Kategori 'Gebelik / Hamilelik' Category

Gebelikte ağrılarla baş etmenin yolları

Gebeliğin ileri dönemlerinde, ayaklarda ve bacaklarda kramp sorunu sık yaşanıyor. Uzmanlar ağrılarla nasıl baş edebilebileceğini anlattı…

Gebeliğin ileri dönemlerinde, ayaklarda ve bacaklarda kramp sorunu sık yaşanır. Ağrılarla baş edebilmek için sivri uçlu ayakkabılar giymeyin, bilgisayar başındayken koltuğunuzun yeterince yüksek olmasına özen gösterin

Gebelik sırasında, fiziksel ve muhtemelen duygusal güçlük yaşanıyor. Bunlar, gebelikte bazı hormonların artışı, vücutta gebelik sırasında oluşan doğal değişiklikler ve gebeliğin duygusal etkileri nedeniyle ortaya çıkıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Numan Bayazıt hamilelikte yaşanan sorunların başında gelen ağrı konusunda şunları söylüyor:

”Kadınlar gebelikleri sırasında; kaburga, sırt, kasıklar, karın, kalça ve bacaklarda ağrı, sızı ve sancıdan şikâyetçi olurlar. Bunlar hormonal etkiler sonucu kan akımının artması, eklem ve bağlarda yumuşama ve gevşeme, ayrıca gelişen bebeğin büyüklüğünün artışı ile vücudun gerilmesi, zorlanması ve vücudun duruş şeklinin değişmesi nedeniyle oluşurlar. Bu ağrı ve sızılar gebelik ilerledikçe ve doğum sonrasında azalır.”

Hormon seviyeleri değişiyor

Erken gebelik haftalarında hormon seviyelerinde değişiklikler, tat ve koku hislerinde yaptığı değişikliklerle, sevdiğiniz gıdalar, içecekler veya parfümlerden hoşlanmama hissi yaratabiliyor. Bu etkiler hamilelikte oldukça olağan kabul ediliyor. İştah kaybı ve düzenli yemekte zorlandığınızda doktorunuza başvurulmasında ise fayda var.

Op. Dr. Bayazıt aşerme konusunda ise şunları söylüyor: “Gebeliğin erken döneminde bilimsel bir temeli olmasa da kendinizi bazı gıdalara veya gıda dışı maddelere daha istekli bulabilirsiniz. Gebelik boyunca aşerme normaldir ve sağlığınızı etkilemedikçe veya pikada (Gebelikte gıda olmayan maddeleri yeme isteği) olduğu gibi yenilmeyecek maddelere karşı olmadıkça kaygılandırmaz.”

Kramplar zorluyor

Gebeliğin ileri dönemlerinde,   özellikle geceleri ayaklarda, baldır ve bacaklarda kramp sorunu sık yaşanır Op.Dr. Bayazıt kramplara karşı şu önerilerde bulunuyor: “Kramplardan şikayetçiyseniz sivri uçlu ayakkabılar giymeyiniz ve çok sıcak havalarda aşırı egzersizden kaçınınız. Bununla birlikte dolaşımı artırmak için düzenli, yumuşak egzersizler yapmak, etkilenen bölgeye sıkıca masaj yapmak veya ovalamak,  baldır kaslarını germek için özellikle geceleri yatmadan önce ayakları yukarı doğru tutmak ve alçak topuklu  ayakkabılar kullanmak rahatlık   sağlayabilir veya krampları önleyebilir.”

Ağrıları kontrol etmek için ne yapmalı?

Sırt ağrısını düzeltmek için omurgalar ve sırtı güçlendirici egzersizler yapın.

Ayakta uzun süre kalmayın, -ütü gibi- ayakta yapılacak işlerde yardım isteyin.

Masada veya bilgisayar başında çalışıyorsanız, koltuğunuzun yeterince yüksek olmasına özen gösterin ve ayak taburesiyle bacaklarınızı destekleyin. Düzenli aralıklarla kalkıp dolaşın.

Yürürken, otururken, eğilirken veya bir şey kaldırırken duruşunuzu ayarlayın ve destekleyin. (En iyisi hamilelik sırasında ağır şeyler kaldırmamaktır). Genel olarak sırtınızı düz tutun ve omuzlarınızı düşürmeyin, yere eğilirken dizlerinizi kırarak eğilin. Otururken sırtınızı düz tutan sert bir sandalye tercih edin ve ayak ayak üstüne atar pozisyonda oturmamaya çalışın.

Aşırı kilo alımından kaçının.

Ağırlığınızın yayılmasını sağlayacak düşük tabanlı rahat ayakkabılar tercih edin.

Uyurken rahat bir pozisyon bulmaya çalışın. Yan tarafınıza yatıp vücudunuzun bombe kısımlarını, dizler arasını yastıkla desteklemeniz sırt ağrılarınızı azaltabilir.

Milliyet Cafe

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Tags: , , , , , , , ,

Beklenen doğum tarihi, son adet tarihinin ilk günü esas alınarak hesaplanır. Bu yüz*den kadınların adet günlerini takvime işa*retlemeleri çok önemlidir.

Gebelik süresi, yapılan gözlemlerde orta*lama 280 gün olarak bulunmuştur. Bu sü*re 40 hafta veya 9 ay 10 güne karşılık gel*mektedir.
Beklenen doğum ta*rihi hesaplanırken tak*vimde son adet tarihin*den sonraki 40. haftaya denk gelen gün bekle*nen doğum tarihi ola*rak belirlenir. Beklenen doğum tarihinden 15 gün öncesi veya 15 gün sonrası da normal doğum müddeti içinde ka*bul edilir. Yani normal doğum tarihi 38. haf*ta ile 42. haftalar arasıdır.

38. haftadan önce olan doğumlara erken (prematür) doğum denir. Beklenen do*ğum tarihi geldiği halde doğumun ger*çekleşmemesine de miad aşımı denir.  Alıntıdır ..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Gebelikte 2 sorun, gebelik zehirlenmesi olarak adlandırılır. Birincisi, gebelik bulantı ve kusmalarıdır.
İkincisi ise, gebeliğin 20. haftasından son*ra vücutta şişme (ödem), idrarla protein kaybı ve tansiyon yükselmesi şeklinde or*taya çıkan bir durumdur. Tıp dilinde preeklampsi olarak adlandırılır. Tüm gebeliklerin % 5-10‘unda görülür.

Anne ile bebek arasındaki damarlarda 20. haftadan sonra olması gereken geniş*leme gerçekleşmez; bebeğe giden kan akımı kısıtlanırsa, bebekte gelişme geriliği oluşur. Preeklamptik gebelerde, plasentanın erken ayrılması sık görülür ve ciddi kanamalar meydana getirir. Annede ise yüksek tansiyona bağlı çeşitli organ hasarları ortaya çıkar.

Karaciğer, böbrek ve beyin, bu durumdan değişik derecelerde etkilenir. Tansiyonun çok yükseldiği ağır vakalarda eklampsi kri*zi denen sara krizi benzeri, gebenin ve bebeğin hayatı ile ilgili tehlike oluşturan krizler ortaya çıkar. Daha ağır vakalarda körlük oluşabilir.Tedaviye cevap ver*meyen vakalarda, bu durum, bebeğin veya annenin ölümü ile sonuçlanabilir.Preeklampsinin sebebi bilinememektedir. Fakat bazı durumlarda, görülme riskinin arttığı bilinmektedir.

Bu riskli durumlar şunlardır:
1) Annenin yaşının 20‘den küçük veya 40‘dan büyük olması
2) Annede lupus, diabet, kronik hipertaniyon, böbrek hastalığı
3) Daha önce doğum yapmamış olmak
4) Ailede, preeklampsi geçiren akrabaların olması, vb.

Gebelik zehirlenmeleri, hafif, orta ve ağır vakalar olarak sınıflandırılıp bu vakalar çok sıkı takibe alınır. Gebeler ve etrafında*kiler tarafından, doktor tavsiyeleri çok iyi uygulanmalıdır. Özellikle tansiyon takip*leri düzenli yapılmalı, tansiyon 140/90 ve üzerine çıkmışsa, hemen doktora haber verilmelidir.

Gebeler, özellikle stres ve yorgunluktan uzak tutulmalı, ani üzücü haberler gebeden saklanmalıdır. Çünkü bazı psikolojik stresler, ufak münakaşalar bile bu gebeler*de ani krizlere yol açar. Bu gebelerde tansiyon yüksekliği düzeltilemezse ge*belik erkenden sonlandırılabilir.

alıntıdır ..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Annelik yolundaki engelleri aşıp hamile kalmayı başardınız ama mücadeleniz devam ediyor… Bu kez içinizdeki yavrunuzu düşünerek hareket etmek zorundasınız. Günümüzde bebeğin durumunun ultrasonografik olarak belirlendiğini, ancak annenin genel halinin de ipucu verdiğini söyleyen uzmanlar, özellikle boy-kilo dengesine dikkat çekiyor. Annenin boyu, gebelik öncesi kilosu ve gebelikte kilo alımı fetal gelişim açısından önem taşıyor. Örneğin, zayıf kadınlar düşük doğum ağırlıklı bebek doğurma ve erken doğum eğilimindedir. 1.57 cm veya
45 kilonun altındaki gebelere doğuma kadar en az 11.5-16 kilo alması öneriliyor. Obez kadınlarda ise kilo alımı 7-11.5 kg ile sınırlanmalıdır.
Yetersiz kilo alımı annede beslenme eksikliğini, annenin hastalığı ya da hormonal bozukluğuna işaret eder. Bu durumlarda karın şişkinliği azdır ve bebekte gelişme geriliği olabilmektedir. Gebelik süresince takibi yapılması gereken durumlar şöyle:

TANSİYON ÖLÇÜMÜ

Gebeliğin ortalarına doğru annenin tansiyonu, gebelik öncesi veya erken gebelik dönemine oranla daha düşüktür. Gebeliğin son 3 ayında ise yatarken alınan tansiyonun otururken alınandan yüksek oluşu muhtemel tansiyon yüksekliğini işaret eder.

KARIN YÜKSEKLİĞİ

Karın yüksekliğinin ölçülmesi 20 haftadan sonra önem kazanır. Son 3 ayda yapılan karın yüksekliği ölçümleri bebeğin gelişimi konusunda yol göstericidir.

FETAL KALP ATIMI

Fetal kalp atımları 10-12 haftalık gebelikte doppler USG ile duyulabilir. Kalp hızı ve ritm bozukluğu bebekle ilgili anormalliklere işaret eder.

ÖDEM OLUŞABİLİR

Bacaklardaki şişkinlik ve ödem gebelikteki tansiyonun işareti olabileceği gibi alt vücut dolaşımının bozulmasına bağlı doğal bir bulgudur

alıntıdır ..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Hamilelik dönemi; günlük kalori, alınması gereken sıvı, vitamin, mineral, protein, temel ve eser elementlerin ihtiyacının arttığı bir dönemdir.Sağlıklı bir beslenme şekli gerek bebek bekleyen anne gerekse anne karnındaki bebek için çok yararlıdır.

Hamilelik dönemi sırasında gerek kendiniz gerekse bebeğinizin sağlıklı gelişimi için aşağıdaki beslenme şekillerine uygun hareket etmeniz gerekir.

Hamilelikte bol protein alınmalıdır. En zengin protein kaynağı süttür.

Günde 1 litre süt ihtiyacı karşılar. 4 su bardağı süt 1 litredir.
Anne süt içmeyi sevmiyorsa,sütü sütlaç, muhallebi şeklinde alabilir. Peynir (özellikle kaşar peyniri), ve yoğurt yiyerek süt gereksinimini karşılayabilir. Ancak hiçbir sütlü gıda taze süt kadar yararlı değildir.

Haftada 5 gün yumurta yenmelidir. Bu Anneye bol vitamin, demir ve protein verecektir.

Hamilelik döneminde yüksek düzeylerde ihtiyaç duyulan kolin, folik asit ve riboflavin vitaminlerince zengin olan yumurta, bebeğin bağışıklık sisteminin güçlenmesinde ve beyninin sağlıklı gelişmesinde önemli rol oynamaktadır.

Et, tavuk ve balık bebeğin, kan, kas ve organlarının gelişmesine yardımcı olur.

Bu etlerden birini günde 2 porsiyon yemek gerekir. Beyaz et ve özellikle balık eti kırmızı ete yeğlenmelidir.

Hamilelikte Kalsiyum Alımı Önemli

Anne karnında gelişmekte olan bebeğin de güçlü kemiklerinin ve dişlerinin olması için kalsiyuma gereksinimi vardır. Ayrıca sağlıklı sinir sitemi, kalp ve kas yapıları için de kalsiyum önemlidir. Tıpkı anne için olduğu gibi, gelişimini hızla devam ettiren bebeğin kalp atım ritminin normal ve kan pıhtılaşma sisteminin düzgün şekilde gelişmesi için yeterli kalsiyum alması şarttır.

Kalsiyum sadece sütte bulunmamaktadır. Pek çok sebze de önemli oranda kalsiyum içermektedir.Yoğurt başta olmak üzere peynir ve benzeri süt ürünlerinde yüksek oranda kalsiyum bulunmaktadır.

HAMİLELİKTE KALSİYUM ALIMININ BAŞKA YARARLARI DA VARDIR:

Kuzey Karolina Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada hamileliklerinde yeteri kadar kalsiyum almayan kadınların kanlarında bebeğe zararlı olabilecek bazı maddelerin yükseldiği saptanmıştır. Bunlardan en önemlisi kurşundur. Araştırmada kan kalsiyum düzeyi düşük olan kadınlarda kurşun seviyelerinin yükseldiği gözlenmiştir. Bu durum özellikle hamileliğin ikinci yarsında daha belirgin olmaktadır.

Vücuttaki kurşunun % 95’i kemiklerde bulunmaktadır ve kanda yükselmesi kemik erimesinin bir belirtisi olabilir. Kurşun düzeyleri yükseldiğinde kalp, dolaşım ve sinir sisteminde sorunlar yaşanabilmektedir. Bir başka araştırmada ise yeterli kalsiyum alımının gebelikte görülen preeklempsi (gebeliğe bağlı yüksek tansiyon) riskini azalttığı saptanmıştır. Bazı uzmanlar ise özellikle hamileliğin son dönemlerinde kalsiyum alımının doğum sancılarının daha az hissedilmesini sağladığını ileri sürmektedirler.

Besin Maddelerindeki Kalsiyum İçerikleri

Ayrıca kanda kalsiyum düşüklüğü doğum sonrası kanama riskinde artışa neden olabileceğinden önemlidir.

Demir İhtiyaçı

 Demir eksikliği kırmızı kan hücrelerinin az sayıda yapılmasına ve demir eksikliği kansızlığı denilen duruma yol açar. Hamilelikte kan hücrelerinin yapımı bir süre vücudun demir deposunca karşılanır. Ancak hamilelik öncesi yetersiz beslenmiş, bol ve düzensiz ve sık adet kanaması olmuş ya da daha önceki hamileliklerde deposunu tüketmiş Annelerde daha hamileliğin başından itibaren kansızlık belirtileri ortaya çıkar.

Hamilelikte Yenmesi Tavsiye Edilen Yiyecekler

Soya sütü: Tercihe göre çikolatalı, sade ya da vanilyalı olabilir. Bir kutu küçük soya sütünü her zaman çantanızda bulundurun. Böylelikle hamilelik sırasında ihtiyacınız olan günlük kalsiyum ve D vitamini ihtiyacınızı kolaylıkla karşılayabilirsiniz.

Bir avuç kuru üzüm: Atıştırma ihtiyacınızı da giderecek kuru üzüm, günlük almanız gereken demirin dörtte birini ve protein miktarının da bir kısmını karşılar.

Yoğurt: Kaçınılmaz, hafif, doyurucu…Günlük kalsiyum ihtiyacınızın %25’ini karşılayan bu lezzetli süt ürünü; protein, çeşitli vitamin ve mineraller açısından da besleyicidir.

Hazırlanması kolay tahıl gevrekleri: Hazırları da bulunan müslileri yulaf ezmesi, kuru meyveler ve badem kullanarak kendiniz de hazırlayabilirsiniz.

İyice yıkanmış salata: Dışarıda olduğunuz zamanlarda kafe ve restoranların birbirinden lezzetli salatalarıyla kendinizi ve büyümekte olan bebeğinizi şımartın.

Havuç dilimleri: İnce ince doğrayacağınız havuçları, limonlu sos eşliğinde veya yoğurtla günün her vaktinde yiyebilirsiniz. Karnıbahar, brokoli ve ıspanak gibi sebzeleri akşam yemeğine saklayın.

Az yağlı dil peyniri: Yağ oranı düşük, aynı zamanda lezzetli ve besleyici…

Portakal suyu: Günlük C vitamini ihtiyacınızın yarısını bol bol portakal suyu içerek karşılamış olursunuz. Aynı zamanda kalsiyum ihtiyacınızın da %15’i portakal suyuyla karşılanmaktadır.

Mısır gevrekleri: Ama bunların şeker kaplı olanlarından kaçının, doğal olanlarını tercih edin. İçinizin ezildiğini hissettiğiniz anlar için, bir dakika içinde hazırlayıp tadını çıkarabilirsiniz.

Az yağlı peynir çeşitleri: Günlük protein ve kalsiyum ihtiyacınızı karşıladığınızdan emin olun.

alıntıdır ..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Toplumumuzda cinsellik üzerine konuşmak ve tartışmak hala bir tabu. Birçok kadın bu konuyu doktoruna açmaktan kaçınırken, bazen de doktorlar hastalarıyla cinsellik hakkında açıkça konuşmaya yanaşmazlar. Bu iletişim kopukluğu nedeniyle çiftler hamilelikte seksten uzak durmaları gerektiğini düşünürler ya da halk arasındaki inançlara göre davranırlar.

Neyin doğru neyin yanlış olduğunu ve bebeğinizi beklerken cinsel yaşamınız hakkında tüm merak ettiklerinizi Op. Dr. Tevfik Yoldemir’e sorduk.

Hamilenin kanında dolaşan yüksek seviyedeki progesteron ve östrojen hormonları, anne adayının yumuşak düzgün bir tene, parlak saçlara ve kendini iyi hissetmesine neden olduğu gibi, cinsel organlarda da bazı değişikliklere neden olur. Yüksek östrojen seviyeleri genital organlardaki kan akımını artırır ve dokularda kısmi su tutulumuna neden olur, buna bağlı olarak vajina ve küçük dudaklar, tıpkı cinsel uyarılma esnasında olduğu gibi gergin ve dolgun hale gelir. Bu da duyarlı sinir uçlarını daha hassas hale getirir.

Genital bölgedeki kan akımı artışı, vajinal salgılarda artışa neden olur ki, bu da cinsel birleşmenin normalden daha evvel gerçekleşmesine zemin hazırlar. Hamileler çoğunlukla, cinsellikten hamilelik öncesinde almadıkları kadar keyif alma eğilimindedirler.

İYİ BİR CİNSEL YAŞAM, ANNE ADAYINA NE KAZANDIRIR?

Halsizlik, uyku hali, bulantı ve kusma gibi hamileliğin erken belirtilerinin etkisiyle 1. trimester’da tipik olarak hamilelerde cinselliğe ilgi azalır. 2. trimester’da cinselliğe ilgi artarken, 3. trimester’da cinsel haz kalitesinin artmasına rağmen, ileri derecede büyümüş bir karınla hareket kısıtlılığı ve yukarıda bahsettiğimiz korku ve endişelerle hamilelerin olaya tam konsantre olamamaları, cinsel ilgide azalmaya neden olur.

İyi bir cinsel birliktelik, çiftlerin birbirlerine daha yakınlaşmasını sağlayıp; hamilenin duygusal, alıngan, kırılgan mizacı nedeni ile olası problemlerin çözümünde çiftlerin daha toleranslı olmasını sağlayacağı gibi, anne ve babalığın ilk günlerdeki problemlerin çözümünü de kolaylaştırır. Sağlıklı bir hamilelikte, doğuma kadar olan sürede cinsel ilişkiyi engelleyecek herhangi bir neden yoktur.

CİNSELLİKLE İLGİLİ YANLIŞ İNANIŞLAR

Halk arasında 1. trimester’da cinsel ilişkinin düşük ile sonuçlanacağı inancı yaygındır. Bilimsel olarak en fazla hamilelik kaybının 1. trimester’da olduğu, ancak hamilelik kayıplarının cinsel ilişki nedeni ile olmadığı, çoğunun genetik bozukluklara bağlı olduğu bilinir.

Cinsel ilişki bebeğe zarar vermez, çünkü erkek cinsel organının bebekle fiziksel olarak teması yoktur. Anne karnındaki bebek, rahim kasları, içinde bulunduğu hamilelik kesesi ve kese içindeki sıvıyla darbelere karşı koruma altındadır. Orgazm, ne kadar oksitosin (rahim kasını kasıcı madde) salgılanmasına neden olup rahim kasılmalarına yol açsa da, bunlar doğumu başlatmaz, erken doğuma neden olmaz. Yine de hamilelikte cinsel ilişki esnasında aşırı meme ucu uyarımından kaçınılmalıdır.

Cinsel ilişkinin hamilelikte enfeksiyona neden olup bebeğe zarar vereceği inancı kesinlikle yanlıştır, çünkü rahim ağzı kanalı kalın bir mukus tıkaç ile kapalıdır. Bu da bakterilerin rahmin içine geçişine izin vermez. Bebek (fetüs), hamilelik kesesi içinde bakterilerden izole bir şekilde yaşar.

CİNSEL İLİŞKİNİN ZARARLI OLABİLECEĞİ DURUMLAR

Cinselliğe engel oluşturacak tıbbi problemler olmadıkça, hamilelik süresince hatta son güne kadar cinsel ilişki yasak değildir. Hamileler cinsel ilişkinin zararlı olabileceği koşulları kendi kendine değerlendirebilecek bilgi donanımından yoksun oldukları için, bu konuda kadınlar en sağlıklı bilgileri kadın doğum uzmanlarından alabilirler.

Aşağıda belirtilen şartlar haricinde hamilelere cinsel ilişki yasak değildir:

Hamilelik kesesinin erken açıldığı, suların erken geldiği durumlar,

Vajinal kanama,

Önceki hamileliklerde erken doğum tehdidi öyküsü veya süren hamilelikte erken doğum tehdidi,

Partnerin cinsel yolla bulaşan hastalık taşıyıcısı olması,

Plasenta previa (çocuğun eşinin önde olması ve rahim ağzı kanalını kapattığı durumlar),

Çoğul hamilelikte hamileliğin son aylarında,

Kadın doğum uzmanınızca cinselliğe yasak getirilen diğer durumlar.

 alıntıdır ..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Hidroterapi yani su ile tedavi uzun yıllardır kas gevşetici ve rahatlatıcı etkileri nedeni ile kullanılagelen bir alternatif tedavi yaklaşımıdır. Bu etkinin normal doğumlarda da kullanılabileceği fikri de oldukça eskilere dayanır. Dokümente edilen ilk su altı doğumu 1803 yılında Fransa’da yaşanmıştır. Ancak bu planlı bir doğum değidir. Uzun süre doğum eyleminde kalan ve biraz rahatlamak için sıcak su dolu bir küvete giren bir kadının doğumu bu esnada gerçekleşmiş ve bu tesadüf sonucu suda doğum yapan ilk kadın olarak tarihe geçmiştir.

1960′lı yıllara kadar suda doğum ile ilgili herhangi bir gelişme yaşanmazken bu tarihlerde ilk kez eski Sovyetler Birliği’nde Igor Charkovshy bu konuda denemelere başlamıştır. Onu 1978-1985 yılları arasında Fransa’da yaşayan Dr. Michel Odent izlemiş ve su altında pekçok doğumun gerçekleşmesinde yardımcı olmuştur.Suda doğum uygulamaları daha sonraları bir ara güncellik kazansa da belirli bölgeler dışında hiçbir zaman popülarite kazanamamıştır. Günümüzde eski Sovyet Cumhuriyetleri, İngiltere ve Fransa’nın bir kısmı ile Amerika Birleşik Devletlerinde sınırlı sayıda klinikte uygulanmaktadır.Suda doğum yaptıran ve bu uygulamayı savunan kişiler ılık suyun sakinleştirici ve ağrı giderici etkileri olduğunu ve bu etkinin kadının kendisini rahat hissetmesine ve doğumun daha kolay geçmesine yardımcı olduğunu ileri sürmektedirler. Bu görüşler dışında suda doğumun su dışında doğuma üstün olduğunu gösteren hiçbir bilimsel veri yoktur.Konuyla ilgili yapılan ve normal doğum ile suda doğumu karşılaştıran sistemik bir araştırmada yarar ya da istenmeyen etki açısından her iki doğum şeklinin birbirine karşı avantaj ya da dezavantajının olmadığı gösterilmiştir. 1994-1996 yılları arasında İngiltere’de gerçekleşen doğumların sadece %0.6’sı suda olmuş ve bu doğumların da %9′u evde gerçekleşmiştir. Bu doğumlarda bebek ölüm oranı binde 1.2′dir ve normal suda olmayan doğumdan çok farklı değildir.

Suda doğum tüm dünyada yaygınlık kazanmadığından konu ile ilgili bilimsel araştrıma ve makaleler de son derece sınırlı sayıdadır ve bunların büyük bir kısmı ebelik ile ilgili dergilerde yer almaktadır. Suda doğum klinikleri de genelde ebelerin görev yaptığı merkezler şeklindedir. Karşılaştırmalı inceleme yapılan araştırma sayısı ise yine çok kısıtlıdır ve eldeki veriler fikir birliğine varmak için yeterli değilidir. Konuyla ilgili çelişkili bilgiler mevcuttur.

Bazı çalışmalarda suda doğum sırasında annede daha fazla sayıda ve daha ciddi doğum kanalı yırtıkları ortaya çıktığı ileri sürülürken bunun tam tersini bildiren çalışmalarda vardır. Benzer şekilde suda doğum ile normal doğum karşılaştırıldığında doğum eyleminin süresi, ağrıkesici gereksinimi gibi parametreler açısından da birbiri ile çelişen bilgiler yapılan az sayıdaki araştırmalardan elde edilmiştir.

Suda doğumu savunanların hipotezi ılık suyun kasları gevşeteceği ve zihinsel rahatlık sağlayacağı ve bu sayede plasentaya giden kan akımının artarak daha az ağrılı ve daha kısa bir doğum süreci yaşanacağıdır. Ancak burada suyun sıcaklığı önem kazanmaktadır.Su için ideal sıcaklık 37 derecedir. Suyun daha sıcak olması durumunda anne adayının kan dolaşımında değişim olabilir ve ani tansiyon düşüklüğü ile plasentaya giden kan akımlarında azalmalar yaşanabilir bu da hem anne adayını hem de bebeği gereksiz risk altına sokabilir. Ayrıca suda uzun süre kalınması durumunda anne adayında terlemeye bağlı sıvı kaybı görülebilir. Öte yandan doğum eylemi sırasında anne adayı su içindeyken bebeği kardiyotokograf ile monitörize etmek oldukça güçtür. Bunun için özel monitör cihazları gereklidir. Doğum eylemi monitörüze edilmediğinde bebeğin kalp seslerinde yaşanabilecek düşmeler fark edilemeyeceğinden oksijensiz kalması riski söz konusu olabilir.

Suda doğumla ilgili bir başka risk de enfeksiyon olasılığındaki artıştır. Doğum eylemi sırasında suya karışan kan ve dışkı hem anne hem de bebek için risk yaratır. Her ne kadar sudaki anneye ait dışkı su dışına alınsa da su hiçbir zaman temiz olmamaktadır.

Suda doğum sırasında karşılaşılan ve önceden kestirilemeyen bir başka risk de kordon kopmasıdır. Özellikle bebeğin göbek kordonunun kısa olması durumunda aniden su yüzüne çıkan bebeğin kordonu kopabilir ve bebek kan kaybedebilir. Yapılan bir çalışmada suda doğum sonrası bebeklerin %14′ünün kordon kopması nedeni ile yoğun bakıma alındığı ve hatta bir bebeğe kan verilmesi gerektiği saptanmıştır.

Doğumun yapılacağı havuzun fazla derin tutulmaması ya da bebeğin tamamen doğana kadar yukarı çekilmemesi bu riski azaltabilir.

Solunum açısından bakıldığında ise suda doğum bebeğin boğulma ya da su yutma riskini arttırmamaktadır.

Görüldüğü üzere suda doğum normal doğuma herhangi bir üstülük sağlamamaktadır. Kaldı ki evrim süreci içerisinde suda yaşayan pekçok canlı üremek için karaya gelmeyi tercih etmekte, karada yaşayan hiçbir canlı ise bu amaçla suya gitmemektedir.

Ülkemizde suda doğum ile ilgili tecribesi olan hekim sayısı neredeyse hiç yoktur. Dünyada yaygın uygulama alanı bulamamış bu yöntemin ülkemiz de de popülerlik kazanmasını uzak bir olasılık olarak görmekteyim. Ayrıca sağlık mevzuatında konu ile ilgili herhangi bir düzenleme bulunmaması nedeni ile görülebilecek olumsuzluklar karşısında yasal prosedürün de bilinmemesi nedeni ile pekçok jinekolog bu doğum şeklini uygulamaya yanaşmayacaktır.

KAYNAKLAR: Geissbühler V, Eberhard J. Waterbirths: a comparative study. A prospective study on more than 2,000 waterbirths. Fetal Diagn Ther 2000 Sep-Oct 15:291-300 Gilbert RE, Tookey PA. Perinatal mortality and morbidity among babies delivered in water: national surveillance study. BMJ 1999;319:483-7 Nikodem VC. Immersion in water during pregnancy, labour and birth. Cochrane Database Syst Rev 1999 (3). Schröcksnadel H, Kunczicky V, Meier J, Brezinka C, Oberaigner W. Water Birth: experience at a university clinic and a district hospital in Austria. Gynakol Geburtshilfliche Rundsch 2003 43:7-11 Thöni A, Murari S. Birth in water. A comparative study after 555 births in water Minerva Ginecol 2001 Feb 53:29-34 Zimmermann R, Huch A, Huch R. Water birth–is it safe? J Perinat Med 1993 21:5-11

kaynak: Dr. Alper Mumcu

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Erken doğumdan ne zaman söz edilir ve önemi nedir?

Normal gebelik süreci 37-42 hafta arasındadır. Doğumun ister ağrıların başlaması veya suyun gelmesi isterse de başka bir nedenle 37. gebelik haftasından önce gerçekleşmesi erken doğum olarak adlandırılır.

Toplumdaki sıklığı %10-12 arasındadır, ancak erken doğum için yüksek risk oluşturan hasta gruplarında bu oran çok daha yükselmektedir.

Anne karnındaki bebek ve yenidoğan (ilk 28 gün) dönemindeki tüm ölümlerin %80′i erken doğumlardan kaynaklanmaktadır. Yaşayan bebeklerin yakın dönemde karşı karşıya olduğu risklerden en önemlileri arasında yenidoğanın solunum problemleri, beyin içi kanamalar, yenidoğan retinopatisi (körlük), zeka ve motor fonksiyon bozuklukları ve barsak problemleri sayılabilir.

Çok düşük ağırlıklı (750 g) altındaki bebeklerin yaşama şansları günümüz modern tıp imkanlarıyla sağlanabilse de bu grup bebeklerin bir kısmında ileride düşük okul başarısı, görsel motor fonksiyon bozuklukları ve çeşitli sosyal uyum bozukluklarının ortaya çıkabildiği bilinmelidir.

Rahim içi ve dışı enfeksiyonlar, çoğul gebelikler, amniyon mayiinin fazla olması, rahmin yapısal anormallikleri, rahim iç tabakası içinde kanamalar, genetik faktörler, doğumu başlatan fizyolojik mekanizmaların erkenden tetiklenmesi erken doğumun başlıca nedenleri arasında sayılabilir.

Anne yaşının 17′nin altında veya 35 ‘in üzerinde olması, önceki doğumun erken doğum ile sonlanması, vajinal kanama, stres, düşük sosyo-ekonomik durum, sigara ve diğer kötü alışkanlıklar, anne adayının aşırı zayıflığı, çalışma şartlarının ağırlığı ve gebeliğe eşlik eden iyi kontrol edilmemiş sistemik hastalıklar (diyabet, kalp, böbrek ve tiroid hastalıkları vb.) erken doğum açısından risk faktörlerini oluştururlar.

kaynak: milliyet

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Uzmanlar uyarıyor. Hamilelik döneminde çürükler artıyor

Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Diş Hastalıkları ve Tedavisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sevil Gürgan, gebelik süresince yemek yeme arzusunun, sık ve abur cuburla beslenmenin artmasının, ağızda asitli bir ortam hazırladığını, bunun da diş çürüklerinin artmasına yol açtığını belirterek, ”Gebeler şişliklerden dolayı diş etlerinde acı hissetseler bile mutlaka dişlerini fırçalamalıdırlar” dedi.

Gürgan, yaptığı açıklamada, hamilelik döneminin diş çürüklerinin artış gösterdiği periyotlardan olduğunu söyledi.

Hamilelik süresince hormonal dengede bir değişim yaşandığını, progesteron hormonunun gebelik boyunca yüksek seyretmesinin diş ve diş etlerini hassaslaştırdığını anlatan Gürgan, bu dönemde şişme, kızarıklık ve kanamayla seyreden diş eti rahatsızlığı görüldüğünü bildirdi.

Gürgan, bu yüzden hamilelik boyunca diş bakımına her zamankinden daha çok özen gösterilmesi gerektiğini kaydetti.

Gebeliğin ilk aylarında görülen kusmalar nedeniyle mide asitlerinin ağza gelmesinin diş çürüklerinin hızlanmasına ve artmasına zemin hazırladığını anlatan Gürgan, hamilelik döneminde beslenme alışkanlığının değişmesinin de gebelerin diş sağlığı üzerindeki olumsuz faktörlerden birisi olduğunu dile getirdi.

Gürgan, ”Gebelik süresince yemek yeme arzusunun, sık ve abur cuburla beslenmenin artması, ağızda asitli bir ortam hazırlar. Bu da diş çürüklerinin artmasına yol açar. Bu durumdan diş etleri de olumsuz etkilendiği için çeşitli rahatsızlıklar ortaya çıkar” diye konuştu.

Hamilelik boyunca diş hijyenine çok dikkat edilmesi gerektiğini belirten Gürgan, şu uyarılarda bulundu:

”Gebeler şişliklerden dolayı diş etlerinde acı hissetseler bile mutlaka dişlerini fırçalamalıdırlar. Ayrıca, bol bol su içip, ağızlarının kuru kalmamasına dikkat etmeliler. Ağızlarında asitli ortamın oluşmaması için zaman zaman suyla çalkalamalılar. Beslenmede protein ağırlıklı besinlere ağırlık verip, abur cuburdan uzak durmalılar.”
Hamileliğin ilk 3 ayında radyasyon uygulamasından mümkün olduğunca kaçınmak gerektiğini belirten Gürgan, ”Zorunlu durumlarda gebelerin kurşun önlük giymek kaydıyla diş filmi çektirmelerinde sakınca yoktur. Diş filmi için kullanılan radyasyon zaten çok düşük dozlardadır” diye konuştu.

Gebelerin gerekli hallerde diş dolgusu yaptırmalarında da sakınca olmadığını kaydeden Gürgan, ışıklı dolgu sırasında kullanılan ışının radyasyon olmadığını bildirdi.

Kaynak: haberturk

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Hamilelik döneminin ve doğumun rahat geçmesinde büyük yararı olan hamilelik yogasını araştırdık.

Yoga, hamilelikte bedensel ve ruhsal sıkıntılara çözüm üretiyor.
yoga‘da duruş, nefes alma ve konsantrasyon üzerine kurulu bir teknikle, hamilelik sürecinin bedensel ve ruhsal olarak en iyi şekilde geçmesi hedefleniyor. Yoga, hamilelik başlangıcından itibaren düzenli olarak yapıldığında kilo alımını en aza indiriyor ve beslenme alışkanlığının düzenlenmesine yardımcı oluyor. Hamilelikte yapılan Yoga’nın anne adayına sağladığı faydaları ve kazandırdıklarını bu haberimizde sunduk.

Her gebelik ve her doğum kadının yeniden muazzam gücünü ve esnekliğini keşfedeceği bir fırsat. Gebelik süresinde kadın vücudunda fiziksel, hormonal ve psikolojik bir çok değişiklikler meydana gelir. Bebeğin ana rahminde büyümeye başlamasıyla rahim büyür ve ağırlığı artar. Buna bağlı olarak annenin vücut ağırlık merkezi de değişir. Bu durum omurganın doğal yapısını bozar, bel omurlarında ve bacaklarda ağrılara neden olur. Hormonal değişiklikler göğüslerde ve birçok eklemde daha önce hissedilmeyen bazı rahatsızlıklar yaratır. Uzun bir süre fiziksel aktivitelerdeki kısıtlanmalar ve hamileliğe bağlı değişen hormon yapısı kadının psikolojik dengesi üzerinde önemli ölçüde değişimlere neden olur.

Yoga, rahat bir hamilelik dönemi geçirmeyi sağlıyor

Hamilelikte yaşanan değişim sürecini sıkıntılar ve zaman zaman da mutsuzluklarla geçirmek yerine, hamileliğin her anının keyfini çıkarmak için kökleri çok eskilere dayanan yoga denenmeli. Yoga, Sanskrit dilinde birleşme anlamına gelir. Bedenin, zihnin ve ruhun birleşmesi. İyi bir hamilelik dönemi geçirmemiz için bize ait bu üçlünün tam bir uyum içinde çalışması gerekir. Genellikle şehir yaşamı içinde bilinçli bireyler olarak vücudumuzu formda tutmak için spor yapmakta, entelektüel zekamızı geliştirmek için kitap okumakta, sinemaya gitmekte ya da çeşitli araştırmalar yaparız. Ancak ne yazık ki, zavallı ruhumuzu hep ihmal eder onun için pek de bir şey yapmayız.

Dinlenmek, kısa seyahatlere çıkmak bizi bir süre rahatlatır ancak önemli olan bu üçlünün ortak olarak bir şey yapması ve bundan en çok yararı elde etmesidir. Bu da yoga ile mümkün olur. Yoga anne olmak için çıktığınız yolculukta testler, teknoloji ve kafanızda yanıt bulmaya çalıştığınız sorular arasında, huzurlu bir alan yaratmanızı sağlar.

Yoga, yaşam enerjinizi açığa çıkarır

Yoga, yaşam enerjinizi, asanalar (temel duruş biçimleri), pranayama (doğru nefes alma teknikleri), mudra (beyindeki bazı merkezleri uyaran el hareketleri) ve mantra (tekrarlanan sesler) ile açığa çıkarır. Hamileler için hazırlanmış asanalar daha çok kendini tanıma ve içe dönüş teknikleri ile birleştirilmiştir. Sizi anne olmaya ve huzurlu bir doğum yapmaya hazırlar. Pranayama ile doğru nefes almayı öğrenir ve akciğer kapasitenizi artırmayı dolayısıyla daha çok oksijenlenmeyi sağlar.

Yoga, vücudu güçlendirmenin yanında çakra sistemini uyarır ve dengeler

Yoga yapıldığında basit şekliyle yapılmış bile olsa, sadece vücudumuzu fiziksel olarak güçlendirmekle kalmaz aynı zamanda çakra sistemimizi de uyarır ve dengeler. Çakra “çark” kelimesinin Sanskrit dilindeki karşılığıdır. Çakralarınızı, vücudunuzun her yerinde bulunan, her biri sağlığınız, mutluluğunuz ve kendinizi iyi hissetmeniz için önemli olan ve belirli bir enerjiyi yayan çıkrıklar olarak düşünün. Asanalar uygulanırken bu enerjiler açığa çıkar ve kendinizi daha iyi hissetmeye başlarsınız. Aynı zamanda bedenimizin dışında bir eldiven gibi bizi saran enerji bedenimiz olan auramızda kuvvetlenmeye ve kalınlaşmaya başlar. Başlangıçta bu durum şehri düşmanlardan koruyan bir sur gibi, bizi dışarıdan gelen ruhsal travmalara karşı korumaya başlar. Artık eskisi gibi her şeye alınan, çabuk kırılan ve pes eden duygularımızdan kurtulup daha güçlü olmaya başlarız. Zaman içinde bu travmalar artık bizi hiç etkilemez bir hal alır dolayısıyla daha mutlu daha dingin bireyler haline geliriz.

Yoga yaparken önceleri kendinizi rahat hissettiğiniz kadarını yapın. Devam ettiğinizde, gücünüz ve yoğunlaşmanız arttıkça süreyi de artırabildiğinizi göreceksiniz. Bu çalışmalar sonucunda dingin, aydınlık, neşeli ve sağlıklı bir ortam oluşur ki bu, bebeğinizin içinde doğup büyüyebileceği en uygun atmosferdir.

Yoga, kişisel gelişim için bir
egzersiz programı değildir
Yoga kendini ve içinde bulunduğunuz yeni durumu kabul etmedir. Hayatınızı anne olmaya hazırlamak, hissettiğiniz tüm gerginlikleri gevşetmek ve ruhunuzu güçlendirmek gerekir. Gebelik süresince düzenli yapılan yoga programı ile hamile kadının fiziksel kondisyonu korunur. Duruş bozuklukları en aza indirilir. Solunum ve dolaşım sistemi güçlendirilir. Bulantılara veda edilir. Kolay doğum, karın kaslarının ve omurgadaki değişikliklerin yeniden yapılandırılması sağlanır.

Krampları azaltır

Hamileliğiniz süresince yaptığınız düzenli yoga programı ile vücutta meydana gelen ödem (el ve ayaklardaki şişmeler) ve özellikle son aylarda çok sıkça hissedilen kramplar azaltılır. Karın kaslarını güçlendirir ve masaj etkisi yaparak bağırsak hareketlerini rahatlatır iştahınızı kontrol altında tutmanıza yardımcı olur. Yaşam enerjinizi yükselterek daha sakin ve daha konsantre olmanızı sağlar. Mide bulantısını, sabah bulantılarını ve ruh durumunuzdaki değişimleri özellikle yoga nefesleri ile kontrol altına alır. Doğum kanalındaki gerginliği rahatlatır. Doğumun daha kolay ve hızlı olmasına yardımcı olur.

Hamileliğin 3 trimesterinde ayrı hazırlanmış programlar uygulanır

Hamilelik yogası, bebeğin ruhsal gelişim süreci anne rahmine düştüğü andan başlayıp doğumdan sonraki 3. ayda tamamlanır. Bu nedenle iyi bir hamilelik geçirmek ve bebek dünyaya geldikten sonraki ilk 3 ay önemlidir. Bu dönemde mümkün olduğunca huzurlu olmak ve bu huzuru bebeğe yansıtmak onun bütün hayatını etkileyen önemli bir unsurdur. Sizinle aynı durumda olan kadınlarla zaman geçirmek, hayatınızın bu döneminde duygularınızı paylaşmak yoganın diğer bir faydasıdır. Zaman zaman kollarınızı karnınıza dolayıp bebeğinizle şarkı söylemenin keyfini çıkarmalısınız.

Doğum sonrası da doğuma hazırlık kadar önemli bir süreç

Yeni doğanı dünyaya tanıştırırken aynı zamanda hızla yenilenmeli ve hamilelik döneminde vücudumuzda meydana gelen değişimleri eski haline getirmek için hamilelik sonrası yoga programı uygulamalıyız. Bebeğinizin kırkı çıkıncaya kadar onunla mümkün olduğunca yakın kalıp aranızda bir ömür boyu kalacak olan köprülerin temellerini attıktan sonra programınıza başlayabilirsiniz. Bu programda uygulanan asanalar ile duruş bozukluklarınız düzelir, karın kaslarınız ve rahminiz hızla toparlanır. Pranayama çalışmaları ile daha huzurlu daha dayanıklı ve sabırlı olursunuz. Bebeğinizle ilgili yersiz kaygılardan arınır daha berrak düşünen bir anne olursunuz. Zaman zaman yeni doğan ile birlikte yapacağınız yoga duruşları hem onun size beslediği güven duygusunun gelişmesine hem de hoş vakit geçirmenize neden olur.

Yoga Duruşlarını Ögrenelim

Duruş 1
Yastığın üzerine oturup bağdaş kurup, en rahat edeceğimiz pozisyonu alıp, bu arada mutlaka omurgamızı çok dik tutacak şekilde oturup, sol elimiz kalbimizin üzerinde, sağ elimiz bebeğimizin üzerinde olacak şekilde oturmalıyız. Tamamen nefesimize konsantre olup nefes bedene nasıl giriyor ve bedeni nasıl terk ediyor; bütün düşüncemizi burada yoğunlaştırmalıyız. Tabii ki aklınıza sorular gelecek, ama bu soruları geldikleri hızda bırakıp, sadece nefesin ritmini takip etmelisiniz. Bütün düşüncelerinizden arınıp, nefesi takip ederek, aklınızın sakinliğini ve dinginliğini yakalamalısınız. Kendinizi sakinleştirdikten ve düşüncelerden uzaklaştırdıktan sonra kısa bir süre için ujaii solunumuna geçmelisiniz.

Ujaii solunumu; burnunuzdan değil de sanki genzinizden nefes alır gibi yaptığınız bir solunumdur. Bu solunumu çalışılarak elde edebilirsiniz. Burada önemli olan, nefesi sanki genizden alıp genizden veriyor gibi yapmanızdır. Eğer bu nefesi doğru yapıp yapmadığınızı kontrol etmek isterseniz, bunu şu şekilde başarabilirsiniz; kulağınıza bir okyanus kenarındaymışsınız, okyanusun sesini dinliyormuşsunuz gibi bir ses ya da güzel bir rüzgâr sesi geliyorsa, bu doğru ujaii nefesidir.

Duruş 2
a) 7-8 kez ujaii nefesi yaptıktan sonra tekrar normal solunumumuza geçip bacaklarımızı bağdaş yapar pozisyondan açıp ileriye doğru uzatıp ellerimizi arkada yere koyup destek alır pozisyonda, omurgamızı yukarıya doğru açarak, bacaklarımızı sallayalım ve rahatlatalım. Özellikle kasıklarımızı rahatlatmak çok önemlidir, çünkü gebelik sırasında bebeğin yaptığı baskı, kasıkların üzerine bir bası hissi yapar ve bu da bacaklardan geri dönüşü yani dolaşım sisteminde geri dönüşü azaltır. Bu nedenle de ayaklarda ödem olur. İşte bu ödemin rahatlaması için mutlaka hafifçe kendimizi geriye doğru atıp, bacaklarımızı sallayarak kasıklarımızı rahatlatmalıyız.

Duruş 2
b) Ayaklarınızı iki yana uzattıktan sonra her iki ayağınızı, ayak bileklerinizden yavaş yavaş dışa doğru çevirerek ve bir süre sonra içe doğru çevirerek, ayak bileklerinizi rahatlatın.

Duruş 3 ve 4
Daha sonra yavaşça sağ ayağınızı kendinize doğru çekip kıvırarak yere oturun ve taban altınıza her iki elimizin baş parmağı ile masaj yapmaya ve rahatlatmaya çalışın. Bilindiği gibi, Çin tıbbında ayağımızın altı, bütün vücut organlarımızın başlangıç noktası gibi kabul edilir yani oraya yaptığımız masaj, vücudumuzdaki organlarımızı rahatlatıcı, onlara masaj etkisi yaratıcı etkisi vardır.

Rahatlayın

Bu nedenle ayak altınızı rahatlatın ve de unutmayın ki gebelikte ayaklarınız aslında her zamankinden daha çok yoruluyor, çünkü hem sizi hem de bebeğinizi taşıyor. Bu nedenle de onu rahatlatmanın, dinlendirmenin çok büyük faydası olur. Aynı çalışmayı bir de sol ayağınızla, sol taban altınızla tekrarlayarak bitirebilirsiniz.


Duruş 5
Daha sonra yeniden bağdaş kurar pozisyona gelip kollarınızı iki yanda nefes alırken yavaşça başınızın üstünde yukarıya doğru, yavaşça avuç içlerinizi bir araya getirin ve nefes verirken kollarınızı açıp yeniden iki yana düşürün. Bu hareketi üç kez tekrarlayın; nefes alırken kollarınız iki yanda başınızın üzerinde, avuç içlerinizi birleştirin, nefes verirken yavaşça kollarınızı iki yana açın ve bırakın.

Duruş 6
Şimdi, yeniden bağdaş kurar pozisyonda otururken, sol avucunuzun içini yere koyun, nefes alırken sağ kolunuzu kaldırın ve bedeninizi sola doğru eğip nefes verin, nefes alırken sağ elinizi kaldırın, avuç içinizi yere koyun ve nefes alırken sol kolunuzu kaldırıp bedeninizi sağ yana doğru eğin. Tekrar nefes alırken, nefes verirken sol kolunuzu indirin, omurganızı dikleştirin, gözlerinizi kapatın ve güzel nefes alıp vermeye devam edin.

Duruş 7
a) Şimdi, çok ağır hareketlerle masa pozisyonuna geçin. Dizleriniz kırık bir şekilde yerde, avuçlarınız açık, her iki eliniz, kollarınız omuz hizasında açık, yani dört ayak pozisyonu; nefes alırken omurganızı aşağı doğru bırakın, karnınızı yere doğru yaklaştırın. Nefes verirken sırtınızı yukarı doğru çekin, çene kemiğinizi göğüs kemiğinize yaklaştırın. Yeniden nefes alıyorsunuz, omurganızı yukarıya doğru açın, başınızı gökyüzüne doğru kaldırın, nefes verirken yavaşça sırtınızı kambur yapn ve çenenizi göğüs kemiğinize getirin. Bu, gebelik sırasında özellikle sırt ağrıları olan hamileler için çok rahatlatıcı bir pozisyondur.

Duruş 8
Daha sonra dinlenmek için ayaklarınızı, ayak parmaklarınızla birleştirin, dizlerinizi bir miktar daha dışa doğru açın, yavaşça dirsekleriniz üzerinde öne doğru eğilin ve alnınızı yere koyup çocuk pozisyonunda dinlenmeye geçin.

Duruş 9
Şimdi ellerinizden destek alarak yeniden kendinizi dizlerinizin üzerinde oturur pozisyona getirin. Ellerinizi ileriye doğru uzatın ve parmaklarınızı birbirine doğru geçirin. Nefes alırken, avuç içleriniz gökyüzüne dönecek şekilde kollarınızı yukarıya doğru kaldırın, nefes verirken parmaklarınızı açıp kollarınızı iki yandan yere indirin. Dizlerinizin üzerinde, ellerinizi yeniden yere koyarak masa pozisyonuna geçin ve burada çok ağır ağır, yerden destek alarak ayağa kalkın.

Ağır hareketler

Özellikle gebelikte ortostatik hipotansiyon dediğimiz bir durum vardır, yani oturur pozisyondan aniden ayağa kalkma ya da yatar pozisyondan aniden ayağa kalkma sırasında küçük bir başdönmesi yaşanır. Bu nedenle hiçbir hareketi hızlı yapmamanız gerekir. Her şeyi çok yavaş ve bedeninize vakit tanıyarak ve yeni aldığınız pozisyona bedeninizin uyum sağlamasını bekleyerek yapmalısınız. Bu nedenle çok ağır hareketlerle ayağa kalkarak ve yogada önemli hareketlerden biri olan dağ duruşu pozisyonuna geçeceksiniz.

ekolay

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Film Izle

Turkce mIRC

Site Chat

Sohbet Site

My From

Head My

Magazin

Msn Bilgisayar