Kategori 'Politika ve Siyaset' Category

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “herkes bu karara saygı göstermek durumundadır” dedi.

Bahçeli yaptığı yazılı açıklamada, AKP’nin kapatılması için açılan davanın Yüksek Mahkeme’nin verdiği kararla sonuçlandığını belirterek, şunları söyledi:
“Milliyetçi Hareket Partisi Anayasal yargı sürecinin AKP’nin kapatılmamasıyla sonuçlanmasından demokrasi adına memnuniyet duymaktadır. Yüce mahkeme kararını vermiş ve dava sonuçlanmıştır. Bu nedenle bu konuda siyasi ve hukuki bir tartışma başlatılmasının hiç kimseye bir yararı olmayacaktır. Herkes bu karara saygı göstermek durumundadır.”

ERDOĞAN VE AKP YÖNETİCİLERİ GEREKEN DERSLERİ ÇIKARMALI

Bahçeli, Erdoğan ve AKP yöneticilerinin de yaşanan bu süreçten gerekli dersleri çıkarması ve anayasal düzenle kavgalı ve devletin kuruluş ilkeleriyle sorunlu olmanın demokratik rejimi tehlikeye atacağını artık anlaması gerektiğini ifade etti. Bahçeli “Milliyetçi Hareket Partisi, terör ve şiddeti siyasi amaç ve araç olarak gören partiler dışında siyasi partilerin kapatılmasına ilke olarak karşıdır. Siyasi partilerin tasfiyesini ancak Türk milleti yapabilecektir. Bunun yöntemi de milli iradenin tecelli edeceği seçim sandığıdır. Parlamenter demokrasilerde egemenliğin yegane sahibi millettir. Siyasi iktidarların meşruiyet kaynağı da milli iradedir. Ancak demokrasilerde milletin verdiği yetki, ülkeyi yönetenler için çok ağır sorumlulukları da beraberinde getiren kutsal bir emanettirö dedi. Milletin verdiği yetkiyle iktidar olanların anayasal düzene uygun hareket etmeleri ve meşruiyet yolundan ayrılmamalarının bir zorunluluk olduğunu da dile getiren Bahçeli, şu görüşleri dile getirdi:

“Başbakan Erdoğan ve arkadaşları millet iradesinin siyasi iktidarlara istediği her şeyi yapmak için verilmiş bir ruhsat olmadığını idrak etmek durumundadır. Bunun aksini düşünmek, demokrasiye inançsızlığın bir ifadesi olacak ve böyle bir anlayış milli iradeyi kılıf olarak kullanarak diktatörlük heveslerinin dışa vurulması sayılacaktır. Siyasi partilerin varlık nedeni olan demokratik rejimin en büyük teminatı, siyasetçilerin fazileti, ahlakı ve liyakatidir.”

Demokratik olgunluk ve uzlaşı kültürünün yeterince gelişmediği, siyasi sorumluluk ahlakının egemen olmadığı bir siyasi yozlaşma ortamında Parlamentonun ve siyaset kurumunun itibar kaybetmesinin kaçınılmaz olduğunu söyleyen MHP lideri Bahçeli, “demokrasiye inanmayanların bunun siyasi ve ahlaki gereklerini yerine getirmeyenlerin, milli irade ve millet egemenliğinin üstünlüğüne sahip çıkamayacakları da bir gerçektir. Böyle bir durumda milli irade de anlamını kaybedecek, demokrasi yolu sandıktan geçen bir aldatmacanın adı olarak kalacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi siyasetin ahlaki bir temele dayanacağı yeni bir siyaset anlayışının egemen olacağı yeni bir dönemin başlatılmasını gönülden istemektedir” dedi.

Haber3.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

CHP lideri Deniz Baykal, Anayasa Mahkemesi’nin kararı ile ilgili ilk açıklamasını yaptı.

Baykal, “Mahkeme krizi çözmemiştir, sadece tespit etmiştir” dedi. Baykal, Anayasa Mahkemesi’nin 10 üyesinin AK Parti’nin “laiklik karşıtı” olduğunu tespit ettiğini söyledi

Haber3.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Anayasa Mahkemesi AK Parti’nin kapatma davasıyla ilgili kararını açıkladı. Anayasa Mahkemesi Parti kapatmak için gerekli 7 oyu bulamadığı için Ak Parti kapatılmadı ancak Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın ifadesiyle “çok ciddi bir ihtar aldı” ve son aldığı hazine yardımının yarısı kesildi.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nin istemiyle 14 Mart 2008 Cuma günü açtığı davayla ilgili 11 üyenin kararını düzenlediği basın toplantısıyla açıkladı.
Haşim Kılıç yaptığı açıklamada 11 üyenin 6’sının AKP’yi kapatılmaması yönünde karar aldığını açıklarken 1/2 oranında verilen yardımın kesilmesi kararının verildiğini söyledi.
Oylamada Haşim Kılıç kapatılmasın oyu verirken. Paksüt, Erten, Özler, Apalak, Ayla, Pektaş kapatılması yönünde oy kullandı. Adalı, Akyalçın, Özgündür, Kaleli ise yardımların kesilmesi yönünde oy kullandı.
Başkan Haşim Kılıç’ın açıklaması şu şekilde:
“61 kişiyle ilgili ilgili siyasi yasak talebi var. Önemli konuların dava konusu haline getirilerek Anayasa Mahkemesi’nin önüne konulmuş olması bizi ve ülkeyi siyasal, ekonomik ve sosyal açıdan önemli sonuçlar doğurdu. 70 milyon halk gözünü Anayasa Mahkemesi’ne dikti. Tabi bu karar bundan önceki başörtüsü kararı diye adlandırılan AK Parti’nin kapatılması en önemli iki dava olarak önümüze geldi.
Bu davaların görülme süreci ile ilgili basın basın organları ve yazarlar ahlaki ve insani değerleri aşarak hakarete uğradık. Arkadaşlarımın duygu ve düşüncelerini ifade ediyorum. Üzüntülerimizi ifade ediyoruz. Bu mahkemenin kendi yaptığı planlama çerçevesinde yapılıyor.
Dışardan gelen baskılar neticesinde planlama yapmadık bundan sonra da yapmayacağız. Bu davaların gerek sosyal, ekonomik ve siyasal boyutları nedeniyle biz bu davanın bir an önce sonuçlandırılmasını istedik. Biz de bu ülkede yaşıyoruz. O nedenle bu konudaki bu davanın önemini toplumu ne kadar ilgilendirdiğini görmezden gelemezdik. Arkadaşlarımızı görevlendiriken bu çerçeveye dikkat ettik.
Raportör deneyimli ve birikimli arkadaştı. Dava ile ilgili raporunu yazdı. Arkadaşımız yanlız başına yazmadı 3 arkadaşımız yazdı.
Raportörün bu konudaki adı geçen arkadaşımızın neden tercih edildiği konusuna gelince başörtüsü raporu da arkadaşımız yaptı. Enine boyuna araştırma yaptı.
Hiç bir arkadaşımız mutlu olduğunu söyleyemez. Demokrasi adına biz de hepimiz ciddi davalarda sıkıntılar yaşıyoruz. Ancak ne yazık ki bu konuda çağdaş demokratik ülkelerle adına anayasal değişiklikler yapılmayıp siyasi parti kapatma gündeme gelir o zaman kuralların değiştirilmesi gündeme gelir. Oysa böyle olmaması gerekir. Kapatma davaları ilgili siyasi partilerin uzlaşması sonucu yapılmasını isterdik. Tartışmalar siyasi parti kapatma davaları ile canlılığını kazandı. Bir kez daha siyasi aktörlerimize seslenmek istiyoruz. Toplum bu konuda rahatsızlık varsa bu konuda uzlaşarak bu değişiklikleri süratle yapmanızdır. Biz toplum olarak hangi kesimden hangi düşünceden inançtan olursa olsun tüm toplumun birlikte yaşamasını elimizden geldiğince göstermeliyiz.
Bundan sonraki siyasi hayatta gerginliği azaltmak adına gerekli çalışma yapılacağına inanıyorum. Arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Ülkenin bu kadar önemli konuda kısa sürede karar aldıkları için teşekkür ediyorum.
AK Parti’yi kapatmama kararı alındı. 1/2 oranında verilen yardımın kesilmesi kararı verildi. Ben red verdim. Paksüt, Erten, Özler, Apalak, Ayla, Pektaş kapatılması yönünde oy kullandı. Adalı, Akyalçın, Özgündür, Kaleli ise yardımların kesilmesi yönünde oy kullandı”
açıklamasını yaptı.

duzcedamla.

aLıntıdır ..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

CHP’li vekil Canan Aritman “Türkiye’de yargının rejimin teminatı olmadığını düşünüyorum” dedi.

CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman, Anayasa Mahkemesi’nin kararının ardından yangıya ağır suçlamada bulunarak, “Bundan sonra Türkiye’de yargının rejimin teminatı olup olmayacağı konusunda bende bir soru işareti oluştu.” dedi.

CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman: Bundan sonra Türkiye’de yargının rejimin teminatı olup olmayacağı konusunda bende bir soru işareti oluştu. Kişisel görüşüm, Anayasa bir kere delindi. Bunda sonra delik deşik bir Anayasa ve delik deşik Anayasa Mahkemesi olur.

Karara muhalefet partilerinden gelen tepkiler şöyle:

CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu: Yargı kararıdır. Herkes saygı duyacak

DTP Genel Başkanı Ahmet Türk: Demokrasi açısından Anayasa Mahkemesi önemli bir karar verdi. Halkın iradesiyle parlamentoya girmiş, grup oluşturmuş partilerin kapatılması doğru değil. Anayasa Mahkemesi başkanının yaptığı açıklama önemli. Parlamento ve siyasi partilere mesaj verdi. Siyasi partilere düşen, çağdaş dünya ile bütünleşen yeni bir Anayasa ve demokratik değerleri içinde barındıran bir siyaset anlayışı oluşturmaktır. Bu anlayış artık ortaya konulmalı. Demokrasi adına bu karara sevindim ama bu AKP’nin yanlışı yol demek değil.

DTP Milletvekili Sırrı Sakık: Anayasa Mahkemesi bizim davamızda da hazine yardımı kararı versin. Biz tüm mal varlığımızı mahkemeye bağışlayacağız zaten.

Haber3.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kapatma davasında sona doğru yaklaşılırken, Milletvekilleri kıyak emeklilik derdine düştü

AKP’nin kapatma davasında artık son aşamaya yaklaşılırken, ortaya çıkacak olası bir erken genel seçime karşı bazı milletvekilleri kıyak olarak nitelendirilebilecek, ayrıcalık sağlama derdine düştü

Anayasa Mahkemesi’nin AKP hakkında kapatma kararı vermesi durumunda erken genel seçim olasılığı ortaya çıkınca, 22 Temmuz 2007 tarihinde ilk defa seçilen bazı milletvekilleri, emekli milletvekillerine tanınan haklardan yararlanmak için gerekli iki yıllık TBMM üyeliği koşulunun kaldırılması için yasa çıkarma arayışına girdi. AKP’li İbrahim Yiğit tarafından verilen yasa teklifi ayrıca, emekli olup da halen milletvekilliği yapanların emekli aylıklarında da yaklaşık 1500 YTL artış öngörüyor.

Anayasa Mahkemesi’nin önceki gün AKP’nin kapatma davasıyla ilgili oturum tarihini 28 Temmuz Pazartesi günü olarak belirlemesinin ardından AKP İstanbul Milletvekili İbrahim Yiğit dün TBMM Başkanlığı’na yıldırım hızıyla bir yasa teklifi verdi. Milletvekillerinin ödenek, yolluk ve emekliliklerine ilişkin hükümleri düzenleyen 3671 sayılı kanunda değişiklik yapılmasını öngören Yiğit’in yasa teklifi, altı maddeden oluşuyor.

En az iki yıl şartı

Emekli Sandığı Kanunu ile TBMM üyelerinin özlük haklarını düzenleyen 3671 sayılı Kanun uyarınca, ilk defa milletvekili seçilen bir kişinin emekli milletvekillerine tanınan haklardan ve yüksek maaş imkânından yararlanabilmesi için en az iki yıl milletvekilliği yapmış olması gerekiyor. Geçen yıl 22 Temmuz’da yapılan seçimlerde TBMM’ye yeni giren 371 milletvekilinden yaklaşık 150’si, daha önce hiç milletvekilliği yapmadı. Dolayısıyla emekli milletvekillerine tanınan haklardan yararlanabilmeleri için en az bir yıl daha milletvekilliği yapmaları gerekiyor.

Anayasa Mahkemesi’nin kapatma kararı vermesi ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın siyasi yasaklı olması durumunda, Erdoğan’ın yeniden TBMM’ye gelebilmesi için AKP yönetimince erken genel seçim planlanıyor. Ancak bu durumda, sayıları yaklaşık 150’yi bulan milletvekilleri iki yılı doldurmamış olacağı için, yenilenecek seçimde tekrar TBMM’ye giremedikleri takdirde emekli milletvekillerinin haklarından yararlanamayacaklar.

AKP’li Yiğit’in yasa teklifi, TBMM üyeleri ile dışarıdan atanan bakanların ‘seçildikleri veya atandıkları’, emekli olanların ise ‘istekte bulundukları’ tarihi izleyen ayın başından itibaren Anayasa’nın 86. maddesi hükümleri ile 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile bu kanunda geçtiğimiz nisan ayında değişiklik yapan 5754 sayılı Kanun hükümlerinden ‘kazanılmış hakları korunmak kaydıyla ilgilendirileceği ve iştirakçilik sürecinde yararlandırılacağı’ belirtildi.

Yasa teklifinin bir başka maddesinde ise 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu ile 5510 sayılı sosyal güvenlik yasasının çıkartılacak kanuna aykırı hükümlerinin uygulanmayacağı öngörülüyor.

Milletvekillerinin emekli vekillere tanınan haklardan yararlanabilmesi için gerekli iki yıllık koşul Emekli Sandığı Kanunu’nda bulunduğu için, bu kanunun Yiğit’in verdiği yasa teklifine aykırı hükümleri uygulanamaz olduğunda, iki yıllık koşul da otomatik olarak ortadan kalkmış olacak.

Yasa teklifi ayrıca, emekli aylığı almaktayken yeniden milletvekili seçilenlerin yaklaşık 1500 YTL’lik temsil tazminatının kaldırılmasına ilişkin mevcut yasa hükmünü de kaldırıyor. Böylece bu durumdaki vekillerin emekli aylıklarında 1500 YTL dolayında artış olacak.

Grubun haberi yok

Yiğit, teklifinden AKP grubunun haberi olmadığını belirtirken, teklifinin sadece, farklı yasalarla düzenlenen milletvekili özlük haklarının tek bir yasada toplanmasını amaçladığını, teklifinin ne temsil tazminatı getirdiğini, ne de iki yıllık koşulu kaldırdığını ileri sürdü.

AKP Grup Başkanvekili Nurettin Canikli ise teklifin iki yıllık koşulu kaldırıp kaldırmadığını bilmediğini belirtti. Ancak, şayet Anayasa Mahkemesi’nin olası bir kararı dolayısıyla TBMM’nin iradesi dışında genel seçime gidilmesi halinde ‘mücbir sebep’ oluşacağını savunan Canikli, milletvekillerinin seçim kararından mağdur olmamaları için iki yıl koşulunun kaldırılmasının doğru olacağını savundu.

Canikli, “Beş yıllık milletvekilliği için seçilmiş bir kişinin, iradesi dışında iki yıl dolmadan vekilliği sona erdiği için bu haktan yararlanamaması, haksızlık olur. Onlara o imkân sağlanmalı. Bunun Hazine’ye getireceği yük de fazla değil. Bir yıl daha vekillik yapmış olsa o haktan zaten yararlanacak, bir yıl önce yararlanması bütçeye de fazla yük getirmez” diye konuştu. Canikli, emekli vekillerin temsil tazminatına ilişkin mevcut uygulamanın Anayasa’ya zaten aykırı olduğunu belirterek, yasa teklifinin bu konudaki hükmünün doğru olduğunu iddia etti.

Kanal D

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

İzmir ve Ankara suyunun arsenikli olduğu iddiaları üzerine 3 bakan ortak basın toplantısı düzenledi.

İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Sağlık Bakanı Recep Akdağ ile Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, “şehir şebeke suları” konusunda, İçişleri Bakanlığı’nda ortak basın toplantısı düzenledi. İşte bakanların açıklamalarından satırbaşları:

Bakan Atalay:

İçme suyunun kalitesiyle ilgili konular değerlendirilecek.

Günümüzde suyun kirliliği dünyada çok önemli konulardan birisi. Uluslararası konularda konu ciddi şekilde değerlendiriliyor.

Dünya Su Forumu gelecek yıl türkiye’de toplanacak. Suyun kaliteside çok önemli değerlendirme konulardadır.

Geçen Bakanlar Kurulu’unda konu değerlendirilmiştir. Bakanlıklarımız ve kurumlarımız arasındaki devam eden işbirliğinin daha da artırılması, yetkililerin bir defa daha uyarılmasına da ihtiyaç duyulmuştur.

AKP olarak suya ne kadar önem verdiğimiz biliniyor. Kaliteli içme suyunun şebeke suyunun bulunması yönünde, çok ciddi kaynak ayırdık.

Bizim politikamızın iki ayağı var. Birincisi yeterli içme suyu olmayan yerlerin içme suyunun karşılanması, ikincisi ihtiyaç duyulan yerlerde yeterli arıtma tesisinin yapılması.

Geçen yıllarda köylerde şebekeli içme suyu olacak, köylerimiz bundan mahrum olmayacak dedik ve KÖYDES’e 4,7 milyar YTL para ayırdık.

Susuz ve suyu yetersiz 2433 köye içme suyu götürülmüştür. Bu çok ciddi bir rakamdır. Yani köylerde her evin musluklarından sular akmaktadır.

Şehirlerimizin su kesintisine uğramaması için çeşitli tedbirler alınmıştır.

Bugün suyun kalitesiyle ilgili konuları ele alacağız.

SUYUN KALİTESİ ŞAKAYA GELMEZ

Suyun kalitesi direk insan sağlığını etkiliyor. Hiç şakaya gelir tarafı yok. Kalitedeki bozulma insan sağlığını etkiliyor. Suyla ilgili temel sorumluluklar, suyun getirilmesi ve sağlıklı bir şekilde sunulması belediyenin görevi. Bunun denetimi Sağlık Bakanlığı’ndadır.

Esas kaynakla ilgili konular ise Çevre ve Orman Bakanlığımızın ve DSİ’nin konusudur.

Belediyeler kanununda, sorumluluklar çok açık biçimde yer almaktadır.

Su hizmetleri tesisinin yapılması belediyenin görevidir. İçme suyunun kalitesinin sağlanması belediyelerin görevidir ve belediyelerin en temel görevlerinden birisi hizmet ettikleri vatandaşa, sağlıklı kaliteli kesintisiz suyu sunmaktır.

Yerel yönetimlerimiz, kanunların kendilerine verdikleri görevi yerine getirme konusunda daha dikkatli davranmak zorundadırlar.

Biz bunu belediye başkanlarımıza, yerel yönetimlerimize bir kez daha hatırlatıyoruz. Yerel yönetimler gerekli tedbirleri almalıdırlar.

Burada gelir bahane olamaz, kaldi ki biz AKP olarak belediyelerimizin gelirlerini sürekli artırdık.

Belediyelerin gelir aktarımında hiçbir siyasi parti ayrımı yapmadık ve her yıl biraz daha artırdık.

2 hafta önce yeni bir kanun çıkardık ve belediyelerimizin gelirlerini yüzde 44 artırdık.

Her ne sebeple olsun, yaz döneminde belediyelerimizin gelirlerini kesmiyoruz. Yaz dönemi gelirleri daha da artıyor.

Sağlık bakanlığı denetimi yapıyor. Elinde belediyelerin su kalitesiyle ilgili raporlar var.

Belediyeler üzerinde hem teftişi hem de yaptırımı artıracağız. Biz bu denetimlerimizi artıracağız. Vesayet yetkimizi daha etkili şekilde kullanacağız.

Tabi ayrıca mülki idare amirlerimiz önemli sorumluluğu vardır. Başta yasalar kendilerine yetkiler vermektedir.

‘VALİ VE KAYMAKAMLAR BELEDİYELERİ DENETLEYİN’

Vali ve kaymakamlarımızın içme suyunun aksamadan sunulması konusunda, denetim sağlama görevleri bulunmaktadır ve biz bu görevlerini de onlara hatırlatıyoruz.

Zaten bakanlık olarak bu konuda vali ve kaymakamlarımızı uyaran genelgeler gönderdik.

Yarın yine yeni bir genelgeyi de yerel yöneticilerimize göndermiş olacağız.

Kimsenin içme suyu konusunu hafife alma hakkı yoktur.

Biz hükümet için üzerimize düşeni yapacağız. Biz de yerel yönetimlerden görevlerini titizlikle yapmalarını bekliyoruz.

Hükümet olarak yaptırımlar konusunda hiç taviz vermeyeceğiz. Teftiş ve yaptırım mekanizmamızı çok ciddi şekilde uygulayacağız.

Görevlerini yerine getirmeyen herkes hakkında gereken yapılacaktır.

Biz hiçbir konuda siyasi parti ayrımı yapmıyoruz. Çünkü bu ayrım yapılırsa cezasını vatandaş çeker.

Yerel yöneticilerimize şu çağrıyı yapmak istiyorum: Valilerimiz, belediye başkanlarımız ve kaymakamlarımızdan çok duyarlı olmalarını, yıpranmış ve eskimiş su şebekelerine öncelik vermelerini, içme suyuna ilişkin tahlilleri sürekli yaptırmalarını ve şeffaf yönetim anlayışıyla kamuoyuyla paylaşmalarını istiyorum.

İki ilçemizde klorlamada bir aksama oldu. 600 vatandaşımız hastaneye gitti. Yani küçücük bir ihmal ne kadar büyük bir sağlık sorununa yol açıyor görüyoruz. Eğer bir aksama varsa anında vatandaşla paylaşılması gerekiyor. Şeffaflık çok önemli çünkü insan hayatını etkiliyor.

İçişleri Bakanı Beşir Atalay’dan sonra Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu sözü aldı

Belediyelerin mutlaka vatandaşlarımıza yeterli miktarda ve kaliteli su vermeleri çok önemlidir.

81 il merkezimizle alakalı bir çalışma yaptık. Bütün su kaynaklarını gelecekteki nüfuslarını tahmin ederek bütün şehirlerin su ihtiyaçlarını incelemek suretiyle eylem planı hazırladık.

Ancak bazı gazetelerde, Türkiye susuz kalacak diye yorumlandı. Bu tamamen yanlıştır.

İçme suyu açısından Türkiye’de sıkıntı yoktur. Türkiye’de şu an 40 milyar metreküp suya ihtiyaç vardır. Elimizde ise fazladan 100 milyar metreküp su var.

Sadece hükümetimiz zamanında ilave 10 milyon nüfusa su getirdik. KÖYDES ve BELDES ile önemli miktarda beldeye su getirilmiştir. Geçmiş yıllara göre büyük bir adım atılmıştır.

Su tesislerinin işletmesi tamamen belediyelere aittir. Belediyenin festival düzenlemesine kıyasla, sağlıklı su vermek öncelikli görevidir.

1994 sonunda itibaren sürekli sağlıklı su vermeye başlanınca hastalıklar tamamen ortadan kalkmıştır.

SAĞLIKLI SU ÇOK ÖNEMLİ

Sağlıklı su çok önemlidir. Sağlıklı su verilmediği zaman faturası çok ağırdır.

Pınarlara, barajlara mutlak suretle içine hiçbir şekilde hayvan girmemesi gerekir.. Etrafı mutlaka korunması, yakın çevresindeki zirai mücadele ilaçlarının kullanılmasına müsaade edilmesi ve bunların kontrol edilmesi gerekir.

Özellikle bunların denetlenip denetlenmediğini kontrol edecek ve ihmal gösterenlere gerekli cezalar verilecektir.

Maalesef arıtma tesislerinde yeteri kadar eleman olmadığı için, arıtma tesislerinin çok sağlıklı şekilde işletilmediğini görüyoruz.

Dezenfeksiyonun çok daha önemli olduğunu vurgulamam lazım. Arıtma tesisi iyi çalışmıyorsa, sağlıklı bir su beklenemez.

Bazı belediyelerdeki arıtma tesislerin, klorlama yapılıyorsa, kloratörlerin bozuk olduğunu görmek bizleri üzmektedir.

Şebekelerde çok büyük problemler var. Türkiye’de pek çok belediyelerdeki içme suyu şebekesinin sağlıklı olmadığını biliyoruz.

Bazen şebekelerde arıza oluyor yada kırık oluyor. Bunu yenilediği zaman vanaları kapatıyor, dışarıdaki basınçla kirli suyun oralara girmesi, su kesintisi olayında daha zararlı.

Şebekenin yenilenmesi ve işletilmesi konusunda mutlak suretle bunların özen gösterilmesi gerekir.

Şebekenin bazı düşük noktalarında zaman içinde bazı kirli maddeler birikmektedir. Mutlaka tahliye vanaları konulmalıdır ve şebekenin bakımının yapılması gerekir.

Özellikle dezenfekte edilmeyen suda daima hastalık riski vardır. Bunun için dezenfeksiyon arıtmanın en önemli unsurlarından biridir. Bunların kontrol edilmesi şarttır.

Haber3.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

CHP’de “temiz eller” operasyonu ! Genel merkezin müdürü ve muhasebecisi kovuldu!

CHP Genel Merkez’in genel müdürü Gürsel Görgülü, görevinden uzaklaştırılırken 13 yılı aşkın süredir muhasebe müdürlüğü yapan Ertuğrul Kaya’dan da odasını boşaltması istendi.

CHP’nin Anayasa Mahkemesi’nin hesaplarını incelemesinin ardından kendi içinde başlattığı “temiz eller” operasyonu, önce genel müdürü koltuğundan etti. İş sözleşmesi fesholan ve tazminatı ödenen Gürsel Görgülü’nün ortağı olduğu şirket aracılığıyla Çankaya Belediyesi’nden ihaleler aldığı konuşuluyor.

Anayasa Mahkemesi’nin suç duyurusunda bulunulmasına karar verdiği ve 1 trilyon liraya yakın kayıp paranın ardından kendi içinde inceleme başlatan CHP yönetimi, tüm muhasebe işlemlerinde imzası bulunan Genel Merkez Muhasebe Müdürü Ertuğrul Kaya ile de yollarını ayırmaya hazırlanıyor. Kaya’dan 9. kattaki odasını boşaltması istendi.

Genel Sayman Mustafa Özyürek’in, parti dışından donanımlı bir muhasebeciyi genel merkezde görevlendireceği konuşuluyor.

Akşam

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Reuters kapatma davasında “rol oynayan” kilit isimleri teker teker inceledi

TAYYİP ERDOĞAN: 54 yaşındaki Erdoğan savcı tarafından İslami faaliyetlerde bulunmakla suçlanıyor. 5 yıl partili siyasetten uzak kalmakla karşı karşıya. Suçlamaları reddediyor. AKP’nin lideri olan Erdoğan aynı zamanda Türkiye’nin en popüler politikacısı. 2003’te Başbakan olduktan sonra AB ile müzakerelerin açılmasına ve yüksek hızda ekonomik büyümeye öncülük etti. Ancak İslamcı geçmişi nedeniyle laik elitler tarafından güvenilmeyen bir isim. İstanbul Belediye Başkanlığı yaptığı 1999 yılında okuduğu bir şiirin çok İslamcı bulunması nedeniyle kısa bir süre hapis yattı. Erdoğan Türk toplumunun kutuplaşmasına sebep olmakla suçlanıyor.

ABDULLAH GÜL: 57 yaşındaki Gül İslami faaliyetlerde bulunmakla suçlanıyor. 5 yıl partili siyasetten uzak kalmakla karşı karşıya. Cumhurbaşkanlığı’na seçildiği için artık AKP’nin bir üyesi değil. Bu nedenle eğer yasaklı duruma gelirse görev süresi dolana kadar bu yasak uygulanmayacak. 2007 yılında AKP’nin kontrol ettiği parlamento tarafından seçilen Gül, Türkiye’nin AB üyeliğinin mimarı olarak uluslararası saygınlık kazandı. Ancak İslamcı geçmişi nedeniyle laik elitler tarafından güvenilmeyen bir isim. AKP’nin kendisine gönderdiği tüm yasaları ve tüm atama kararlarını onaylamakla eleştiriliyor.

HAŞİM KILIÇ: Muhafazakar bir isim ve AKP politikalarına yakın olduğu biliniyor. 11 yargıç kapatma davası konusunda oylama yaptığında kilit rol oynayacak. Birçok zaman hükümet lehinde oy kullandı. Mahkemenin en eski üyelerinden biri. Daha önce iki İslamcı partinin kapatılmasına da karşı çıktı. Gül, kendisini geçtiğimiz Ekim ayında başkan olarak atadı. Daha önce 8 yıl yardımcılık görevini üstlenmişti.

OSMAN PAKSÜT: Mahkemenin sert (hardliner) isimlerinden biri olarak biliniyor ve AKP’nin kapatılması yönünde oy kullanması bekleniyor. Türkiye’de laiklik konusunda oldukça sesi çıkıyor. Türk medyası, AKP’nin kapatma davası açılmadan önce Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ ile yaptığı görüşmeye dikkat çekti. İstihbarat servisi tarafından izlendiği yönünde bir şikayeti oldu.

ABDURRAHMAN YALÇINKAYA: Aşırı laik bir isim. Birçok siyasi parti kapatma davasına baktı. Yargıtay Başsavcısı. Yalçınkaya AKP ve üyelerine karşı detaylı kanıtları olmayan dosya hazırlamakla ve iddianamenin çoğunu üyelerin konuşmalarına ve gazete haberlerine dayandırmakla eleştiriliyor. Şu anki görevine eski Cumhurbaşkanı laik Ahmet Necdet Sezer tarafından atandı.

CEMİL ÇİÇEK: Avukat ve eski Adalet Bakanı olan Çiçek, AKP’yi mahkemede savundu. AKP içindeki milliyetçi grubun liderlerinden biri olarak gösteriliyor. Siyaset yasağıyla karşı karşıya olan 71 isimden biri değil. Erdoğan’ın yasaklanması durumunda başbakanlığa geçecek olası adaylardan biri olduğu söyleniyor.

Haber3.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

ABD’deki museviler Türkiye’deki ABD karşıtlığına şaşırdı, nedenini Bakan Babacan’a sordu..

Babacan, Ekim ayında yapılması beklenen BM Güvenlik Konseyi’nin geçici üyeliği seçiminde Türkiye’ye destek arayışı çerçevesinde New York’ta BM Genel Sekreteri Ban Ki-Mun, Musevi Cemaati, Arap grubu ve İKT ile görüştü.

Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan’ın, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Mun ile görüşmesinde, Kıbrıs ve Irak konularını ele aldığı öğrenildi.

Edinilen bilgiye göre Babacan ve Ban Ki-mun, Kıbrıs konusunda, iki tarafın liderlerinin çözüme yönelik kararlı bir görüntü sergilediklerini karşılıklı olarak müşahade etti. Babacan, Kıbrıs’ta çözüm için Türkiye’nin temel gördüğü, iki kesimlilik, siyasal eşitlik ve Türkiye’nin etkin güvencesi gibi parametreleri tekrarladı.

Irak konusunda ise Ban Ki-mun, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Irak ziyaretini yakından izlediğini belirtti ve Başbakan’ın ziyaretinin başarılı geçtiğine tanık olduğunu anlattı. Suriye-İsrail arasında Türkiye’nin aracılığıyla yürütülen yakınlaşma sürecine ilişkin bilgi soran BM Genel Sekreteri, bu konuda Babacan’ın söylediklerini dinledi.

MUSEVİ TEMSİLCİLERLE GÖRÜŞME

Babacan’ın, ABD’deki kimi Musevi kuruluşların temsilcileriyle de bir görüşme gerçekleştirdiği öğrenildi.

Bu görüşmede de Musevi kuruluş temsilcileri, Türkiye’nin her zaman Museviler’e kucak açmış bir ülke olduğunu vurguladılar. Musevi kuruluş temsilcileri, BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliği seçim prosedürüne ilişkin de bilgi aldılar.

Musevi kuruluş temsilcilerinin ayrıca, Suriye-İsrail yakınlaşmasındaki gelişmeleri Babacan’a sorduğu ve Babacan’ın da bu konuda bilgi verdiği öğrenildi. Babacan, Suriye’nin dışlanmaması gereken önemde bir ülke olduğunu ve Suriye’yi angaje etmenin önemli olduğunu kaydetti.

Musevi kuruluş temsilcilerinin, İran’ın nükleer dosyasına ilişkin Türkiye’nin politikalarını ilgiyle izlediklerini ifade ettiler ve Babacan da, son gelişmelerle ilgili bilgi verdi. Musevi kuruluş temsilcileri, Ermenistan ile Türkiye arasında gündeme gelen ‘‘futbol diplomasisine’’ ilişkin de bilgi sordular.

Kamuoyu yoklamalarında, Türkiye’de ABD karşıtlığının yüksek oranda çıkmasına şaşırdıklarını ifade eden Musevi kuruluş temsilcileri, ‘‘Bu anket sonuçları, iş çevrelerinin iyi ilişkisini yansıtmıyor’’ derlerken, kamuoyu yoklamalarından çıkan sonuçların neye bağlanması gerektiğini sordular. Edinilen bilgiye göre Babacan, Irak ve ABD Kongresi’ndeki 106 sayılı Ermeni tasarılarına işaret etti. Babacan, son dönemde ABD ile Türkiye arasında, PKK’ya karşı yürütülen işbirliğinin ardından bu kamuoyu yoklaması sonuçlarının değişeceğine inandığını bildirdi.

ARAP GRUBU VE İKT İLE TOPLANTI

Babacan, BMGK üyeliğine destek çerçevesinde Arap grubu ve İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) temsilcileriyle de biraraya geldi. Her iki toplantıda da Türk tarafına, Türkiye’nin barış ve güvenlik içinde müreffeh bir Ortadoğu kurulması çabalarına takdir ifade edildi. Özellikle Filistin sorununa adil ve kalıcı bir çözüm çabalarında Türkiye’nin rolüne işaret edildi ve sorunların diyalogla çözülmesi yönünde Türkiye’nin yaklaşımlarından övgüyle sözedildi.

İKT üyeleri Babacan’a, kendileri için önemli konularda Türkiye’nin sürekli yanlarında yer almasından duydukları memnuniyeti dile getirdiler.

Haber3.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yeni Oluşum Hareketi için çalışmalara başlayan Şener için ilginç bir analiz…

AKP’den istifa eden Abdüllatif Şener’in, kendi partisini kurmak için yola çıkması, Almanya’nın önde gelen gazetelerinden Die Welt’e konu oldu.

Gazete, “AKP kurucularından Şener politik intihara mı girişiyor, yoksa Türkiye’nin geleceğini değiştirmek için adım mı atıyor?” sorusuna yanıt aradı.

Boris Kalnoky imzalı yorum haberde, Şener’in Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın arkadaşı olduğu, ancak laik kesimin de birlikte yaşayabileceği bir mutabakat adayı olduğu belirtildi. Kendi partisini kurmak için AKP’den istifa eden Abdüllatif Şener’in bu adımının ardında, Anayasa Mahkemesi’nin AKP’yi kapatma davasının bulunduğu da belirtildi.

‘Şener daha merkezde’

Şener’in Erdoğan’dan daha merkezde olduğu, tabiatıyla “AKP bıyığı” taşıdığı ve türban gibi temel parti politikalarını desteklediği belirtilen yazıda, “Büyük soru şu: Şener bir intihara mı girişiyor, yoksa Türkiye’nin geleceğini değiştirmeye adım mı atıyor?” denildi.

Haberde, 9. Cumharbaşkanı Süleyman Demirel’in de yeni partinin kuruluşunda etkili olduğu söylentisinin kulislerde yayıldığına yer verildi.

Pek çok Türk’ün, türbanı birinci öncelik sırasına koyan AKP ile Türkiye’nin Atatürk çağdaşlığına 1930’dan beri bağlı olduğunu söyleyen muhalefet arasındaki güç çekişmesinden bıktığı kaydedilen haberde, bir merkez partisinin eksikliğinin duyulduğu da belirtildi.

Milliyet

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Film Izle

Turkce mIRC

Site Chat

Sohbet Site

My From

Head My

Magazin

Msn Bilgisayar