüfus müdürlüklerinden en son medeni hallerini belirten nüfus kayıt örnekleri,Bulaşıcı hastalık, anti hiv (aids) ve kan grubu testlerini Belediye Başhekimliği, Hükümet Tabipliği ve Sağlık Ocakları’nda yaptırarak fotoğraflı sağlık raporu alınması,
Çiftlerden biri yabancı uyruklu ise Türkiye’deki bağlı bulunduğu konsolosluktan bekarlık belgesinin alınarak Vilayet Hukuk İşleri’nden onaylatılıp üstte belirtilen belgelerle birlikte nikah dairesine müracaat edilir,Eğer nikahınızı bağlı bulunduğunuz ilçe dışında bir nikah salonuna kıydırmak isterseniz, ilk önce kendi ilçenizin nikah salonuna başvurmanız ve oradan bir sevk kağıdı almanız gerekiyor. Daha sonra bu sevk kağıdı ve başvuru için gerekli evraklarla istediğiniz nikah salonuna başvurabilirsiniz,Bu arada 18 yaşını doldurmamış, 17 yaşını doldurmuş küçükler yasal temsilcinin izniyle evlenebilirler.
Bunun dışında nikah dairesinde size verilecek evlilik beyannamesini de doldurmanız gerekiyor.

Başvurunuzu hafta içi her gün, saat 08.30 ile 11.00 arası yapabilirsiniz. Ancak yine de son anda bir sorun yaşamamak için gerekli evrakları nikah tarihi alacağınız nikah salonundan öğrenmenizde fayda var. Eğer belirlediğiniz tarih ve saatte başka nikah yoksa, nikah işlemleriniz başvurur başvurmaz tamamlanıyor.

alıntıdır ..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

İlk olarak şunu belirtmek gereklidir evlilik kurumu dünyadaki en değerli ve önemli kurumlardan birisidir çünkü ailenin temeli bu müessese ile atılır milletin ve devletin temeli,özü burada oluşturulur.Ve hayatta alınması gereken eğitimin en önemli ve değerli kısmı da bu müessede alınmaktadır.Ve ayrıca insanın hayatının önemli bir kısmını ve zamanını da oluşturmaktadır iş hayatıyla birlikte.İnsanın evinde,evliliğinde ve işinde mutlu olması hayatında da mutlu olmasına ,mutlu olmaması da hayatında da mutlu olmamasına sebep olmaktadır.Oluşan evlilikle ve bu kurulan ailenin verdiği eğitimle o ailenin çocukları ve bu ülkenin geleceği olan gençleri şekillendirilmiş olur.Aile müessesi eğitimde okuldan daha önemli bir yer teşkil etmektedir çünkü bilişsel gelişimciler olsun,bilim adamları olsun hayatın ilk 6 senesinin insanın hayatının ve zihinsel gelişiminin ve ahlak gelişiminin de özünü oluşturduğunu ifade ettiklerine göre bu kurumun önemi daha iyi anlaşılır.Peki iyi ve güzel bir evlilik nasıl olmalı?
İşte bahsetmek istediğim asıl konu burda başlıyor.

İlk olarak iyi bir evlilik zorunlu olarak yapılmış olmamalı yani birilerinin dayatması ile yada maddi çıkarlar ve menfaaat sağlamak amacıyla yada mantık evliliği denilen çürük temellere dayalı olmamalıdır.Bunu yerine karşılıklı sevgi,karşılıklı saygı ve hoşgörü temeline dayanmalıdır çünkü böylece ouşturulan müessenin temelleri en sağlam bir şekilde kurulmuş olacaktır.

Daha sonra evlendiğimiz kişiyi evlendiğimiz şekilde kabullenmeli ve onu kabul ettiğimiz şeklin dışında zorlayarak başka bir insan olmasına çaba göstermemeliyiz ha bu demek değildir ki;hatalarını düzeltmesine yardım etmemek değil ya da daha iyi bir insan olmasına çabalamamak değil,ona istemediği şeyleri yapması,giymesi,yemesi vs. gibi konularda bir baskı uygulamaktır madem ki onun o haliyle kabul edip,evlendin niye daha sonrasında onu kendi istediğin gibi sanki oyucakmışcasına şekil vermeye kalkıyorsun ki?

Üçüncü olarak;aileyi oluşturan eşlerin birbirlerinin oluşturduğu bir dil ve iletişim yolu oluşturmalı ve eşler sadece birbirlerine şifrelerini yani birbirlerinin gönüllerinin,mahremlerinin kilitlerinin,anahtarlarını vermeli ve başkalarına birbirlerine yakın oldukları kadar yakın olmamalı ve arlarına kendi aileleri dahi olsa hiç kimsenin hayatlarına müdahale etmesine ve mutluluklarını bozmasına izin vermelidirler.Dördüncü olarak ;hiçbir şekilde kimseye aile içi veya dışı sırlarını vermemeli ve birbirlerinden hiçbir şeyi gizlemeliler ve herşeyi paylaşarak hayata karşı ve onun sıkıntılarına karşı beraberce ve omuz omuza mücadele edebilmelisiniz böylece…Beşinci olarak;ikinizde işten gelince ya da biriniz artık duruma göre ;o günkü yaşadıklarını paylaşmalı ve birbirnizi dinlemeli ve empati kurarak birbirnizi anlayış ve sabırla dinlemeli (sanki birbirinize terapi yapıyormuşçasına) ve hergün birlikte en azından 30-45 dakika birbirnizle konuşarak ve dertleşerek ve güç alarak beraber bu yüyüşü yapmanız evliliğinizi güçlendirecek ve birbirnize olan sevginizin artmasına da sebep olcaktır.Altıncı olarak; bir karar vereceğinizde ne erkeğin ne de kadının dediği olmamalı ikinizi de kararını beraberce tartışmalı ve artı ve eksilerini yazarak iki teklifin hangisi makul ise onu uygulamaya geçirmelidir. Eğer gerekirse güvenilir insanlardan da öneri alınabilnir tabii…Yedinci olarak;evliliğin fiziksel fonksiyonlarını unutmamalı ve bu kouda karşılıklı anlayış ve hoşgörüyle davranmalı ve bu konularda da çok hassa davranılmalıdır. Ayrıca fiziksel yönden kişisel ve mekansal temizliğe de önem verilmelidir.

Unutulmamalıdır evlilik iki kişiyle oynanan bir oyundur ama çok önemli ve risk taşıyan bir oyundur. Ya insanın hayatını cennet haline getirir ya da cehennem. Onun için aradığınız kişiyi doğru bulduğunuza emin olmalı ve aceleci olmamalısınız bu konuda yoksa sağlam bir evlilik kuramayabilirsiniz bu da hayatınızın yıkımına neden olabilir.

Hayirli bir evlilik temennisiyle hepinize…
(Not:Bazi kardeslerimiz diyebilir ki sen evli bile degilsin ki; evlilik konusunda ahkam kesiyosun diyebilirler evet ama bir seyde ahkam kesmek icin onu yasamak gerekiyor diye bir sart yoktur onu yasamadan yasayabilecek ve sonuclarını vs vs. görebilecek zihinsel donanima ve zekaya sahip olmak kafidir bence.. Genclerin hicbir yerde sözü gecmesin mi yani.. )

 

 

alıntıdır ..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Tags:

Evlenen bir kişinin beslenme tarzı da değişir. Zengin sofralarda yenen yemekler, akrabalar arası davetlerde yiyip içmeler kilo aldırır. Kadınlar için önemli bir faktör de hamile kalmaktır…

Hayat o kadar fazla sürprizle dolu ki bizi nerede, ne zaman ve neyin beklediğini tahmin etmek çok zor. Hiç beklemediğimiz bir anda hayatımıza birisi giriyor ve bizi pek çok açıdan etkiliyor.

Tabii ki yalnız bir yaşamla evlilik hayatı arasında büyük bir fark var. Daha düzenli bir yaşamla birlikte hayatımızın var olan standartlarına yenileri eklenirken başka bir dünyanın içinde buluveririz kendimizi. Daha önceleri oldukça düzensiz olan beslenme alışkanlıklarımızda da kaçınılmaz şekilde değişiklikler gözlenir. Bir arada zengin sofralarda yenen yemekler, akrabalar arası davetler vs. hepsi bizim yeme alışkanlıklarımızdaki değişime yenilerini ekleyen faktörler arasındadır. Özellikle sözünü ettiğimiz Türk mutfağı gibi zengin bir mutfaksa…

Dolayısıyla söz dönüp dolaşıp yine aynı yere geliyor: “Seçicilik” ya da yaşamın her saniyesini “maksimum farkındalık” ile yaşamak.
Elbette kulağa çok kolay bir şeymiş gibi gelen bu durumu yaşama yansıtmak aynı derece kolay olamıyor. Çeşitli dönemlerde yaşanan sancılar zaman zaman bizi başkalarıyla bazen de kendimizle çatışmaya düşürür. İşte bedenimiz için bir başka kritik zaman! Bu dönemde de sorunları çözmede yine akılcı olmalı, bir şeylerin hırsını alırcasına bedenimize zarar vermemeliyiz. Unutmayın; sağlıklı bir psikolojik yapı her şeyin başını oluşturur.

Hayat bu rutin içinde devam ederken birden ailemize yeni birinin katılması gibi önemli bir karar alıveririz. İşte hayatımızla birlikte bedenimizin de büyük değişim yaşadığı bu dönemin öncesi ve sonrası biz kadınlar için oldukça önemlidir. Özellikle bu dönemde aldığımız kilolar çoğunlukla -vücudumuzda kalırsa- “evlendikten sonra kilo aldı”, “kendini bıraktı” gibi yorumları destekler. Dolayısıyla alınan söz konusu kiloların kalitesi bu noktada önem taşır. Sağlıklı bir yaşam için olduğu gibi sağlıklı bir gebelik için de tüm besin öğeleri önemlidir.

 

Haftanın zayıflatan öğüdü

Zararsız abur cuburlar

Yağsız ve tuzsuz patlamış mısır (sınırsız).

Doğranıp üzerine limon sıkılmış salatalık (sınırsız).

Fırında tarçınla pişirilmiş elma, yanında 1 top diyet dondurma ile hem çok lezzetli hem de düşük kalorili bir tatlıdır.

Yeni araştırmalar yeni sonuçlar

Tahıl hastalıklara iyi geliyor

Tam tahıllı ürünler hastalıklara yakalanma oranını azaltıyor. Kanser ve kalp hastalığından ölüm oranını yüzde 17 ile 35 oranında azalttığı saptandı.

Kolesterole karşı aloe vera

Aloe vera kozmetik alanının yanı sıra birçok kronik hastalığın tedavisinde kullanılıyor. Hayvanlarda yapılan bir araştırmaya göre total kolesterolü yüzde 61 oranında azaltıyor.

Brokoli mide kanserini önlüyor

Brokolinin kanseri önlemede yararlı olduğu biliniyor. Brokolinin mide ülserine neden olan H.pylori adlı bakteriyi önlemede de yardımcı olduğu saptandı.

Haftanın besini

BAKLA

Bakla sindirimi kolay ve çok besleyici bir sebzedir. Tanelerinde bol miktarda azot ve nişasta vardır. Baklagillere adını veren bu sebze, zengin bitkisel protein ve karbonhidrat içerir. Demir ve kalsiyum mineralleri açısından da zengin olan baklada A, C, B ve B2 vitaminleri de bulunuyor.

Bakla idrar yollarını temizler, bağırsak parazitlerini düşürür. Şeker hastalarında ise kan şekerini düşürücü bir etkiye sahiptir.

Sağlıklı bir gebelik için

Kilonuzu boyunuzun karesine böldüğünüzde çıkan sonuç 18.5-25 aralığının üstünde ise öncelikle bu normal değerin içine girip sonra gebelik serüveninize başlamalısınız.

Hormonal problemlerden kaynaklanan kilo artışınız mevcutsa bir endokrinoloji uzmanına tedavi olmalısınız.

Ailemizde var olan diyabet, kalp, yüksek tansiyon, kanser gibi rahatsızlıklar göz önüne alınarak rutin kontroller bir tarafa bırakılmamalıdır.

Bu dönemde alınacak vitamin ve mineraller çok önemlidir. Özellikle folik asitin (B vitamini) ayrı bir önemi vardır. En iyi kaynakları yeşil yapraklı sebzeler, pancar, brokoli, bamya, kuru baklagillerdir. Gebelikte ihtiyaç duyulan kalsiyum emilimi için yeterli düzeyde D vitamini mutlaka alınmalıdır. En iyi kaynakları yağlı balıklar, peynir, yumurta sarısı ve süttür. Kalsiyum, demir ve çinko gibi mineral açısından zengin besinler bu dönem ve sonraki yaşantımız için beslenme programında yer almalıdır.

 

 

alıntıdır ..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

İngiliz seksologlar, ‘Mükemmel seks nasıl elde edilir?’ sorusuna cevap aradı. İşte, çiftlere önerdikleri minik ama etkili ipuçları:

Cinselliği ertelemeyin

Çalışmaktan, çocuklara bakmaktan, ev işlerinden çok az zaman kalabilir. Ama, bu cinselliğe zaman ayırmayacağız anlamına gelmemeli. Seksi, ‘günlük yaşamda yapılması gerekenler’ listesinin sonuna yazmayın. Haftada bir partnerinizin gibi hissetiğini zaman iki saatlik bir buluşma ayarlayın ve beraber olun.

Eğlence katın

Yatağa girmeden önce küçük oyunlar oynayın. Mesela, işteyken eşinize gece yapacaklarınız hakkında ‘hınzır’ mailler atın.

Çocukları engel olarak görmeyin

Birçok evli çift, çocukları nedeniyle seksten uzak durur. Ama, bu nedenle seks hayatınızı sıfırlamayın. Zaman zaman yalnız kalmaya özen gösterin. Bir de erkeklere kısa bir not: Kadınların tüm bedenine dokunursanız, daha ateşli olmalarını sağlarsınız.

Monotonluğa düşmeyin

Seks hayatınızı monoton bir hale sokmamaya özen gösterin. Sürekli, aynı şeyleri yaparsanız partneriniz sıkılır. Fantezilere kapınızı açın.

Seks hakkında mutlaka konuşun

Evli çiftler dahil çoğu insan seksten konuşmaktan çekinir. Kesinlikle konuşmamazlık yapmayın. Susmak en kötü iletişim yöntemidir. İsteklerinizi mutlaka partnerinize anlatın.

Güven çok önemli

Mutlu bir cinsel hayat istiyorsanız, yalan söylemeyin ve asla aldatmayın. Partnerizin beynindeki en küçük şüphe bile cinsel hayatınızı söndürür.

alıntıdır ..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

 

Kadın ve erkeklerin bir araya gelmesinden kendilerinin ve içerisinde yaşadıkları cemaatin çıkarlarını ilgilendiren birtakım ilişkiler meydana gelir. Bunlar; toplumda alış-veriş, icare ve vekalet gibi işleri yerine getirmek için bir araya gelişlerden kaynaklanan problemlerin dışındaki işlerdir. Bu ilişkilerin sadece evlilikten ibaret olduğu akla gelebilir. Hakikatte evlilik, bu ilişkilerin bir tanesidir. İlişkiler sadece evliliği değil, daha birçok şeyleri de kapsamına alır. Bunun için nevi içgüdüsünün tek görüntüsü sadece cinsi birleşme değildir. Analık, babalık, kardeşlik, oğulluk, dayılık, amcalık gibi hususların hepsi nevi içgüdüsünün tezahürleridir. Bundan dolayı erkek ve kadınların bir araya gelmelerinden meydana gelen ilişkiler, analık, babalık ve diğer hususları da içine alır. İctimai nizam, evliliği kapsadığı gibi bu hususları da kapsar. Şeriat; oğul olma, ana ve baba olma ile ilgili hükümler getirdiği gibi evlilikle ilgili hükümler de getirmiştir.

Ancak bu ilişkilerin aslı evliliktir. Diğer hususlar bu aslın dalları konumundadır. Evlilik olmadığı zaman babalık, oğulluk, analık ve diğer müesseseler meydana gelmez. Bundan dolayı evlilik bütün bu hususların aslını teşkil eder. Düzenleme açısından diğer hususlar bu temelden kaynaklanır. İhtiyacı hissetmek, insanı doğal olarak bu ihtiyacı doyurmaya sürüklediği gibi bu duygu aynı zamanda insanı cinsi birleşmeye de sürükler. Analık ve evlatlık duyguları da aynen cinsi duygular gibi tatmin olmak isteyen duygulardır. Hepsi karşılanmak ister. Evlilik, analık, babalık ve evlatlık gibi duyguların hepsi nevi içgüdüsünün tezahürlerindendir. Bu türden duyguların tümü nevi içgüdüsünden kaynaklanan duygulardır. Cinslerin birbirleri hakkındaki düşünceleri ile birbirlerine karşı yöneliş olur.

Evlilik; erkeklik ve kadınlık ilişkilerinin düzenlenmesidir. Diğer bir ifade ile erkek ve kadın arasındaki cinsi birleşmenin özel bir nizam ile düzenlenmesidir. Bu özel düzen; erkek ve kadın arasındaki cinsi ilişkilerin muayyen bir şekilde düzenlenmesini ve nesillerin yalnızca bu özel düzenlemenin ürünü olmasını gerektirmektedir. İnsan türünün çoğalması bu nizam ile gerçekleşir. Yuva, bu nizama göre kurulur. Özel hayatın tanzimi, bu esasa göre cereyan eder.

Bu nedenledir ki İslâm, evliliği teşvik etmiş ve emretmiştir. İbni Mes’ud’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ey gençler topluluğu; sizden kim evlenmeye güç yetirirse evlensin. Zira evlenmek, gözü ve mahrem yeri en çok koruyandır. Kim de evlenmeye güç yetiremezse oruç tutsun. Zira oruç şehvetten uzaklaştırır, şehveti kırar.”  Katede’nin Hasan’dan, onun da Semure’den rivayet ettiğine göre:

“Nebi (s.a.v.) evlenmemeyi yasaklamıştır.”  Katede: “Şüphesiz biz, sizden önce peygamber gönderdik ve onlara zevce ve çocuklar verdik” mealindeki ayeti okudu. Hadiste yer alan kelimesi, nikâhlanmamak yani evlenmemek anlamına gelmektedir. Ebu Hureyre Nebi (s.a.v.)’den şunu rivayet etmektedir:

“Üç kişiye yardım etmek Allah’ın üzerindeki bir haktır: Allah yolunda cihad eden kimse, namuslu olmayı arzu ederek nikahlanan (evlenen) kimse, borcunu ödemek isteyen sözleşmeli köle.”  Yine Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:“İslamda ruhbanlık yoktur.” Ruhbanlık ve evlenmemek

; kadınlarla cinsi ilişkiyi koparmak, Allah’a ibadetle meşgul olmak amacıyla nikâhı yani evlenmeyi terk etmek demektir. Oysa Kur’an’da evlenmeyi emreden sarih ayetler vardır. Yüce Allah şöyle byurmaktadır:

“Kadınlardan; ikişer, üçer ve dörder evleniniz.”  

“İçinizden bekarları ve kölelerinizden, cariyelerinizden salih olanları evlendirin.”  

İslâm; bâkire, doğuran ve dindar olan kadın ile evlenmeyi teşvik etmiştir. Enes (r.a.), Nebi (s.a.v.)’in evlenmeyi emrettiğini, evlenmeyip bekar yaşamayı şiddetle yasakladığını rivayet eder ve şöyle der:

“Çok seven ve doğurgan kadınlarla evlenin. Çünkü ben (kıyamet günü) diğer nebilere karşı sizin çokluğunuz ile övüneceğim.”  Ma’kıl b. Yesar’dan: Dedi ki:

“Bir adam Nebi (s.a.v.)‘e geldi ve şöyle dedi: Ben nesebi ve güzelliği olan bir kadına aşık oldum. Fakat o, doğurmuyor. Onunla evleneyim mi? Allah’ın Rasülü: Hayır, dedi. İkinci kez gelerek, yine aynı şeyi söyleyince, yine: Hayır, dedi. Üçüncü kez, ona geldi ve aynı şeyi sordu. Allah’ın Rasülü: “Çok seven ve doğurgan kadınlarla evlenin. Çünkü ben (kıyamet günü) sizin çokluğunuz ile övüneceğim.”  Cabir’den: Nebi (s.a.v.) şöyle dedi:

“Ey Cabir, sen bakire ile mi yoksa dul ile mi evlendin? dedi. Cabir: Dul ile, dedi. Bunun üzerine Allah Rasülü: Bakire ile evlenseydin ya. Sen onunla oynar, o da seninle oynardı.”  buyurdu. Ebu Hureyre Nebi (s.a.v.)’den şu hadisi rivayet etmektedir:

“Kadın, dört şeyi için nikâhlanır: Malı, nesebi, güzelliği ve dini için. Sen, dindar olanı tercih et ki ellerin toprağa değsin (fakirlikten kurtulasın)”  

Evlenmek isteyen erkeğin; bakire, soyu sopu belli bir aileden ve dindar olanını seçmesi mendubtur. Ayrıca nefsini koruyabilmesi için, güzel olanını tercih etmesi lazımdır. Faziletli, takva ve şerefli olanı tercih ideal olanıdır. Fakat bunlar, nikâhın şartları olmayıp, müstehab ve efdal olanıdır. Yoksa erkek, hoşuna giden kadını seçme yetkisine sahip olduğu gibi kadın da razı olacağı erkeği seçme hakkına sahiptir.

Eşler arasında denklik meselesinin şeriatta aslı yoktur. Bu konuda, uydurulmuş hadislerden başka herhangi bir delil yoktur. Zira bu düşünce Kur’an-ı Kerim’e ve sahih hadislere ters düşmektedir. Müslüman her kadın, herhangi bir Müslüman erkeğe denk olduğu gibi, her Müslüman erkek de herhangi Müslüman bir kadına denktir. Mal ve nesebteki farklılıkların herhangi bir değeri yoktur. Bir çöpçünün oğlu, emirü’l mü’mininin kızına denk olduğu gibi, berberin kızı da emirü’l mü’mininin oğluna denktir. Böylece Müslümanlar, birbirine denktirler. Cenabı Allah şöyle buyurmaktadır:

“Allah katında en keremli olanınız Allah’dan en fazla korkanınızdır.”  Nebi (s.a.v.) halasının kızı ve aynı zamanda da Kureyş’in ileri gelenlerinden olan Zeyneb binti Cahşı azadlı kölesi Zeyd b. Harise ile evlendirmiştir. Abdullah b. Büreyde, babasından rivayet ettiğine göre: “Genç bir kız Rasulullah (s.a.v.)‘e geldi ve şöyle dedi: Ya Rasulullah! Babam, kendi itibarını yükseltmek için, beni kardeşinin oğlu ile evlendirdi. Bunun üzerine Allah Rasülü evlenme işini kıza bıraktı. Ardından kız şöyle dedi: Ben, babamın teklifini yerine getirdim. Fakat ben, (bu meselede) babaların kızlarını (zorlama) hakları olmadıklarını kadınlara öğretmek istedim.”  Bu hadis, kızının rızası olmadan babasının onu evlendirdiğini göstermektedir. Fakat kızın bu evliliğe rızası yoktur. Ancak kızın bu hoşnutsuzluğu evlendiği kimseyi kendisine denk görmemesinden kaynaklanmamaktaydı. Ebu Hatem El-Müzenni’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Size, ahlak ve dininden hoşlandığınız biri gelirse onu evlendiriniz. Eğer evlendirmezseniz yeryüzünde fitne ve büyük bir fesad olur. Dediler ki: Ey Allah’ın Rasulü, onun herhangi bir kusuru olsa da mı? denilince; Dini ve ahlakı sizi memnun eden birisi gelirse (kız isterse) onu nikahlayınız, sözünü üç kere tekrarladı.”  Tirmizi bu hadisi Ebu Hureyre’den şu lafızla rivayet etmektedir:

“Dini ve ahlakı sizi memnun eden birisi kız istemek üzere size gelirse onu evlendirin. Böyle yapmazsanız yeryüzünde fitne ve büyük bir fesat olur.”  Aynı hadis bir başka yoldan da rivayet edilmiştir. Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre;

“Ebu Hind Rasulullah (s.a.v.)‘in bıngıldak kısmından kan almıştı. Nebi (s.a.v.): Ey Beni Beyada, Ebu Hind’i evlendirin ve onunla evlenin, buyurdu.”  Hanzala b. Ebu Süfyan el-Cumeyhi annesinden şunu rivayet eder: Dedi ki: “Ben, Abdurrahman b. Avf’ın kız kardeşinin Bilal’e nikâhlı olduğunu gördüm.”İşte bütün bu deliller, eşler arasında denkliğin muteber ve değerli bir şey olmadığına açıkça delalet ederler. Herhangi bir kadın, herhangi bir erkeğin kocalığına razı olursa onunla, kendi rızasıyla evlenir. Aynı şekilde, herhangi bir erkek de bir kadını eş olarak seçer ve onun rızasıyla onunla evlenebilir, aralarında denkliğin bulunup bulunmamasına bakılmaz. Ancak İbni Ömer’in Nebi (s.a.v.)’den rivayet ettiği iddia edilen şu hadise gelince: “Arablar, birbirlerine denktirler. Kabile kabileye, oymak oymağa, adam adama. Ancak, dokumacı ve kan alıcılar müstesna” Bu hadis asılsız, yalan ve batıldır. İbni Ebi Hatim: Ben, bu hadisi babamdan sordum o, bunun münker olduğunu söyledi. İbni Abdil Berr: “Bu hadis; mevzu ve münkerdir” der. Bezzar’ın Muaz hadisinden tahriç ettiği: “Arabların bir kısmı bir kısmına denktir. Azatlı köleler de birbirine denktirler”  hadisinin isnadı zayıftır. Berire’nin hadisine gelince; Nebi (s.a.v.)’in Berire’ye söylediği: “Sen azad edildiğin zaman, senin nikâhın da azad edilmiş olur. İstediğin seçeneği yap” mealindeki hadis denkliğe delalet etmez. Çünkü onun kocası köle idi. Bir köle ile evli bulunan cariye azat edilerek hürriyetine kavuştuğu zaman, köle olan kocasının zimmetinde kalmakla, köle ile olan nikâhını feshetmek arasında muhayyer bırakılır. Bu hadis de denkliğe delalet etmemektedir. Kasım’ın, Aişe’den rivayetine göre: “Berire’nin kocası bir köle idi. Berire, onun nikâhı altında idi; azad edilince Rasulullah (s.a.v.) ona: “Seçme hakkına sahipsin. İstersen bu kölenin nikâhı altında kalırsın, istersen ondan ayrılabilirsin.”  buyurmuştur. Müslim’deki rivayete göre; Urve’nin Aişe’den rivayet ettiği hadis ise şöyledir: “Berire azat edilmişti. Kocası ise halen köle idi. Allah Rasülü Berire’yi muhayyer bıraktı. Eğer kocası hür olmuş olsaydı onu, muhayyer bırakmazdı.” “Ancak birbirine denk olanları evlendiriniz; o kadınları ancak velilerinin izinleriyle evlendiriniz”  mealindeki hadis, aslı olmayan, zayıf bir sözden ibarettir.

Böylece, denkliğe delalet eden harhangi bir nassın söz konusu olmadığı meydana çıktığı gibi; denkliğin varlığını kabul edenlerin kullandıkları delillerin batıl olduğu veya bu hususa istidlal yönü bulunmadığı açıkça görülmektedir. Denkliği şart olarak kabul etmek, Rasulullah (s.a.v.)’in: “Takvanın dışında, Arabın aceme, herhangi bir üstünlüğü yoktur” mealindeki hadisiyle çatıştığı gibi, Kur’an’ın kat’i nassıyla da çatışmaktadır. Nitekim Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:

“Allah’ın katında en keremli olanınız takvaca en ileri olanlarınızdır.”  

Din ihtilafı ise denklikle ilgili bir konu değildir. Bu konu; Müslümanların, Müslüman olmayanlarla evlenip evlenmemeleri konusudur ki bu, başka bir konudur. Allah (c.c.), Müslüman bir erkeğin, ehli kitaptan bir Yahudi veya bir Hıristiyan ile evlenebileceğine cevaz vermiştir. Zira, Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:

“Bugün size temiz olanlar helal kılındı. Kitap verilenlerin yemekleri sizin için helal, sizin yemeğiniz de onlara helaldir. Mü’minlerden hür ve iffetli kadınlar ve sizden önce kitap verilenlerin hür ve iffetli kadınları zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızın ve mehirlerini verdiğiniz takdirde size helaldir.”  Kendilerine kitap verilen iffetli kadınların, ücretleri olan mehirlerinin verilmesi koşulu ile Müslümanlara helal olduğunu ayet açıkça ortaya koymaktadır. Ayet gereğince müslüman bir erkek, kitap ehli bir kadınla evlenebilir. Çünkü ayete göre kitap ehlinden iffetli kadınlarla evlenmek, Müslüman erkeklere helaldir. Müslüman bir kadının, ehli kitabtan bir erkekle evlenmesi ise şer’an haramdır; mutlak olarak caiz değildir. Böyle bir şey vuku bulursa, bu nikâh batıl olduğu için gerçekleşmiş olmaz. Müslüman bir kadının ehli kitaptan bir erkekle evlenmesinin haram olduğu Kur’an’ın sarahatı ile sabittir. Nitekim Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:

“Ey iman edenler! Mü’min kadınlar size muhacir olarak gelirlerse, onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer onları mü’mine olarak görürseniz, onları kafirlerle geri döndürmeyin. Onlar, kafirlere helal olmadığı gibi, onlar da o kadınlara helal olmazlar.”  Bu ayet yalnızca tek bir manayı ihtiva eder, bu da; Müslüman kadının kafire helal olmadığı ve kafirlerin de Müslüman kadınlara helal olmadıklarıdır. Kocanın kafir oluşu, kafir koca ile Müslüman kadın arasında nikâhın tahakkuk etmeyeceğini sonuçlandırır. Zira bu husus, ayetteki şu ifade ile açıkça vurgulanmaktadır:

“Eğer onların mü’min olduklarını bilirseniz, tekrar o kadınları kafirlere geri göndermeyin. O kadınlar onlara helal olmadığı gibi, o erkekler de o kadınlara helal olmaz.”  Hükmün; müşrik olsun, ehli kitaptan olsun tüm kafirleri kapsamına alması için ayette Allah (c.c.) müşrik kelimesi yerine “kafirler” tabirini kullanmıştır. Kitap ehlinden Hıristiyan ve Yahudilerin kafir oldukları ise Kur’an’ın kati nassıyla sabittir. Nitekim Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:

“Ne ehli kitabtan olan kafirler ve ne de müşrikler, Rabbinizden size bir hayırın indirilmesini istemezler.”  Bu ayette geçen kelimesi tabîz için değil, beyan içindir. Yine Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:

“Allah’ı ve peygamberini inkar ederek kafir olan, iman etme hususunda Allah ile peygamberi arasında fark gözetip; bir kısmına inanır bir kısmını inkar ederiz diyarek küfürle iman arasında bir yol tutmak isteyenler, işte onlar gerçekten kafir olanlardır. Kafirlere ağır bir azap hazırlamışızdır.”  Kitap ehli, Muhammed (s.a.v.)’in risaletine inanmadıkları için kafirdirler. Cenab-ı Allah (c.c.) bu hususta muhtelif ayetlerde şöyle buyurmaktadır:“Allah, Meryem oğlu Mesih’dir diyenler kafir olmuşlardır.”  

“Şüphesiz, Allah üçün üçüncüsüdür diyenler kafir olmuşlardır.”  

“Kitap ehlinden kafir olanlarla müşrikler.”  Buradaki edatı tabîz için değil, beyan içindir.

“Şüphesiz ehli kitabtan kafir olanlar ile müşrikler.”  Yine burada ki edatı da tabîz değil beyan içindir.

“O’dur ehli kitaptan küfretmiş olanları ilk sürgünde yurtlarından çıkarmış olan…”  

“Münafıklık etmiş olanlara bakmadın mı ki, ehl-i kitap’tan küfretmiş olan kardeşlerine…”  Bu ayetler; kitap ehlinin kafir olduklarını ve “küffar” kelimesinin onları da kapsamına aldığını gösteren Kur’an’ın sarih ifadeleridir. Mümtehine suresinde yer alan aşağıdaki ayet bu ayetlerle birlikte ele alındığı zaman; müslüman bir kadının ehli kitaptan bir adam ile evlenmesinin mutlak surette caiz olmadığı hususunda açık ve net bir anlam taşıdığı ortaya çıkar. Çünkü ehl-i kitap, yukarıdaki ayetler gereğince kesinlikle kafirler grubuna giren insanlardandır.

“Eğer onların mü’min kadınlar olduklarını öğrenirseniz; artık onları kafirlere geri göndermeyin. Bunlar onlara helal değildir, onlar da bunlara helal değildir…”  

Müşrikler ise ehl-i kitab’tan başka bir sınıftır. Mecusiler, yıldızlara tapanlar, Budistler, putperestler ve benzeri kimselerdir. Bunlarla evlenmek mutlak olarak caiz olmaz. Müslüman bir erkeğin müşrik bir kadınla evlenmesi kesinlikle caiz değildir. Aynı şekilde müslüman bir kadının müşrik bir erkekle evlenmesi de kesinlikle caiz değildir. Bu husus, Kur’an’ın kat’î nassıyla sarahatan açıklanmıştır:

“İman edinceye kadar müşrike kadınlarla evlenmeyin; hoşunuza gitse de, müşrike bir kadından, mü’mine bir kadın kesinlikle daha hayırlıdır. İman etmedikçe müşrik bir erkekle kesinlikle evlenmeyin. Hoşunuza gitse de, müşrik bir erkekten, mü’min bir köle daha hayırlıdır…”  Bu ayet, müşrike olan bir kadının Müslüman erkek ile, müşrik olan bir erkeğin de Müslüman olan bir kadın ile evlenmesinin haram olduğunu ifade eder. Şayet bu nevi bir nikâh vuku bulursa batıl olduğu için gerçekleşmiş olmaz. Hasan b. Muhammed’den: Dedi ki: “Rasulullah (s.a.v.) Hecr Mecusilerine yazdığı bir mektupta, onları İslâm’a davet ederek şöyle diyordu: “Kim Müslüman olursa, onun Müslümanlığı kabul edilir. Kim kabul etmezse ona cizye vergisi vurulur, kestiği yenilmez ve hiçbir (müslüman) kadın onunla evlenemez.”

Böylece İslâm, sadece evlenmeği teşvik etmekle iktifa etmeyerek, Müslüman erkeğin ve kadının kiminle evlenebileceğini, kimlerle de evlenmesinin haram olduğunu beyan etmiştir. Evlenmek isteyen kimsenin, evleneceği kimsede bulunması güzel olan sıfatları da anlatmıştır. Ancak, kendisiyle evlenilecek kadının, başkasının hanımı ve iddet bekleyen birisi olmamasını şart koşmuştur. Çünkü evliliğin şartı, kadının evli ve iddet halinde olmamasıdır.

Ancak henüz nikâh akdinin icra edilmediği, sözlü olan kadına gelince; eğer kadın veya onun velisi, evlenme teklifinde bulunan kimseye açık veya dolaylı yolla müsbet cevap vermişlerse bir başkasının onu istemesi haram olur. Ukbe b. Amir Rasulullah (s.a.v.)’in şöyle dediğini rivayet etmektedir:

“Mü’min, mü’minin kardeşidir. Mü’min için, kardeşinin alış verişi üzerine fiyat kırması helal olmaz. Mü’minin kardeşinin sözlüsüne evlenme teklifi yapması helal olmaz; meğer ki o kardeşi, o kadını terketmiş olsun.”  Ebu Hureyre ise Nebi (s.a.v.)’den şu hadisi rivayet etmektedir:“Kişi, kardeşinin zlüsüne evlenme teklifi yapmasın; taki evleninceye veya tamamen vazgeçinceye kadar.”  Fakat, evlenme teklifi yapılan kızın, teklifi reddetmesi veya henüz müsbet bir cevap vermemesi veya meseleyi soruşturmaya bırakmış olması durmunda bir başka erkek isteyebilir, bu caizdir. Çünkü henüz o, bir başkasının sözlüsü değildir. Kays kızı Fatıma bir gün Nebi (s.a.v.)’e gelerek, Ebu Cehm ve Muaviye’nin, kendisine evlenme teklifi yaptıklarını söyledi. Rasulullah (s.a.v.):

“Muaviye, malı olmayan bir fakirdir. Ebu Cehm ise sopasını omuzundan indirmez (daima dışarıda gezer). Sen, Zeyd’in oğlu Üsame ile evlen.”  dedi. Muaviye ve Ebu Cehm’in kendisini istediklerini haber verdiği halde Peygamber (s.a.v.) ona, Usameyi istemiştir.

Kadına evlenme teklifi yapıldığında, bu evlenme teklifini kabul edip etmeme hakkı kadına aittir. Onun izni olmadan, velisinin onu bir başkasıyla evlendirmeye veya bunu engellemeye hakkı yoktur. İbni Abbas’tan rivayet edildiğine göre, Rasulullah (s.a.v.) şöyle demiştir:“Dul kadın, velisinden daha bir hak sahibidir. Bakire ise, evlenmek için kendisinden izin istenir. Onun izni susmasıdır.”

 Yine Ebu Hureyre’den rivayet edilen bir başka hadiste şöyle denilmektedir:

“Dul kadın, kendisine danışılmadan nikahlanamaz, Kendisinden izin istenmedikçe, izni olmadan bakire kız da nikâh edilemez. Bakirenin izni nasıl olur? Dediler, Peygamber (s.a.v.): Onun izni sükut etmesidir” buyurdu. 

İbni Abbas’tan rivayet edildiğine göre; “Bakire bir cariye Peygamber (s.a.v.)’e geldi. İstemediği halde, babasının kendisini evlendirmek istediğini söyledi. Bunun üzerine, Peygamber (s.a.v.), onu muhayyer kıldı.”  Ensarlı Hizam kızı Hunesa’dan rivayet edildiğine göre: “Kendisi dul olduğu ve evlenmek istemediği halde babasının onu evlendirmek istediğini Peygamber (s.a.v.)’e gelip söyledi. Peygamber (s.a.v.) de onun nikâhını geri çevirdi.”

Bu hadislerin hepsi, kadının izni olmadıkça evlenme muamelesinin tamam olamayacağını ifade ederler. Kadın, bu evliliği kabul etmez veya zorla evlendirilirse, bu akid fesh olur. Ancak kadın sonradan razı olur ve dönerse nikâh geçerli olur.

Kadın ile evlenmek isteyen ve istemeye gelen kimselerle kadının evlenmesine mani olmak Kur’an-ı Kerim’de belirtildiği gibi yasaklanmıştır. Nitekim Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:

“Eğer maruf bir şekilde, aralarında razı olurlarsa, evlenmelerine engel olmayın.”  

Makil b. Yesar’dan rivayet edilen sahih bir hadis ile sabit olduğuna göre Makil, şöyle demiştir: “Ben, kız kardeşimi birisiyle evlendirmiştim, daha sonra adam onu boşadı. İddeti bitince adam, tekrar onu istemeğe geldi. Ben: Kız kardeşimi sana verdim, evini döşedim ve sonra ikramda bulundum, fakat sen onu boşadın. Şimdi de gelip onu istiyorsun. Vallahi kız kardeşim bir daha sana dönmeyecektir. Adam, fena bir kimse değildi. Kız kardeşim de ona dönmek istiyordu. Allah (c.c.); “Eğer maruf bir şekilde, aralarında razı olurlarsa, evlenmelerine engel olmayın.”  ayetini indirince ben: Ya Rasulullah ben şimdi ne yapacağım dedim. Allah Resulü: “Kardeşini onunla evlendir” buyurdu. Başka bir rivayette ise:

 ”Ben yaptığım yeminin kefaretini ödedim ve kız kardeşimi ona verdim”  cümlesi vardır. Ayette geçen: kelimesinin anlamı, kadın istediği takdirde onu evlenmekten menetmektir ki bu, haramdır ve böyle bir işe teşebbüs eden kimse fasıktır. Bir kadını evlenmekten alıkoyan kimse, yaptığı bu ameli ile fasık sayılır. Fakihler, böyle bir engellemede bulunan kimsenin fasık olacağında görüş birliği etmişlerdir. Evlenmek için kadına görücü giderse veya kendisi evlenmek isterse, bu konuda tek yetki kadına aittir; ister kabul eder, ister reddeder.

Evlenmek üzere kadın ve erkek arasında ittifak tamamlanınca, evlenme akdini yapmaları lazımdır. Evlenme ancak şer’i akitle tamamlanır. Birinin diğerinden yararlanmalarını helal kılacak tek şey şer’i hükümlere uygun olarak yapılan şer’i akittir. Bu akde göre evliliğe terettüp eden hükümler gerçekleşir. Kadın ve erkek, uzun bir zaman bir arada bulunsalar bile şer’i bir şekilde akit yapılmadıkça evlilik gerçekleşmiş sayılmaz. İki eşin bir araya geldikleri gibi iki dostun bir araya gelmeleri evlilik sayılmaz. Bu tür birliktelik zina sayılır. Aynı şekilde iki erkeğin aralarında muaşeret yapmak üzere bir araya gelmede ittifak etmeleri de evlilik sayılmaz, ancak livata sayılır.

Medeni evliliğe gelince; bu, bir arada yaşamak ve boşanmak üzere kadın ile erkek arasında yapılan bir anlaşmadır. Bu anlaşma gereğince nafaka tasarrufu, evden çıkma, erkeğin kadına, kadının da erkeğe itaatı ve benzeri bir takım görevler, evlat sahibi olma, oğlan veya kız çocuğun kime ait olacağı gibi hususlar, irs ve neseb gibi bir arada yaşamaktan veya terkinden kaynaklanan birtakım haklar doğar. Burada sıralanan tüm bu hususlar, üzerinde ittifak ettikleri ve kabullendikleri şartlara göre uygulanır. Medeni evlilik, sadece bir evlilik ittifakı olmayıp, hem evliliğe hem de evlilikten doğan neseb, nafaka, miras ve diğer birtakım hususları, her ikisinin veya birinin diğerini terk etmesi yani boşanma durumlarını da kapsar. Üstelik, erkeği dilediği kadınla, kadını da dilediği erkekle, aralarındaki anlaşmaya göre evlenebilmeleri hususunda tamamıyla serbest bırakır. Bundan dolayı medeni evlilik şerân caiz değildir. Bu akde, olarak bir evlilik ittifakı nazarıyla bakılamayacağı gibi, nikâh akti nazarıyla da bakılamaz. Şerân, bunun herhangi bir kıymeti yoktur.

Müslüman bir erkekle Müslüman bir kadın veya Müslüman bir erkekle evli, ehli kitaptan bir kadın arasında medeni kanuna göre herhangi bir evlilik akdi meydana gelse, kadın ile erkek arasında akid sırasında şifahen veya yazı ile kullanılan sözlere bakılır. Şayet aralarındaki akitte “evlendirmek” ve “nikâh etmek” gibi lafızlar kullanılmış her ikisinden de kabul ve icab meydana gelmişse, şerân kabul ve icaba gerekli hususlar bulunmuş demektir. İcab ve kabulun yanında kızın velisi ve evlendiklerine dair iki de şahid bulunmuş ise, bu lafızlar ve şekil ile yapılan anlaşma, evlilik akdi sayılır. Çünkü bu, hem şer’i aktin sıfatlarını hem de medeni evliliğin şartlarını tamamlamaktadır. Bu, medeni ittifak değil şer’i akid ile evliliktir. Şer’i evlilik akdinde bulunması gerekli olan şartların hepsi bulunmazsa bu işlem evlilik sayılmaz. Medeni evlilik ittifakının kapsadığı şartlar şeriata uygun olsalar da mutlak olarak herhangi bir değer taşımaz. Çünkü, şeriatın getirdiği hükümlerle amel etmenin vacib oluşu, kadın ile erkeğin kendi aralarında yaptıkları ittifaktan alınamaz. Bilakis evlilik akdinden ve şeriatın beyan ettiği hükümden kaynaklanır. Bu nedenle medeni ittifakın taşıdığı şartların evlilikte hiçbir değeri yoktur. Bunlar, şeriata muhalif olurlarsa akdin batıl oluşu açıktır. Eğer bu şartlar her iki taraf için de akdin gereğine ters düşmeyen, şeriata muhalif olmayan, şeriatın caiz gördüğü şartlar ise, bunlar arasındaki evlilik akdi muteber kabul edilir. Eğer aralarında herhangi bir evlilik söz konusu olmayacak ise bu şartların mutlak olarak herhangi bir kıymeti yoktur. Eğer medeni evlilik akdi, Müslüman bir erkek ile müslüman kadın veya Müslüman bir erkekle ehli kitaptan bir kadın arasında olursa durum böyledir. Eğer Müslüman bir erkek ile müşrike bir kadın veya müşriklerin muamelesine göre yürütülürse veya müslüman bir kadın ile müslüman olmayan bir erkek arasında olursa, bu türden evlilik batıl olduğu için akit gerçekleşmiş olmaz. Tüm bunlardan anlaşıldığı üzere evliliğin şerân sahih bir nikah akti ile tamamlanabilmesi için, bütün şer’î şartları bünyesinde taşıması lazımdır. Bu şartlarla tamamlanmayan herhangi bir evlilik akdi, mutlak olarak evlilik sayılmaz.

Evlilik, şer’i olarak icab ve kabul ile gerçekleşir. İcab, akit yapan iki kişinin birinden ilk olarak sudur eden sözdür. Kabul ise akdi yapan diğer kimseden ikinci olarak sudur eden sözdür. Mesela, kız erkeğe, “ben kendimi sana eş olarak verdim”, erkek de “ben kabul ettim” dese ya da bunun tam tersi bir işlem yapılsa (önce erkek sonra da kadın konuşsa), konuşanlardan birincinin teklifi “icab”, ikincisinin cevabı da “kabul”dür. İcab ve kabul direkt olarak evlenenlerin her ikisi tarafından olabileceği gibi, onların vekilleri tarafından da icra edilebilir veya biriyle diğerinin vekili arasında da gerçekleşebilir. İcabta “evlenmek” ve “nikâh etmek” lafızlarının olması lazımdır. Bu ifadenin kabulde yer alması şart değildir. Şart olan; bu icaba diğerinin razı olmasıdır. Evlenmeyi kabul ve razı olduğunu ifade eden herhangi bir lafız, bunu ifade eder. Ancak, icab ve kabulü ifade eden lafızların, mazi sigasıyla olması lazımdır. “Seni zevceliğe aldım” ve “kabul ettim” gibi lafızlarla olmalıdır. Bu lafızlardan biri mazi, diğeri müstakbel lafızlar ile olabilir. Çünkü, evlilik bir akittir. Evliliğin subut bulduğunu ifade eden bir lafızla olması lazımdır. O da, mazi sigasıdır. Evlilik akdinin gerçekleşmesi için dört şart gereklidir:

1- “Kabul” ve “icab”ın cereyan ettiği mecliste birlik olmalıdır. Yani, icabın sudur ettiği yer aynı zamanda kabulün sudur ettiği yer olmalıdır. Bu husus, akid yapan iki kişinin hazır bulunmaları halinde böyledir. Akid yapanlardan biri bir beldede, diğeri ise bir başka beldede olursa ve biri diğerine evlenme teklifi yapan bir icab mektubu yazsa, kendisine mektup gönderilen kimse de kabul etse evlilik gerçekleşmiş olur. Fakat bu durumda kendisi veya başkası iki şahid huzurunda mektubu okuyup onun ibaresini şahidlerin işitmesi lazımdır veya mektubu alan kimse, bulundurduğu şahidler huzurunda, “Falan kimse, bana evlenme teklifi yapmış bulunuyor” diyerek, mecliste onları şahid tutar ve kendini onunla evlendirdiğini söyler.

2- Akdi yapan her iki tarafın, birbirinin sözlerini işitmeleri ve anlamaları şarttır. Bu ifade ile evlilik akdinin kastedildiğini her iki tarafı da bilmelidir. Eğer işitmediği ve anlamadığı için bunu bilmezse, mesela; bir erkek bir kadına anlamadığı Fransızca ile “seni zevceliğe kabul ettim” cümlesini telkin ettikten sonra kadın, manasını anlamadığı lafızların aynısını tekrarlarsa ve bundan maksadın evlilik akdi olduğunu bilmezse, evlilik akdi gerçekleşmiş olmaz. Eğer kadın, bu sözlerin evlilik akdinden dolayı söylenen lafızlar olduğunu bilirse akid sahih olur.

3- İcabın hepsine veya bir kısmına ait olsa da kabul, icaba muhalefet etmemelidir.

4- Akid yapanlardan birinin diğeriyle evlenmesini şeriat mübah kılmış olmalıdır. Mesela, kadının Müslüman veya ehli kitap olması, erkeğin de sadece Müslüman olması lazımdır.

Bu dört şart tekamül ettiği zaman evlilik akdi gerçekleşmiş olur. Bu dört şarttan herhangi bir tanesi bulunmadığı takdirde, evlilik akdi gerçekleşmiş olmaz ve bu akid temelde batıl olur. Evlilik akdi gerçekleştiği takdirde evliliğin sıhhatı için üç tane sıhhat şartı lazımdır:

1- Kadın, evlilik akdinin “mahalli” olmalıdır.

2- Nikah ancak velinin varlığı ile sahih olur. Kadın kendi kendini evlendiremez veya velisi dışında bir başkası tarafından evlendirilemez. Evlendirme hususunda, velisinin dışında birisini vekil tayin edemez. Velisinin dışında birisini vekil tayin ederse nikah sahih olmaz.

3- Baliğ ve akıllı iki Müslüman şahidin bulunması lazımdır. Bu iki şahidin, evlilik akdiyle ilgili kabul ve icabı meydana getiren sözün gayesini anlamaları lazımdır. Bu iki şartı havi olduğu zaman, bu akid sahih olur. Bunlardan biri eksik olursa bu nikâh fasid olur. Ancak, evlilik akdinde akdin yazılmış olması veya bir vesika ile tescil edilmesi şart değildir. Kadın ve erkek tarafından, şifahi veya yazı ile bütün şartları havi şekilde cari olan kabul ve icab, evlilik akdini sahih kılar. İster bu yazılsın ister yazılmasın evlilik iki kişi arasında bir akid olduğu için ancak icab ve kabul ile tamamlanır.Gerçekten akid ancak icab ve kabul ile tamamlanır ve oluşur. İcabta evlenmek ve nikâh lafızlarının şart kılınmış olması, nassta varid olduğu husustan dolayıdır. Nitekim Cenabı Allah:

“Onu seninle evlendirdik.”  

“Babalarınızın nikâhlandığı kimselerle nikahlanmayınız.”  buyurmaktadır. Sahabe icmaı’da bu hususta tahakkuk etmiştir. İcab ve kabul meclisinin bir olması şartına gelince; meclisin hükmü, akd halinin hükmüdür. Eğer kabulden önce akit tarafları ayrılırlarsa icab batıl olur. Çünkü o zaman kabulün anlamı olmaz. Zira ondan yüz çevirip ayrılmak, kabulü ortadan kaldırır. Yine o sırada akit yapan her iki kişinin başka şeylerle meşgul olmaları kabulden imtina anlamına gelebilir. Akid yapanlardan her birinin, diğerinin sözünü işitip onu anlaması şartına gelince; bu ifade ve ibare ile evlilik akdi kastediliyor; yine bu söz icaba, kabul cevabı olduğu için neyi ifade ettiği bilinmelidir. Çünkü icab; akid yapanlardan birinin diğerine hitabıdır. Eğer hitab edilen kimse söylenen şeyleri bilmezse hitab yapılmış sayılmaz. Dolayısıyla hitaba karşı herhangi bir kabul de söz konusu edilemez. icabın, kabule muhalif olmaması, icabın bütün gereklerine teslim olduğuna delalet etmediği müddetçe kabul sayılmaz. Eğer anlaşmazlık olursa, icaba dair varid olan hususlara teslim olunmamış olur ki kabul gerçekleşmiş olmaz. Şeriat’ın, akid yapan iki kişiden birinin, diğeri ile evlenmesini mübah kılmış olması şartına gelince; bilindiği gibi şeriat, caiz olmayan herhangi bir akdin yapılmasını yasaklamıştır.

Buraya kadar anlatılanlar akdin gerçekleşmesiyle ilgiliydi. Akdin sıhhatına gelince; akdi nehyeden herhangi bir husus varid olmazsa, şeriat o akdi tamam olarak görür. Fakat belli bir şey üzerinde yapılan akdin icrasını nehyeden bir husus mevcud olursa bu akid fasid olur. Ancak böylesi bir akid batıl olmaz. Kadının evlenme akdinde akid mahalli olarak şart kılınmasına gelince; şeriat bazı kadınlar ile evlenmeyi, bazı kadınları da nikah altında bir arada bulundurmayı yasaklamıştır. Eğer yapılan akid, akdin icrasının haram kılındığı kimseler üzerinde gerçekleşmişse bu akid sahih olmaz. Velinin izni olmadan nikahın sahih olmamasına gelince; Ebu Musa Nebi (s.a.v.)’den şu hadisi rivayet etmektedir:

“Velinin izni olmadan nikah yoktur.”  Kadının, kendi kendisini veya başkasını evlendirme hakkına ve velisi dışındaki bir kimseyi vekil kılma hakkına sahip olmamasının delili Aişe (r.anha)’nın Nebi (s.a.v.)’den rivayet ettiği şu hadistir:

“Hangi kadın velisinin izni olmaksızın nikahlanırsa onun nikahı batıldır. Onun nikahı batıldır. Onun nikahı batıldır.”  Ebu Hureyre ise Nebi (s.a.v.)’den şu hadisi rivayet eder:

“Kadın kadını evlendiremez. Kadın kendi başına da evlenemez. Zani kadın; kendi kendine evlenendir.”  

İki Müslüman şahidin bulunmasına gelince; Kur’an-ı Kerim ric’î talak ile boşanmış bir kadına, tekrar kocasına dönmesi halinde, iki Müslüman şahidi şart koşmaktadır. Nitekim Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:

“O kadınlar müddetlerini tamamlayınca, onları ya güzelce tutun veya güzelce onlardan ayrılın. Ve sizden olan, iki adil kimseyi şahid kılın.”  Hasan (r.a.), “ayette geçen “sizden” tabiri iki Müslüman anlamına gelmektedir” diyor. Nikâh akdini devam ettirme anlamında olan “ric’î” de, iki Müslüman şahid şart kılındığına göre, evlilik binasını kurma sırasında yani nikâh akdi yapılırken iki şahidin bulunması şartı öncelikle aranır. Kaldı ki, nikâh akdi ve nikâh akdinin devamını istemek aynı konudur, her ikisinin de hükmü aynıdır.

alıntıdır ..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu