Kategori 'Hayvanlar Alemi' Category
Leylekler 5 ay aramızda kalabilmek içinkışı geçirdikleri ülkelerden dönerler yahut bizde kışsa sıcak ülkelere göçerler.
Bu gidiş geliş hep sürer.
Kırmızı gagalı kuş okyanusları aşarak katettiği 10.000 km lik maraton uçuşu için 6 hafta zaman harcar bu gerçekten takdire şayan bir başarıdır. Uzun bir yolu kateden leylek çok yorgundur ama hiç hedefi şaşırmadan eski bacasına yönelir. 40 m yüksekliğindeki bacada onun yaz tahtı bulunur. Bitkin düşmüş halde gagasını tüylerine gömer. Tüylerini kabartıp huzurla uykuya dalar. Leylekler baharda geri dönerler. Önce erkekler gelir. Onlar telaşlıdırlar zira geçen yılki yuvalarını bulmaları gerek. Yuvalarını saman ve otlarla onarıp hızla yenilerler. Leylek yuvası 1.5 m genişliğinde 50 kg ağırlığında olabilir. İşleri bittiğinde erkek leylek özlem içindebaşını gökyüzüne çevirip dişisinin bir an önce gelmesini umut etmeye başlar.Bir hafta sonra dişi leylek erkek leylek tarafından hazırlanan yuvaya döner ve hemen yerini alır. Leyleklerin selamlama törenleri çok etkileyicidir. Evin sahibi sahibeyi karşılamak için kanatlarını hızla çarpar ve gagasıyla tıkırdar. Etraflarına aldırmadan çift düğünlerini yaşamaya başlar. Baş döndüren bu yükseklikte gerçekleşen bu tutkulu sevgi gösterisinin meyveleri 5 yumurta kadar olabilir. 32 gün sonra tüy yumağı civcivler yumurtalarından çıkmaya başlar.
İşte şimdi anne ve baba leylek için stres başlar. Baba leylek çığırtkan yawrularınınbüyümesini sağlayan solucan,sümüklü böcek,çekirge ve böcekler bulabilmek için harekete geçer.
Bir süre sonra talepler dahada artar fare, kurbağa, balık ve yılan mönüyü süsler. 5 kişilik leylek ailesini doyurabilmek için baba leyleğin günde 5 kg yiyecek toplaması gerekir. Anne leylekse kanatlarını açarak yavrularını yağmur, fırtına ve kızgın güneş karşısında koruyor. Baba leylek yorulduğunda anne leylek ava çıkar. 2. ayını dolduran leylek yavruları ilk uçuş denemelerine başlar. Bu denemeler bazen karın üstü çatıya yapılan bir inişle son bulabilir.
Ama birkaç gün içinde havada süzülüp uçmayı başarırlar. Ağustos sonunda leylekler ailece yine afrika yollarına düşerler. Bir sonraki yıl leylek yavruları ana-babalarının izlediği yolu takip ederek kendi ailelerini kurarlar.

alıntıdır ..
Bilim adamlarının insan sesiyle hayvan sesi arasındaki benzerliklerle ilgili yaptıkları araştırmalar, insanların ve hayvanların ses bakımından bile birbirlerinden farklı yaratıldıklarını ve aynı atadan gelemeyeceğini göstermektedir.
Bu hakikate ulaşan bilim adamları iki varlık arasındaki benzerlik veya farklılıkları tespit edebilmek için uzun yıllar bir dizi araştırmalara koyulmuşlardır. İşe önce hayvanlara insan dilini öğretmeye çalışmakla başladılar. 1968 yılında Washoe adlı şempanzeye işaret dilini anlatmaya çalıştılar. Bu tip deneyler dişi goril Koko ve Sarah adlı şempanzeyle devam etti. İddiaya göre Sarah iki yaşındaki bir çocuk zekâsıyla istediği yemeği anlatabiliyordu. Çok değil, on yıl sonra, araştırmacılar için darbe sayılan haber geldi: New York’lu maymun psikologu Herbert Terrace, Nim adını verdiği denek maymunun, eğitimcilerin jest ve mimiklerini taklit etmekten öteye gitmediğini, kendi fıtri davranış özelliklerini de değiştirmediğini ortaya koydu. Belki de diğer maymunlar, sadece bir parça çikolata veya muza kavuşabilmek için insanlarla tiyatro oynuyorlardı.!
Berlin’li davranış biyologu Philipp Goedekin ve New York’lu zoolog Tom Struhsaker, Doğu Afrika’daki Amboseli Milli Parkı’ndaki araştırmaları sonucunda her hayvanın kendine has iletişim dili olduğunu ortaya çıkardılar. Mesela Afrika maymunlarının değişik sinyaller kullandığı gözlemlenmiştir. Heyecanlı havlama türü bir ses “Dikkat tehlike var!” manasına gelir. Bu sinyali alan bütün sürü, maymun çevikliğiyle ağaçlara sığınırlar.
Ayrıca kısa aralıklı ve şiddetli bir “rraup” sesi, “Tehlike havada, kartal geliyor!” ikazıdır. Eğer tiz bir cırlama sesi çıkarırlarsa, yılan tehlikesi var demektir.
Hayvanların kendi dillerini, bahşedilen fıtratları doğrultusunda ne kadar düzenli kullandıkları ve nasıl kullandıkları ses bilgisayarı ve ses spektrografı analiziyle tespit edilebiliyor. Bilim adamları araştırmalarında insandaki ses özelliği, lisanı ve buna bağlı olarak kendine has kullanımının hiçbir hayvan türüyle kıyas edilemeyecek incelik ve mükemmeliyette olduğunu ortaya koydular. Hayvan türleri ve toplulukları sadece kendi aralarında anlaşma ve haberleşmeyi sağlayan birtakım sesler çıkarırlar. Biyoakustikçiler, hayvanların dillerine o derece kendilerini kaptırmışlar ki, neredeyse bunların bir sözlüğünü de yapacaklar. Burada en önemli husus ise, hiçbir hayvanın harflerin sesini çıkaramamasıdır. Sebebi de insan ve hayvandaki küçük dil ile boğaz duvarı mekanizmasının farklı olmasıdır. Mesela maymunlarda küçük dil ile boğaz duvarı birbirlerine epey uzak durduklarından, harfler teşekkül olamamaktadır. Bilim adamlarına göre bu özellik, canlıların ilk yaratılışlarından bu yana aynı şekilde devam etmektedir.
Amerikalı zoolog Katherine Payne, Washington Hayvanat Bahçesinde bir fil grubu üzerinde yaptığı incelemede, havaya bir ork’un en boğuk ses tonlarını andıran garip titreşimler yayıldığını gözlemledi. Titreşimler 10-15 saniye sürmüştü. Payne, duyarlı ses ötesi ölçüm cihazıyla yaptığı araştırmada fillerin 14-24 Hertz arası çok boğuk bir gürleme sesi çıkardıklarını tespit etti. İnsan ancak 20 Hertzi aşan tonları duyabildiğinden, fillerin çıkardığı sesler sadece karında hissedilen bir titreşim şeklinde algılanıyor. Peki, fillerin bu titreşimleri yaymalarının sebebi nedir? Zoolog Katherine Payne, “Haberleşme” diyor ve ekliyor: “Boğuk tonlar, yani çok uzun dalgalar, bir dal veya ağaç gibi engelleri geçemeyen kısa dalgalardan daha uzaklara gidebilir. Bundan dolayı fillerin bu frekanstaki ‘Gizli iletişim dili’ uzun mesafeli görüşmeler için idealdir.” Araştırmacılar, bir fil sürüsünde birbirinden çok uzakta bulunan fillerin ayın anda birdenbire hareket yönlerini değiştirdiklerini gözlemlemişler. İşte, bizim duyamadığımız fakat fillerin algıladığı bu ses dalgalarıyla gerçekleşmektedir.
Bir başka enteresan hadise, kemirici hayvanların “tamtam”“Bu gümbürtüler ince, ayarlanmış ritmik birimlere bölünmüştür. Her türün kendi haberleşme işareti vardır. Böylelikle yekdiğerine düşmanı haber verir ve aynı zamanda kendi bölgelerinin sınırlarını anlatır.” diyor.
Hawaii Üniversitesi’nden zoopsikolog Louis M. Hermann, benzer metotla balinaları izlemiş, Alaska kıyısında 160’a yakın balina melodisini (ses tonu) kaydetmiştir. Bu kaseti Hawaii’deki balinalara dinlettiğinde, balinalar yollarından ayrılıp Hermann’ın gemisini izlemişler.
Seattle’deki Tıp Enstitüsü’nden Richard Ferraro, katil balinalar (orkalar) ile ilgilenmiş ve denizin bu kabadayılarının dilini ton özelliklerine göre 50 kategoriye ayırmıştır. Buradan anlaşıldığı üzere balinalar ortak bir dilin yanında, her sürüye özel ayrı ses sinyali ile de iletişim kuruyorlar.
İster ıslık çalan yunuslar, ister şarkı söyleyen balinalar, ayak vuran tavşanlar ve homurdanan maymunlar olsun, bütün hayvan dillerinde insanlardan farklı ve tamamen ayn olan ortak üç ana ses bulunduğu ispatlanmıştır: Hırlama, havlama ve uluma. Tabii burada haklı olarak hemen “Kuşlar ne zamandan beri hırlayıp, havlıyor?” diyebilirsiniz. Tabii ki kuşların cıvıltısı, kulağımıza fil homurtusundan farklı gelir. Ancak, hayvanlarda Esperanto tezini geliştiren Dr. Eugene P. Morton’a göre, önemli husus ton yüksekliği değil, tonun akordudur. Buna uygun olarak yapılan tasnifte, hemen hemen bütün hayvanları ürlerine ait ortak hırlama, havlama ve uluma sesleri, frekanslarıyla ayırt edilebiliyor.
Elde edilen kayıtlara göre, hırlama sesi dalgaya benzeyen bir şekil almakta, haylama bir üçgen oluşturmakta ve uluma sesi ise iki ayn nota gibi görünmektedir. Hayvanlar öfkeli oldukları veya saldırıya geçecekleri zaman hırlamakta, dikkat çekmek istediklerinde havlamakta, korktukları veya birine dostça yaklaşmayı hedeflediklerinde ise ulumaktadırlar.
Dikkate değer bir başka husus da hayvanların, hislerini sadece ses sinyalleriyle değil, bazı değişik hareketlerle de ifade edebilmeleridir. Kurtlarda kafanın ve kuyruğun duruşu, fillerde kulakların, hortumun ve kuyruğun hareketleri, kuşlarda vücudun duruşu ve tüylerin kabartılması gibi davranış özellikleri de haberleşme ve iletişimin birer anlatım yönüdür. sesine benzer bir sesle haberleşmeleridir. Evcil ve ada tavşanlarının ayak vurması, bugüne kadar sadece bir heyecan belirtisi sayılıyordu. Bugün ise bu kemirgenlerin arka ayakları ile çıkardıkları gümbürtülü sesin önemli mesajlar taşıdığı anlaşılmıştır. Fransız araştırmacı Pierre Bridelance,
alıntı ..
Kökeni
Türkler
Ana Yurt’ları olan Orta Asya’yı kuraklık nedeni ile; boylar halinde terk ederken ‘Kanglı Türk Boyu’ hayvan olarak yanlarında 3 şeyi getirmişlerdir: At
it ve koyun. At; binek ve çeki hayvanı olarak
it; insan ve hayvanlara bekçilik hizmeti için kullanılıyordu
koyun ise; hem yolculuk esnasında gıda vazifesi görüyordu
hem de tek malları idi.
Günümüzde başlıca Kangal ve çevresinde bulunan Kangal Köpeği ve Kangal Koyunu da
büyük göç sırasında getirilen hayvanların neslinden gelmektedir. Yani her ikisi de özbeöz Türk Malı’dır. Sivas-Kayseri arasında ki bölgede bulunan “Uzunyayla Atı”nın
93 Harbi esnasında Kafkasya’dan gelen muhacirlerce getirildiği söylenir. Bu atlar
Kanglı boyu tarafından getirilmiş
Orta Asya atları
muhtemelen Akhal-Teke atlarının soyundan gelmiş atlar olabilir. Genler üzerinde
mesela Mikrosatelit yöntemi kullanılarak bir araştırma yapılabilir. Eminim ki
Uzunyayla Atı’nın kökeni Orta Asya ve Akhal-Teke Atları olarak çıkacaktır. Bunlar araştırmaya muhtaç konulardır.

Tarihi
Kangal veya Karabaş olarak da bilinen Anadolu Çoban Köpeği uzun çalışma tarihi olan eski bir bekçi köpeğidir. Köklerinin Anadolu’ya 4000 yıldan daha önce gelen Tibet Mastiff ve Romalı Mollosian savaş köpeklerinden geldiği tahmin edilmekte olup
Anadolu’da kararlı koruyuculukları ile besi hayvanlarının düşmanlarına karşı (başta kurtlar ve ayılar) hayvancılıkla uğraşanların çok değerli dostları haline gelmişlerdir. Göçmen çobanlara eşlik etmeleri nedeni ile geniş bir coğrafik alana yayılan Kangal’lar
bu sayede çok farklı büyüklük
tüy yapısı ve renklere sahip olmuşlardır. Ancak tüm bu farklılıklar arasında cinsin kalıcı ve en önemli karakteristikleri olmaya devam eden özellikleri sadakat
bağımsızlık ve dayanıklılıktır. Kangal’ın Amerika kıtasına gelişi ise 1950′leri bulmuş ve 1970′lere kadar sadece besicilikle uğraşanlar arasında tanınmış ve ancak 1980′lere doğru köpek cinsi uzmanları tarafından kabul edilir hale gelmiştir. Ancak bugün de (Anadolu dışında) Kangal’ın genel olarak kozmetik özelliklerinden daha çok faydasından dolayı tanındığını
dolayısıyla daha çok sadık ve etkin bir koruyucu arayışında olan köpek severler tarafından tanındığını söylemek mümkündür. American Kennel Club (AKC) ancak 1996 yılında Kangal’ı cins olarak kabul etmiştir.
Karakter Özellikleri
Kangal kendisini ailesine ve ailesini koruma görevine adamış ciddi bir köpektir. Aynı zamanda geride olmayı becerebilen
iyi huylu ve problem çıkarmayı sevmeyen Kangal
yabancılara karşı çok şüphecidir ve güçlü bir alan anlayışları vardır. Çocuklarla araları iyi olmakla birlikte
çocukların oyun ihtiyaçlarını karşılayacak kadar oyuna istekli olmayabilirler. Ciddi bir bekçi köpeği olarak
şüphe uyandıran herşeye karşı havlama özellikleri vardır.
Bakım
Kangallar her gün uzun yürüyüşler veya ciddi koşularla eksersiz yapmaya ihtiyaç duyarlar. Normal ve serin havalarda dışarda yaşayabilirler. Tüy bakımı minimal olup
sadece haftada bir ölü tüylerden kurtulmaları için fırçalanmaları gerekir.
Sağlık
*Birincil tehlike: CHD (Canine hip dysplasia) / Kalça yerleşiminin anormal olarak gelişmesine neden olan bir iskelet hastalığıdır.
*İkincil tehlike: Entropion / Göz kapaklarının ters dönmesine ve gözleri rahatsız etmesine neden olan bir göz hastalığıdır.
*Yaşam aralığı: 10-13 yıl
*Anestesiye duyarlıdır.
Form ve Fonksiyon
Kangallar zor işleri yapmaya uygun sağlam bir yapıya sahiptirler. Bu büyük
güçlü dayanıklı köpekler hem kolay heyecanlanırlar hem de sabırlıdırlar. Güçlü kemikleri ve büyük kafaları vardır. Kalın bir alt postun üzerinde uzunlukları 2.5 cm ile 10 cm arasında değişen
boyun ve arka kısımlarda göreli olarak daha uzun olan tüylere sahiptirler. Bakışları zekidir ve cesur ama sakin bir koruyucu oldukları yüzlerinden kolayca anlaşılır.
Ağırlık: Erkek 50-68 kg
Dişi 36-54 kg
Boy: Erkek 74+ cm Dişi 68+ cm
Anadolu Çoban Köpeği sizin için doğru seçim mi?
Yukarda genel özelliklerini sunduğumuz Anadolu Çoban Köpekleri bir diğer ismiyle Kangallar
en çok havlamaları ve sert görünüşleri ile besi hayvanlarının korunmasında kullanılmaya uygundurlar. Tehlike hissetmedikleri sürece düşük enerji seviyesine sahiptirler. Gerektiğinde tehlike oluşturan insan ve hayvanları saf dışı bırakacak kadar güçlüdürler. Yanyana evlerin bulunduğu alanlarda
komşuların bahçelerini de kendi alanları içinde sayabilecekleri için bağlı bulunmaları tercih edilebilir. Aksi takdirde komşunuzun bahçesini komşunuzdan korumaya çalışabilecektir. Kangallar aktif oldukları için eşelenmekten hoşlanırlar ve alçak çitlerin üzerinden kolayca atlayabilirler. Çalışmayı severler. Güçlü bir yapıya sahip olmaları nedeni ile hastalıkların ön belirtilerinden veya küçük çizik ve yara berelerden şikayetçi olmayacaklardır
dolayısıyla periyodik kontroller sağlıkları için önemlidir.
Çocuklarla araları iyidir ancak anne ve babanın eğitim amaçlı tavırlarını ve sert oyunları tehlike olarak algılayabilirler. Evde beslenen diğer evcil hayvanları kendi gruplarında kabul ederler. Erkekler yabancı hayvanlara karşı toleranslı değildirler.
Yavru dönemlerinde sahipleri kontrolü eline almazsa
bu otoriteyi Kangal kendisi kullanmaya kalkabilir. Ergenlik dönemlerinde otoriteye karşı çıktıkları zamanlar da olmaktadır. Bu özelliklerinden dolayı Kangallarla otorite (dominantlık) kurmaya yönelik oyunlar oynanması pek tavsiye edilmez. Onun yerine emir (iş) verip bolca ödüllendirmeye dayalı oyunlar Kangallarla güzel vakit geçirmek için tercih edilebilir.
Sürü Koruma Davranışı
Ortalama 300 başlık bir koyun sürüsünü korumak için ikisi erkek biri dişi olmak üzere en az üç yetişkin Kangal köpeğine gereksinim vardır.Kangallar görevlerini genellikle çobandan bağımsız olarak yaparlar.Sürüde en az bir dişi Kangalın bulunması gereklidir.Çünkü dişi köpekler dişi kurtlara karşı daha duyarlıdır.Analık içgüdüleri nedeniyle koruma duyguları daha da gelişmiştir.
Asılardan beri sürü koruma görevi yapan Kangal köpeğinde bu davranış içgüdüseldir.Sürü koruma görevini yaparken farklı zamanlarda farklı davranış şekilleri gösterirler.Sürü meraya ilk çıktığı zaman köpekler sürüden biraz uzaklaşıp etrafı kolaçan ederler.Yaşlı ve deneyimli olanlar arada bir sürüyü kontrol ederler.Genç ve deneyimsiz olanlar sürüden bira daha fazla uzaklaşabilirler.Herhangi bir tehlike yoksa
sürü belirli bir yerde otlamaya başladığında genellikle sürüyü gözlemleyebilecekleri yüksekçe bir yerde yatarlar.(Rüzgarın estiği yöne doğru sürünün farklı yerlerinde yatarlar.)Sürü herhangi nedenle ürkerse
yerlerinden ok gibi fırlarlar
sürüyü tehdit eden kurt gibi herhangi bir yırtıcı hayvan varsa aynı hızla onun peşinden koşarlar.Kısa mesafede kurda kim yetişirse kurdun üstüne atlar (Kurda Çöker) ; Diğerleri de ona yardıma gelir.Kurda yetişme olayı sık görülen bir durum değildir.Genellikle kurt kaçar ve köpeklerde bir süre kovaladıktan sonra sürüye geri dönerler.Bazı köpekler ise inatla kurdun izini takip edip onu yakalamaya çalışır.Kurt kovalayan bazı kangalların birkaç gün sonra sürülerine döndükleri görülmüştür.
Kurtlar genellikle koloni halinde yaşarlar.Dolayısıyla sürüye grup halinde saldırırlar.Kurdu uzun süre kovalayan Kangallar
sürüyü savunmasız olarak bırakırlar.Bazı kurtlar koloniden birini köpekleri peşine takması için görevlendirir
sonra farklı yönlerden sürüye saldırırlar.Çobanların bu durumlar için önlem almaları gerekebilir.Bunlardan biri
köpeklerden bir veya ikisini yanında bağlı olarak yedekte tutmaktır.Diğer köpekler kurdun peşine takılıp sürüden uzaklaşınca yedek köpekler devreye girer.Bu gibi Saldırıları önlemek
çobanın ve köpeklerin deneyimlerine bağlıdır.Daha önce bütün saldırılara mağruz kalmış köpekler kurdu bir süre kovaladıktan sonra geri dönüp sürüsünün çevresinde çark gibi döner ve etrafı araştırırlar.Köpekler geri dönerken bazen bir veya ikisi takibe devam eder.Sürünün yanına dönen köpekler
sürüyü tehdit eden herhangi bir tehlike olmadığını görürse ve hala kurdun peşinde köpek varsa tekrar kurdun peşine düşerler.Köpeklerin bu davranışı
günün değişik zamanlarına göre farklılık gösterir.Gündüz ısrarla kovalarken gece vakti kovalamada fazla ısrarcı olmaz ve sürülerinin başına çabuk dönerler.
Kurdu ısrarla takip eden Kangallar
saldırıyı püskürtüp kısa süre sonra sürünün yanına dönen kangallar kadar uzun ömürlü olmazlar.Bunun iki nedeni vardır birincisi
kurt kapanı denilen tuzağa düşerek kurtlar ; ikincisi
diğer sürülerin köpekleri tarafından öldürülme olasılıklarının yüksek olmasıdır.Israrcı kangallar günün birinde kurtların bir davranış şekli olan ve kurt kapanı adı verilen tuzağa düşüp onlara yem olurlar.Kurt kapanı;kurtlardan birinin sürüye yanaşıp köpeklerin dikkatini çekerek kaçması ve peşinden gelen köpeği sürüden uzak bir yerde
aile fertleri ile pusuya düşürüp öldürmesine denir.
Kangalların diğer sürülerin köpekleri öldürülmesi olayında ise çobanların rolü büyüktür.Bu çobanlar;kurt kovalarken sürüden uzaklaşan cesur bir Kangal köpeğine
dönüşte –koruyup kollamaları gerekirken–kendi köpeklerini saldırttırırlar. Bu ve benzeri olaylardaki çobanın davranışı
eğitimi ve bilinçli olması ile ilgilidir.
Kurdu çok uzun süre kovaladıktan sonra öldüren Kangallar da vardır.Bu uzun takipten sonra kurtlar kurtulsalar da takipte ısrarlı olan Kangalların koruduğu sürülere ikinci kez yanaşmazlar.Sürü emniyetini elden bırakmayan ve kurdu kısa bir süre kovalayıp geri dönen Kangalların sürüleri ise kurt saldırılarına daha fazla maruz kalırlar.
Kurtlar yavrularını büyütünceye kadar
yerlerini belli etmemek için
yuvalarının etrafındaki sürülere zarar vermekten kaçınırlar.Saldırılarını en çok gece ve sabahın erken saatlerinde yaparlar.Kurt saldırılarının ender görüldüğü gündüz vakitlerinde Kangallar
yarı uyku halinde dinlenmesi ile harekete geçerler.Kangallar geceleri daha aktiftir ve sürü yatana kadar sürekli etrafında dolaşırlar;sürü yattıktan sonrada etrafında belirli bir konumda yatarlar.
Çoban
gece uyurken sürünün hareketlenmesi halinde uyanık için
sürü içinden kendine alıştırdığı bir koyunu eline bağlar. Bu koyuna halk arasında”bağcak koyunu” denir.Dinlenmekte olan sürü herhangi bir nedenle hareketlendiğinde bağcak koyunu da harekete geçerek çobanı uyandırır.Çobanın herhangi bir sebeple sürüsünün yanında bulunmaması halinde bile
sürü hareket ettiği zaman
deneyimli ve iyi yetiştirilmiş Kangallar –çoban aramadan– sürüyle birlikte gider ve sürünün korunmasını sağlamaya çalışırlar.İyi bir Kangal köpeği şartlar ne olursa olsun sürüyü asla yalnız bırakmazlar.
Kangallar sürüye yaklaşan yabancı insanlara karşı da sürüyü korurlar.Yaklaşan bir yabancı gördüklerinde bir araya gelip havlayarak ona doğru koşarlar ve onu uyararak onu sürüden uzak tutmaya çalışılar. Çoban müdahale etmez ve yabancı koşarak kaçarsa köpekler onu kovalar ve yaralanmasına neden olabilir.Kangallarda bölge koruması ön plandadır.Sürüden uzak bir mesafeden geçen yabancılara sadece havlayarak varlıklarını bildirirler.
Sürüde kullanılacak Kangalların kardeş olmalarına özen gösterilmelidir.Çünkü kardeş birbirlerini daima kollar ve hiç bir durumda terk etmeler.
Sürüde bulunan Kangallar arasında daima hiyerarşik bir düzen vardır.En güçlü köpek sürünün lideridir.Doğal şartlarda dişi ile o çiftleşir.Aralarında kavga çıkan gençlere o müdahale edip ayırır.Yemek aynı kaptan yenecekse önce o karnını doyurur.
İnsanlara Karşı Davranış
Kangal köpeği sahibine bağlı
yabancı kişilere tepkilidir.Sorumlu olduğu bölgeye –insan dahil– hiçbir canlıyı sokmamaya çalışır.Sahibi yanındayken yabancı kişilere karşı fazla tepki göstermez.Davranış bozuklukları ve istisnalar hariç hemen saldırıya geçmez.Yabancı şahsı birkaç kez havlayarak bekler ve sahibinin komutunu bekler.
Kangal köpeğinin merhamet duygusu gelişmiştir.Normal şartlarda sahibi ve bakıcısına karşı saldırgan değildir.Savunmasız kişilere –özellikle kadın ve çocuklara karşı– uysal ve yumuşak davranır.kangalın iyi huylu olması büyük ölçüde büyüme dönemindeki yetiştirme şekliyle ilgilidir.İnsanlara ve çevreye alışması çok küçük yaşlarda başlar.Henüz gözü açılmamış eniklerin her gün itina ile sevilip okşanması
ileriki yaşlarda insanlarla daha iyi ilişki kurmalarına yardımcı olur.Yavru büyürken her aşamada ona sevgi ve şefkat ile yaklaşılmalı
nelerden hoşlanıp hoşlanılmadığı belirlenmelidir.Hatta ev ve bahçe ortamlarında yaşayan Kangal yavrularına belirli zamanlarda radyo ve televizyon dinletilmesi
onların sosyalleşmelerine yardımcı olur.Ancak tüm bu sosyalleştirme çalışmalarının bir disiplin içerisinde yapılmasına dikkat edilmelidir.
Bazı kimseler
bekçilik etmesi için yetiştirilen köpeklerin ıssız ve karanlık bir yerde dış ortamdan izole edilmiş şekilde yetiştirilmelerini tavsiye ederler.Bu tavsiyeye göre yetiştirilen köpeğin daha saldırgan olup daha iyi koruma yapacağını savunurlar.Halbuki bu şartlarda yetişen bir köpek yeterince güneş ışığı almadığı için sağlıksız olur.Ayrıca insanlarla sağlıklı iletişim kurmadığı için korkak ve ürkek tavırlar sergileyebilir yada aşırı ve hedefsiz saldırganlık gösterebilir.
Bekçilik için yetiştirilen Kangalın görevi
bulunduğu bölgeye yabancı kişilerin yaklaşması durumunda
onları havlayarak uyarmak ve yaklaşmamalarını sağlamaktır.Bekçilik görevi yapan köpekler için saldırma ve yaralama başvuracakları en son davranış şekli olmalıdır.İri ve güçlü bir köpek olan Kangalların yanlış yetiştirilme sonucu saldırganlaşması ve kontrolden çıkarak amaçsızca etrafa zarar vermesi
hem köpek hem de sahibi için tehlikeli sonuçlar doğurur.
Kangal
öldürmek için tasarlanmış bir hayvan değildir.Örneğin pitbull ırkı köpekler gibi öldürmek amacıyla saldırmaz.Bölgesine giden yabancı bir insana saldırmaya kalktığında bu kişi hareketsiz durur veya bulunduğu yere oturursa
Kangal bu davranışı teslimiyet olarak algılar ve sahibi gelene kadar yabancıyı hareketsiz tutmak için etrafında dolaşır.Bu davranış biçimi Kangalların insanlara öldürmek amacıyla saldırmadığına örnektir.Kangal
sahibini ve ailesini koruma görevini yerine getirirken iyi ve kötü niyetli insanları ayırt etme yeteneğine sahiptir.Eğer gelen kişinin kötü niyetli olduğuna inanırsa harekete geçer.Amacı öncellikle düşmanı eyleminden caydırmak ve uzaklaştırmak aksi takdirde teslim almaktır.Mecbur aldığında düşmana ciddi zararlar vermekten çekinmez ve bunu yapacak güce sahiptir.

Köken: Türkiye
Orijin Tarihi: M.Ö. 1000
Grup: İş Köpeği
Yükseklik: 71 - 81 cm
Ağırlık: 41 - 68 kg
Fonksiyonu: Koruma ve çoban köpeği. Koyun sürülerini kurtlardan koruma amacıyla kullanılmıştır ve kullanılmaktadır. Oldukça dayanıklı ve güçlü olması tercih edilmesinin sebeplerindendir.
Yaşam Süresi: 10 - 15 yıl
Tüy Özellikleri: Kısa
sık ve sert tüy yapısı.
Tüy Bakımı: Minimum.
Aktivite: Çok Yüksek
Koruma: Çok Yüksek
Zeka: Yüksek
Eğitilebilirlik: Disiplinli ve programlı eğitim gerektirir.
Çoçuklarla İlişki: İyi.
Karakter: Çok cesur ve dayanıklıdır. Ailesini hayatı pahasına korur. Oldukça sadıktır. Genlerinden gelen içgüdüleri sayesinde mükemmel arama
kurtarma ve çoban köpeğidir. Dışarıyı tercih eder ve oldukça aktifdir. Bu sebeple evde bakılması tavsiye edilmez.
İklim: Serin havayı tercih eder.
Potansiyel Davranış Bozuklukları: -Potansiyel Sağlık Problemleri
: -Irka Özel
* Liderliği seven bir köpektir. İyi eğitilmezse sert mizacı problem çıkarabilir. İlk defa köpek sahibi olacaklara tavsiye edilmez.
* Yabancılara oldukça duyarlı ve saldırgan davranabilir.



| Bu Resim ufaltılmıştır. Buraya tıklayarak orjinal boyutuna çevirebilirsiniz. Orjinal Resim 960×720 Boyutundadır ve 125KB dir. |

alıntıdır ..
Zebraların çoğu gizlenecek fazla yer olmayan açık otlaklarda yaşar. Bu nedenle hayatta kalabilmek için çok hızlı hareket etmek zorundadırlar. Zebraların tüm vücut yapıları bu ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yaratılmıştır. Örneğin bacakları çok uzundur, güçlü kasları ve geniş bir alana sahip olan akciğerleri vardır. Bu yüzden hiç yorulmadan ve yavaşlamadan çok uzun mesafeleri koşabilirler.
Zebraların kemikleri de hafif olmasına rağmen oldukça güçlüdür. Zebraların hiçbirinin çizgileri diğerleri ile aynı değildir. Her insanın kendine özgü parmak izinin olması gibi her zebranın çizgilerinin de kendine özgü şekilleri vardır. Bundan başka zebralar sık sık su içme ihtiyacı hissederler. Suyun olmadığı bölgelerde ise koku duyularını kullanarak çukur açacak bir yer bulurlar ve temiz suyu ortaya çıkarırlar.
Herhangi bir tehlike anında yetişkin zebralar, sürüdeki yavruları koruyabilmek için onları sürünün içerisine doğru iterler. Tüm zebra sürüsü koşarken yavrular daima kalabalığın iç kısmındadır ve daha iyi korunmak için annelerine yakın hareket ederler.
alıntıdır ..
Yemek borularında bir asansör sistemi vardır: Zürafaların boyunlarının uzun olması, ağaçların en üst dallarına kadar uzanıp oradaki filizleri ve bitkileri yiyebilmelerini sağlar. Ancak hiç çiğnemeden yuttukları bu dikenli bitkiler önce dört bölmeli midelerine gider. Zürafalar daha sonra bunları sindirmek için tekrar ağızlarına gönderir ve ağızlarında çiğnerler. En sonunda da tekrar yutarak midelerinin bir başka bölmesine gönderirler. Ancak besinin mideden ağza gidebilmesi için, yuttukları bitkilerin birkaç metre uzunluğunda olan boyunlarından yukarı doğru çıkması gerekir. Yüce Rabbimiz zürafaları besinleri yemek borusundan yukarı doğru çıkaracak asansör benzeri bir sistem ile birlikte yaratmıştır.
Ağız ve diş yapıları ihtiyaçlarına yöneliktir: Zürafaların dilleri 45 cm dışarı uzanabilir. Dişleri ise bir tarak gibi olduğu için sert akasya dallarının dikenlerini ve mineral gereksinimlerini karşılayan kemikleri rahatlıkla çiğneyebilirler.
Renkleri bulundukları ortama uygun olarak yaratılmıştır: Zürafaların benekli derileri, onların kamuflaj yapmalarına uygun olarak yaratılmıştır. Çünkü savan alanlarındaki ortamın rengi ile uyum içinde olmaları, düşmanları tarafından fark edilmelerini zorlaştırır.
Vücutları, hızlı koşmalarını sağlayacak biçimde yaratılmıştır: Zürafalar bir tehlike anında koşarak 50-70 km. hıza ulaşabilirler. Koşmaya başladıklarında başlarını pompalar gibi ileri geri götürür ve kuyruklarını kıvırırlar. Koşarken diğer bir özellikleri ise, diğer hayvanlar gibi ayaklarını çaprazlama atmamalarıdır. Önce ön ve arka sol, daha sonra ön ve arka sağ ayaklarını kullanarak koşarlar. Zürafanın bu koşma şekli, onun vahşi hayvanlar tarafından yakalanmasını zorlaştırır.
Küçük gruplar halinde yaşamaları güvenli bir ortam oluşturur: Zürafalar bütün yavrularına birlikte bakarlar. Yetişkin zürafalar dönüşümlü olarak yavruların başında nöbet tutarlar. Bu güvenlik sistemi sayesinde diğer anneler rahatlıkla yavru zürafaları bırakıp kilometrelerce uzağa yiyecek aramaya gidebilirler.
Yüce Allah zürafaların uyuma şekillerini özel olarak yaratmıştır: Oturduklarında kalkmaları zor olduğundan, boyunlarını arka gövdelerinin yanına uzatarak ayakta uyurlar. Birkaç dakika dışında bütün uykularını bu şekilde ayakta geçirirler. Ayrıca zürafalar hiçbir zaman aynı anda uyumazlar, mutlaka aralarından biri nöbet tutar.
Anne zürafa ve yavru arasındaki iletişim Yüce Allah’ın rahmetinin tecellisidir: Doğumdan sonraki birkaç gün içinde anne zürafa, zamanını yavrusunu yalayarak ve koklayarak geçirir, bu şekilde hem yavru temizlenmiş olur hem de annesinin kokusunu öğrenir. Bu koku, anne ve yavrunun kalabalık bir sürünün içinde birbirlerini bulmaları gerektiğinde işe yarayacaktır.
Herhangi bir zorluk içinde olan yavru, annesinin dikkatini çekmek için çeşitli sesler çıkarır. Annesi de onu sesinden hemen tanır ve yardımına koşar. Zürafalar yavrularını hiç yanlarından ayırmazlar. Saldırıya uğradıklarında ise yavrularını vücutlarının altına iterler ve ön ayakları ile düşmanlarına sertçe vurarak saldırırlar.
Sanıldığı gibi köpekler kolay kolay kokmaz ve sık yıkamak daha iyi temizlik anlamına gelmez. çünkü köpeklerde ter bezleri yoktur. Yani köpekler patileri dışında terlemezler. Dolayısıyla tere bağlı koku oluşmayacağından bizim gibi sık olarak yıkanmaya ihtiyaç duymazlar.
Sık yıkandığında derinin Ph değeri de—gıs—ir ve aslında koruyucu olan derinin üzerindeki yağımsı tabaka kaybolur, köpeğiniz mantar ve uyuz gibi hastalıklara daha duyarlı hale gelebilir.
Genellikle aşılama döneminde doktorunuz yıkamaya zaten izin vermez. Daha sonrasında ise eğer deride medikal bir problem yoksa, ama yıkamak istiyorsanız ayda bir kez yıkama önerilir. —cög—u tüylü köpek sadece fırçalamakla temizlenebilir.
Yıkayacağınız zaman onu önce ılık suyla ıslatmalısınız. Bu işlem için genellikle bir küvet tavsiye edilir. Küvetin altına onun kaymayacağı paspas şeklindeki malzemeden konursa iyi olur. Doktorunuz özel bir şampuan önermediyse köpek şampuanını bir kasede bir-kaç misli su ile —cög—altın. Bir sünger parçası alın. Su ile dilüe ettiğiniz şampuanı emdirip köpeğinizin üzerine sürün.
şampuanı direk dökmeyin ve kesinlikle insan için üretilen şampuan ve sabunları kullanmayın. Köpek şampuanları insan şampaunları gibi üretilmediğinden çok köpürmesini beklemeyin. Kulağına su kaçırmamaya ve gözüne şampuan gelmemesine dikkat edin. Bunun için kulağına vazelinli pamuk koyun. çünkü kaçan su kulakta kronik (uzun süreli) otitis externa dediğimiz dış kulak yolu enfeksiyonuna sebep olabilir.
Durulamayı ılık suyla (sıcak veya soğuk olmayacak) çok iyi yapın. Eğer çok kirli ise aynı işlemi ikinci kez tekrar uygulayabilirsiniz. Sonrasında onu önce bir havlu ile silin ve fön makinesinin ılık ayarıyla (sıcak değil) iyice kurutun. Köpeklerin derileri zor kuruduğundan cereyandan uzakta bir yerde tutun ve mümkünse o gün (en azından 4-6 saat) dışarı çıkarmayın. Kendiniz rahat yıkayamıyorsanız köpek kuaförlerinde yıkatabilirsiniz. Fakat —cög—u kuaför bugün hala şampuan bilincine varamadığından şampuanınızı yanınızda götürürseniz daha iyi olur.
ALINTIDIR ..










